OLAĞANÜSTÜ. Bu sene içinde okuduğum en iyi kitap Mary Shelley'in Frankenstein ya da Modern Prometheus kitabıydı. Hatta daha geçenlerde bin kitap hesabımda bu kitabı tekrar tekrar okumak istediğimden bahsetmiştim. Frankenstein bundan sonra benimle birlikte yaşayacak diyebilirim. Büyüleyici bir kitap, derdim…devamıOLAĞANÜSTÜ.
Bu sene içinde okuduğum en iyi kitap Mary Shelley'in Frankenstein ya da Modern Prometheus kitabıydı. Hatta daha geçenlerde bin kitap hesabımda bu kitabı tekrar tekrar okumak istediğimden bahsetmiştim. Frankenstein bundan sonra benimle birlikte yaşayacak diyebilirim.
Büyüleyici bir kitap, derdim eğer tek bir cümleyle anlatmak isteseydim. Saatlerimi, hayır haftalarımı bu kitap ve bu film hakkında konuşarak harcamak istiyorum.
Konuya nereden, nasıl, hangi şekilde gireceğimi bile şaşırmış bulunmaktayım inanın ki. Son zamanlarda izlediğim en iyi filmdi, müzikleri, kostümler, karakterler... Sahne! Böyle bir kalite olamaz, bu film onlarca ödül kazanırsa asla şaşırmam, son zamanların en kaliteli, en muzzam işçiliği bence. Atmosferi, 3 saniye bile sürmeyen sahnelere gösterilen o muazzam özen elbet karşılığını da alacaktır.
Gotik biri olarak Frankenstein ile "âşk" yaşamam çok doğal evet, beni ona âşık edecek binbir türlü unsur var, Victor Frankenstein'dan bahsetmiyorum bu arada. Direkt olarak "Frankenstein" fikrinden bahsediyorum.
Bana hissettirdiklerini kenara bırakırsak, konu kısaca Victor Frankenstein'in Tanrıyla olan mücadelesi, yaşamı ve ölümü kontrol altına almak istemesi ve bunun sonucunda "yarattığı bir canavardan" kurtulmaya çalışması diyebilirim.
Oysa Frankenstein'in bildiği tek şey "Victor" idi, bu yüzden dış dünyayla tanışmadan önce yalnızca onun adını sayıklamıştı, yeniden doğmuş bir bebek gibi, bildiği ve gördüğü tek şey, Tanrısı Victor idi. Kul(Frankenstein) kulluğunu yapıyordu yapmasına ama Yaradan (Victor) gerçekten yaratıcı mıydı?
Bence Frankenstein'i en etkili kılan şey Tanrıyla olan rekabeti sonrası "yaratıcının da yarattığına karşı sorumluluğunun olması"nı anlaması.
"Only Monsters play God", Victor yarattığı "canavardan" daha canavar bir şeye dönüşüyordu ve egosu ve tatminkarsızlığı, Tanrıyı ve toplumu yenebilme tutkusu en sonunda onu ve sahip olduğu her şeyi kaybetmesine neden olacaktı.
Filmi en etkileyici kılan başka bir unsur ise "pov" değiştirerek ilerlemesi, kitabı okuyanlar filmi izlerken ayrı bir zevk duyacaklardır bu konuda. Başta Vicyor'un yani "Tanrının" hikayesini, olayın onun için ne anlam ifade ettiğini izliyoruz, sonra da Canavarın, dilimize pelesenk olmuş adıyla Frankenstein'in.
🌑"Belki de Tanrı maharetsizdir!"
Filmin en başında yer alan o mahkeme sahnesinin küçük bir repliği ama gören gözler ve anlayan beyinler için tüm felsefe bu cümlede saklı.
Böyle konuşmak yerine filmi izlemiş biriyle karşılıklı konuşmak istiyorum, içim içime sığmıyor, devamlı olarak bu filmi konuşmak istiyorum.
🌑Alıntının devamı;
"Belki onun (tanrının) hatalarını bizim düzeltmemiz gerekir! Bu ihtiyarların sizi susturmasına mahal vermeyin! Cevaplara ancak başkaldırmak zorunda kaldığımızda, korkudan ve korkakça dogmalardan arındığımızda ulaşabiliriz!"
T Tüylerim diken diken, hepimizin yüzlerce kez keşfetine çıktığından emin olduğum film. Peki gerçekten kaçımız bu filmi izledik? Her gördüğümüzde kaydedip kaydırmaya devam ettik. Ben de öyle yaptım, tâ ki bugüne kadar. Film muhteşem bir eleştiri içeriyor, yalnızca aksiyon ve…devamıT Tüylerim diken diken, hepimizin yüzlerce kez keşfetine çıktığından emin olduğum film. Peki gerçekten kaçımız bu filmi izledik? Her gördüğümüzde kaydedip kaydırmaya devam ettik. Ben de öyle yaptım, tâ ki bugüne kadar.
Film muhteşem bir eleştiri içeriyor, yalnızca aksiyon ve gerilim değil Koredeki ve hatta dünyadaki çürümüşlüğün, toplumun, insanların aynası gibi adeta. O kadar karmaşık ki duygudurumum gerçekten nereden gireceğimi ne söyleyeceğimi bilemiyorum.
Gözlerim dolu dolu, sinirden tırnaklarımı etime geçirirken buldum kendimi. Hepimiz her gün bu vakaları duyuyoruz, peki hangimiz gerçekten bu davanın peşine düşüp en azından sonucunu takip ediyoruz ki? Bizim işimiz değil, diyeceksiniz evet bizim işimiz değil günümüz Türkiyesinde de sonucu zaten biliyoruz. Peki, bildiğimiz hâlde neden hiçbir şey değişmiyor?
Film tam olarak Silenced filmindeki gibi polis teşkilatının çürümüşlüğünü ele alıyor, Korenin 90-00lı yıllarda yaşadığını biz günümüzde yaşıyoruz.
Park ve Cho işini doğru yapmayan, gücünü de kötüye kullanan dedektiflerdir. Bir gün kasabalarında meydana gelen cinayetle birlikte Seul'den gelen Seo Tae-Yoon ile birlikte çalışmaya başlarlar.
Katil cinayet üstüne cinayet işlerken hiçbir delil bulamadıkları gibi var olan delilleri de koruyamazlar. Bu dönemde aynı şekilde büyük bir gösteri ve eylemler de yapılmaktadır. Araştırmadım ancak toplumsal çürümüşlüğün dibini sıyırdıkları dönemde Silenced filminin çekilmesini sağlayan asıl adıyla Gwangju Inhwa Okulu olayının ortaya çıkmasıyla düzen karşıtı yapıldığını düşünüyorum bu eylemlerin. O dönem büyük ses getirmiş ve Kore'yi sallamış.
Her geçen gün halk daha çok öfkeleniyor basın daha çok üstlerine bindiğinden halk arasındaki bir dedikoduyu gerçek varsayarak akli dengesi bulunmayan Baek'e işkence ederek olayları ona yıkmaya çalışırlar, Seul'den gelen Seo Tae-Yoon ise zaten bu iki kanka ile asla anlaşamaz. Park ve Cho'nun deliye yaptıkları muameleyi görmezden gelir ve artık elini taşın altına sokmaya karar verir. O üç cinayeti birbirine bağlayan detayları (kırmızı kıyafet ve yağmur yağması) bulurken bu sürede Park ve Cho Baek'in ayakkabısını alarak cinayet alanında sahte deliller yaparlar, günlerce işkence yapılan Baek ise cinayet alanında yapılan bir "canlandırma" ile dışarı çıkabilir o sırada öfkelenen halk günlerdir kanıtsız bir şekilde işkence görmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle bir şekilde Baek'i kurtarırlar.
Günler geçtikçe hiçbir şey bulamazlar, bu süre zarfında garip fantezisi yüzünden katil sanılıp gözaltına alınan ama gözaltında katil olmadığı anlaşılan başka bir adamı daha yakalarlar ama suçu üstlenecek birine ihtiyaç olduğundan, işkence ile suçu bu adama atmaya çalışırlar Park ve Cho.
O sırada katil ile ilgili ilk ipucunu memur olmasına rağmen erkeklerin çaylarını getirip yiyeceklerini servis etmekten başka bir iş için kullanılmayan bayan Kwon sayesinde bulurlar.(Ki bence burası özellikle konuşulmalı, Kore'deki çalışma ortamındaki cinsiyet eşitsizliğini çok iyi gösteriyorlar.)
Bayan Kwon her cinayette belirli bir şarkının çaldığını fark eder. Seul'den gelen Seo Tae-Yoon ise işini doğru yaparak katilin sağ bıraktığını bilmediği bir kadın bulur ve onunla konuşmaya çalışır, kadının yaşadığı şeyler psikolojisini bozmuş ve çok korkak biri hâline gelmiştir bu sebeple Bayan Kwon kadının yanına gelir ve tüm olayı kayıt altına alarak kadının konuşmasını sağlarlar. Kadının söylediğine göre katilin elleri yumuşacıktır oysa ki yakaladıkları ikinci adamın elleri inşaat işçisi olduğu için nasırlı ve oldukça serttir. Ellerinde somut bir kanıt olduğu için bu adamı sonunda serbest bırakırlar.
Seo Tae-Yoon ile Park bu olaylar yüzünden kavgaya tutuşur ve dövüşmeye başlarlar, müdürün de gelmesiyle bu kavga daha da büyür, bayan Kwon bu erkeklere daha fazla dayanamaz ve bağırıp onları durdurur, daha sonrasında eline aldığı kasedin sesini açarak "o" şarkıyı açar, Seo Tae-Yoon hemen cama koşarak camı açar ve yağmur yağdığını görür.
Müdür hemen destek ekip istese de tüm polisler merkezdeki gösteri için koşullandırılmıştır. Bayan Kwon ise şarkının gönderildiği adresi ve ismi arar.
Sabah olduğunda başka bir cinayet daha işlenmiştir. Artık gittikçe çıkmaza giren dedektifler şarkıyı gönderen kişinin adresini ve ismini bularak gözaltına alırlar.
Gözaltına aldıkları Park Hyeon-gyu ise polislerin masum insanlara işkence ettiğini bilen, bu yüzden sessiz kalmaya ve az konuşmaya çalışan biridir. Ayrıca katilin elinden kurtulmuş o kadının anlattığı gibi biridir. İpler zaten tam olarak Hyeon-gyu nun gözaltına alınmasıyla kopar.
Veaire vesaire... Film Park'ın işadamı olduktan sonra, yani yıllar geçtikten sonra, o ilk cinayet yerine gelmesi ve oradaki kız çocuğundan ondan önce bu yere gelip "burada uzun zaman önce bir şey yaptım ve gelip bakmak istedim" diyen bir adamın varlığını öğrendikten sonra Park'ın kameraya, katilin gözlerinin içine bakmasıyla biter.
Yani filmde de gerçek hayattaki gibi katil yakalanmamıştır.
Tâ ki 2019 yılına kadar. İşin trajikomik kısmı da burada başlar çünkü zaten yakalandığında hapishanedeymiş. Karısının kız kardeşine tecavüz edip öldürdükten sonra hapse atılmış ancak 2019a kadar başka hiçbir suçuyla ilgisi çözülememiş. 2019da bulunan DNA ile kendi DNA sı örtüşene kadar...
Bu kanıttan sonra 30dan fazla tecavüzünü ve 14 cinayetini itiraf etmiş.
Ve bunlardan yargılanmış, dememi beklerdiniz galiba ben de öyle demeyi çok isterdim.
Ama hayır, bu suçlarını itiraf etmesine rağmen "zamanaşımı" olduğu gerekçesiyle işlediği tecavüzlerin ve cinayetlerin hesabını hiçbir zaman vermemiş.
Az önce aylar önce Şifacı Günceleri önerdiğim küçük kız çocuğu gelip daha dün gelen ve kendim almak istediğim 12 Ciltlik seriyi de aldı ve gitti... Hayaller ve hayatlar... İşin kötüsü ben çalışıyorum da o parayı veremem kız babasını tutmuş getirmiş…devamıAz önce aylar önce Şifacı Günceleri önerdiğim küçük kız çocuğu gelip daha dün gelen ve kendim almak istediğim 12 Ciltlik seriyi de aldı ve gitti...
Hayaller ve hayatlar...
İşin kötüsü ben çalışıyorum da o parayı veremem kız babasını tutmuş getirmiş şak diye aldılar hayır satışını da ben yaptım ya çok üzdü bir de Yona The Dawn önermiştim onu da almak istiyormuş😭
Ezgiden bana benden de minik kız çocuklarına yadigâr bu eserler HDWPNDPENDPE
"nerelerdesin sen yokluğun çok hissediliyor" AAAAAAA!!!! Çok mutlu oldum ya😭🖤 İşe girdiğimden beri belirli bir düzenim kalmadı, bir gün 1-10 ertesi gün 9-6 çalışıyorum uyku düzenini bırak zaman algım kalmadı artık, ne bir film ne bir dizi ne bir kitap…devamı"nerelerdesin sen yokluğun çok hissediliyor"
AAAAAAA!!!! Çok mutlu oldum ya😭🖤
İşe girdiğimden beri belirli bir düzenim kalmadı, bir gün 1-10 ertesi gün 9-6 çalışıyorum uyku düzenini bırak zaman algım kalmadı artık, ne bir film ne bir dizi ne bir kitap hiçbir şeye ayıracak vaktim yok, haftada 1 gün iznim var, onlarda da üniversiteler açılmadan sanal arkadaşlarımla buluşuyorum JSPJSPWMEPEFKWĞ
Sadece sabahları yemek yerken yarım saat bir saat Kuzey Yıldızı izliyorum, o da boka sardı tabiri caizse.
Yıldız ve Kuzey evlendikten sonra sarmadı cidden o yapaylık, diziye sonradan katılan amca, pembenin çıkışı, ömerin terk edişi falan filan derken gerçekten çok sıkıyor artık. Önceleri aşırı cringe ve bayağı sahnelerde bile izlettiriyordu kendini, Sefer sağ olsun izliyordum yani, şimdi Sefer sadece Ruhi ve mal amcasıyla takılıyor o bile sarmıyor.
Beğenmedim diziyi, sadece Sefer ve Nahide için izliyorum. O kadar bayağı bir hikâyesi, oyunculukları var ki anlatamam hani hiç oyunculuk yok abi sanki kamerayı koymuşlar oyuncular da kendi kendine çekmiş diziyi, çocukken evcilik oynarken bunlardan daha inandırıcı rollerde oynuyordum cidden.
Yıldız çok kafa ütülüyor, Kuzey aşırı geri zekalı, kızlar birbirinden mal, sevgilileri daha da mal.
Bugün ben büyüdüm. Evet büyüdüm, bugün inanılmaz bir aydınlık seviyesine yükseldim, erdim sanki. Sabah kalkıp 4 yıllık sanal arkadaşımla ilk kez buluşmak için hazırlanmaya başlamışken tercihlerin açıklandığını gördüm, kalbimde bir korku, zaten en hassas olduğum konu, asla tenezzül bile etmedim.…devamıBugün ben büyüdüm.
Evet büyüdüm, bugün inanılmaz bir aydınlık seviyesine yükseldim, erdim sanki.
Sabah kalkıp 4 yıllık sanal arkadaşımla ilk kez buluşmak için hazırlanmaya başlamışken tercihlerin açıklandığını gördüm, kalbimde bir korku, zaten en hassas olduğum konu, asla tenezzül bile etmedim. Birazdan arkadaşımla buluşacaktım, hayatımı sarsacak o olumsuz habere karşı kendimi kapatmıştım. O kadar emindim ki kötü bir şey olacağından, zaten ben her zaman böyle en kötüsünü beklerim, bir de sınav konularında kaç kere intihara kalkıştım bilmiyorum, nişanelerim hâlâ vücudumda🥲
Abime baktırdım ve evden çıktım, sonra bir mesaj geldi "zengolarla okuyacaksın hayırlı olsun" o an var ya sanki yıllarca tüy tüy koparttığım/kopardıkları kanatlarım sonunda açılıp özgür kılmıştı beni.
Tüm çilem bitmiş gibi geldi, yaşadığım her şey bitmiş gibi geldi. Tüy kadar hafiftim artık, arkadaşımla o kadar samimi buluştuk ki, sanki her zamanki buluşmamız gibiydi.
Boğaz turuna katıldık, Boğazda neredeyse hiç konuşmadık, İstanbul'un güzelliğinden başka bir şeye odaklanamazdık zaten. O 1.30 saatlik turda tüm bedenim, ruhum dinledi, sanki içimden bir filiz çıktı ve güneşe doğru eğildi, o kadar rahatladım ki neredeyse uyuyacaktım, bedenimdeki tüm yorgunluk havaya karışıp yok oldu sanki.
Hayatın sonu sandığım hiçbir şey aslında öyle değildi, kendi değerimi yalnızca bir kağıt parçasında görmem, sınavda başarısız olunca kendimi öldürmeye kalkmam falan o kadar boş geldi ki. İnsanlar hayatlarında neler neler yaşıyor, her gün biri canından oluyor, biri en sevdiğini kaybediyor, birileri açlıktan ölüyorlar, birileri ise dünya kadar para dökse de sağlığına kavuşamıyor.
Ben sakat değilim, sağlığım yerinde, annem babam sağ ve sağlıklı, çok şükür paramız var, evim var arabam var, önümüzde abimin düğünü var. Hayatım aslında ne kadar güzelmiş, ne kadar mutluymuşuz, mutsuz olan, mutsuzluğu aileye bulaştıran benmişim meğerse.
Bundan sonra küçük şeylerden zevk almaya ve hayatta başıma gelen şeylerin belki de bu türlü hayırlı olduğunu düşünmek ve keyif almak istiyorum🖤
Okuyan varsa teşekkürler, sadece içimi dökmek istedim.
Spoiler içeriyor
Büyük spoiler! Bu kitabın romantize edilmesinden, öpücüklerle süslenip sevgililere hediye edilmesinden çok bıktım. Werther NİŞANLI bir kadına âşık oluyor, başına gelen her şey için onu suçluyor nişanlı bir kadını nişanlısından ayırmak için her şeyi yapıyor ve bazıları bunu okuyup ayy…devamıBüyük spoiler!
Bu kitabın romantize edilmesinden, öpücüklerle süslenip sevgililere hediye edilmesinden çok bıktım.
Werther NİŞANLI bir kadına âşık oluyor, başına gelen her şey için onu suçluyor nişanlı bir kadını nişanlısından ayırmak için her şeyi yapıyor ve bazıları bunu okuyup ayy ne romantik diyor.
Kadın zaten başkasına âşık, nişanlı. Werther nişanlı bir kadına nasıl âşık olduğunu ballandıra ballandıra anlatıyor biz de vay be ne âşkmış mi diyeceğiz?
Kitabın sonunda sırf Wertheri haklı göstermek için kitabın başından beri nişanlısına âşık olan ve ondan başkasını gözü görmeyen kadın son sayfada tek bir cümle ile harcanıyor ve 'aslında kadın da onu seviyormuş' dedirtmek için tüm karakterin, olayın içine ediliyor tabiri caizse.
Herkesin büyük bir âşkla şehvetle okuduğu kitabın bu olmasına çok şaşırıyorum ya ben yanlış okudum ya da onlar etik değerlere sahip değiller, basit bir şey gibi gelmemeli bence bunlar. Nişanlı bir kadına âşık olup âşkına karşılık vermedi diye kadını suçlayıp nişanlısından ayırmaya çalışmak ve en sonunda da intihar etmek...
Sevenler neden seviyor merak ediyorum açıkçası.
İkinci sezonun ilk partı bitti... Dizi hakkındaki yorumlarını 3 Eylül'e saklıyorum, şimdi sadece Morticia'ya olan aşkımdan bahsedeceğim. Bu sezon mekansal olarak goth ağırlıklı işlenmişti ve bunun yapılmasına vesile olan Morticia'ydı. Bu sezon Morticia'nın daha çok sahne almasına o kadar sevindim…devamıİkinci sezonun ilk partı bitti...
Dizi hakkındaki yorumlarını 3 Eylül'e saklıyorum, şimdi sadece Morticia'ya olan aşkımdan bahsedeceğim.
Bu sezon mekansal olarak goth ağırlıklı işlenmişti ve bunun yapılmasına vesile olan Morticia'ydı. Bu sezon Morticia'nın daha çok sahne almasına o kadar sevindim ki anlatamam.
Kraliçe girdiği her ortama romantik gotikliği taşıdı gerçekten, elbise seçimleri, yatak odası, evin kendisi, yiyecek içecekler... Ben bu kadında kendi geleceğimi görüyorum.
Morticia'yı kişilik olarak kendime benzetmem için elimde çok az sebep vardı çünkü og Addams Family filmlerinde de aşırı aşırı derine inilmiyordu Morticia karakterinin iç yüzü, bu sezon kardeşine olanlar ve annesinin de gelmesiyle gerçekten kendime en çok benzettiğim Morticia versiyonunun Wednesday Morticia'sı olduğunu fark ettim.
Annesiyle arası açık olan, anlaşamayan, zıtlaşan tüm karakterlerde kendimi bulmam... Sp3 olmak sırtımda bir yük.
Konudan çok uzaklaştık, Morticia'yı hepimiz seviyoruz evet ama hiçbirimiz Gomez'i konuşmuyoruz.
Gomez için en başarılı bulduğum en sevdiğim yapım The Addams Family 1991 Raul Julia.
Wednesday Gomez'ine ısınamıyorum nedense, o vals yaparken 1991e atıf yaparak Gomez'in Morticia'nın kollarını öpme sahnesi bile bana hiç inandırıcı gelmedi mesela oysa ki benim favori The Addams Family sahnem o vals yaparken Gomez'in Morticia'nın kollarını öpmesiydi ki bu sahneye yapılan her editi @sacris i etiketliyerek paylaşırdım 😩
Her neyse, olmamış ben bu oyuncuya inanamıyorum.
Sabırsızlıkla 3 Eylül'ü bekliyorum sadece 🖤
Devil Wears Prada, Wendsday, Odysseia, Akıl ve Tutku, Masumiyet Müzesi, The Conjuring: Last Rites, Sihirbazlar Çetesi: Daha Bir Şey Görmediniz, Wicked: For Good... Bu sonbahar-kış harika geçecek!!
1234 bölümü olan ve hâlâ devam eden bir animeye âşık oldum... aradığım HER ŞEYİ bulunduruyor içinde; polisiye/dedektiflik, suç, dram, aksiyon, gotik sayılabilecek unsurlar (ama hepsinin açıklaması bulunuyor), kişisel gelişim, bilim... Eğer Tanrı gerçek olsaydı, "Önce Gizem'i sonra da izlesin diye…devamı1234 bölümü olan ve hâlâ devam eden bir animeye âşık oldum... aradığım HER ŞEYİ bulunduruyor içinde; polisiye/dedektiflik, suç, dram, aksiyon, gotik sayılabilecek unsurlar (ama hepsinin açıklaması bulunuyor), kişisel gelişim, bilim...
Eğer Tanrı gerçek olsaydı, "Önce Gizem'i sonra da izlesin diye Dedective Conan'ı yarattım." derdi. (Vampire Knight için de aynısı)
İzledikçe izleyesim geliyor tüm davalar o kadar ilgi çekici ki, hani şey diyorum bu dava diğerine benzerdi sanki YOK bir bakıyorum bambaşka bir şey çıkmış. İzlemesi o kadar keyifli ki, ben zaten eski animeleri çok daha seviyorum o kasvetli ortamı en iyi onlar sağlıyor DC'de de boolll booooolllll var bundan tabii.
Eh pesimist bir insanım ne yapalım, boşuna Lady of the moon dememişler 🖤