"Herhangi bir şekilde gördüğün, yaşadığın veya duyduğun bir şey sana özeldir. Kendini algılayış şeklinle kendine bir evren yaratırsın. Bu nedenle evrende algıladığın her şey sana özeldir."
-Sen ne yazdırırdın rahmetlinin mezar taşına? -Orası karışık şimdi. Yani, bir on sene önce olsa başka, şimdi başka. -E tabii. Yıllar geçince insanın söyleyecekleri daha derinleşir. -Tam tersi. Yani böyle yıllar geçtikçe birbirini daha çok tanıyorsun. Tanıdıkça da o kadar…devamı-Sen ne yazdırırdın rahmetlinin mezar taşına?
-Orası karışık şimdi. Yani, bir on sene önce olsa başka, şimdi başka.
-E tabii. Yıllar geçince insanın söyleyecekleri daha derinleşir.
-Tam tersi. Yani böyle yıllar geçtikçe birbirini daha çok tanıyorsun. Tanıdıkça da o kadar derin olmadığını anlıyorsun. Ya da o derinlerden çıkan şeyin o kadar da özel olmadığını.
Bence yaşam çok kısa. Günlerimizi kin gütmekle, bize yapılan kötülüklerin çetelesini tutmakla geçirirsek çok yazık! Bu dünyada hepimizin, her birimizin bir sürü kusuru olduğu su götürmez. Ama, bir gün gelecek, umarım yakında bir gün, bu kusurları ölümlü bedenlerimizde bırakıp sıyrılacağız.…devamıBence yaşam çok kısa. Günlerimizi kin gütmekle, bize yapılan kötülüklerin çetelesini tutmakla geçirirsek çok yazık! Bu dünyada hepimizin, her birimizin bir sürü kusuru olduğu su götürmez. Ama, bir gün gelecek, umarım yakında bir gün, bu kusurları ölümlü bedenlerimizde bırakıp sıyrılacağız. Bu et yüküyle birlikte bütün günahlarımız, bayağılıklarımız üzerimizden düşecek. Geriye ruhun kıvılcımı kalacak yalnız... Elle tutulmayan yaşam özü; Tanrı’dan koptuğu zamanki kadar saf, gene geldiği yere dönecek. Belki de insandan daha yüksek bir varlığa ruh verecek bu kez. Belki basamak basamak yücelecek, bir zamanlar soluk insan ruhunu oluşturan bu öz, sonunda, meleklerin parıl parıl ruhları olarak yükselecek.
-Savaşmaya değer ne var? -Gördün mü itraf ettin. Savaşmaya değer ne varmış, her şey! Yaşamın kendisi. Bu yetmez mi? Yaşamak, ızdırap çekmek, zevk almak. İşte hayat. Yaşam güzel ve muhteşem. Deniz anası bile bunu bilir. Üstelik senin sanatın var, dans…devamı-Savaşmaya değer ne var?
-Gördün mü itraf ettin. Savaşmaya değer ne varmış, her şey!
Yaşamın kendisi. Bu yetmez mi?
Yaşamak, ızdırap çekmek, zevk almak.
İşte hayat. Yaşam güzel ve muhteşem. Deniz anası bile bunu bilir. Üstelik senin sanatın var, dans etmek.
-Bacaklarım olmadan dans edemem.
-Kolsuz bir adam tanıyorum. Viyolonla sanat çalar, ayak parmaklarını kullanarak.
Senin sorunun savaşmaktan vazgeçmiş olman. Devamlı hastalık ve ölümü düşünüyorsun.
Anlasana. Ölüm gibi kaçınılmaz bir şey daha var: O da yaşam.
Vee bitti maalesef. Çok garip bir deneyimdi bu kitabı okumak. Çünkü hem hızlı hızlı okuyup bir sonraki parafrafta ne anlattığını okumak istedim hem de sona yaklaşıyorum diye okumalarımı yavaşlatıp ara vermek istedim sürekli. Mina Urgan’la ilk tanışmam oldu bu kitap.…devamıVee bitti maalesef.
Çok garip bir deneyimdi bu kitabı okumak. Çünkü hem hızlı hızlı okuyup bir sonraki parafrafta ne anlattığını okumak istedim hem de sona yaklaşıyorum diye okumalarımı yavaşlatıp ara vermek istedim sürekli.
Mina Urgan’la ilk tanışmam oldu bu kitap.
Şaheserimiz bir anı kitabı. Anı-deneme türüne bayılan biri olmamın da etkisi vardır muhtemelen ama Mina Hanım’ın sürekli olarak tanıdığımız isimlerle hatta Atatürk’le olan anılarını samimi bir üslupla anlatması yakın bir arkadaşımla eski günleri yad ediyor havası verdiğinden anı türünden hoşlanmayan insanların dahi zevk alacağı bir kitap yapıyor bence.
Ben ilk okumaya başladığımda Mina Hanım’ın kendisini aşşırı solculuğundan biraz antipatik bulup annesi Şefika’ya ise bayılmıştım. İlerleyen süreçte Şefika Hanım’a bayılmaya devam etmekle beraber yazara haksızlık ettiğimi düşündüm. Bunun sebebi ben 2026 yılında bu insanların eziyetlerini çekip inşa ettikleri Türkiye’de görece rahat bir şekilde yaşayan biri ukalalığıyla aşırı solculuğundan bu insanları antipatik bulurken onlar bizim ordan burdan dinlediğimiz tarihi birebir yaşayıp bunun çilesini çekip ona göre tavır almışlar. O yüzden ilerleyen kısımlarında büyük bir sempati beslemeye başladım yazara.
Kendisine katılmadığım, haklı bulmadığım bazı görüşleri olsa da yazar ve insan olarak bayıldım karakterine.
En son bölümde albümünden fotoğraflar eklemesi çok kıymetli olmuş. Fotoğraflara bakarken çok duygulandım, yakın arkadaşımla çok uzun zamandır konuşmuyoruz da birden karşılaşınca uzun uzun sohbet edip sonra onu uğurlamış gibi hissettim kendimi. Çok rica ediyorum buraya kadar okuduysanız bu kitaba bir şans verin.
2 saat 45 dakika edecek bir kurgusu yoktu bence acayip gereksiz uzatmışlar. Sarhoş üvey baba olayı hem gereksiz olmuş hem de çok uzatmış ama onun dışında güzeldi.
Acayip beğendim. Oyunculuklar bir kere çok iyiydi. Onun dışında aslında çok şirin görünebilecek karelerin bakış açısıyla gittikçe korkunçlaşması ayrı bir heyecanlaydı. Filmi sıkıcı bulanlar olmuş kesinlikle katılmamakla beraber sonuna kadar merakla izlettirdi kendini. Lohusa depresyonunun yalnızlıkla birlikte nasıl dehşet verici…devamıAcayip beğendim. Oyunculuklar bir kere çok iyiydi. Onun dışında aslında çok şirin görünebilecek karelerin bakış açısıyla gittikçe korkunçlaşması ayrı bir heyecanlaydı. Filmi sıkıcı bulanlar olmuş kesinlikle katılmamakla beraber sonuna kadar merakla izlettirdi kendini.
Lohusa depresyonunun yalnızlıkla birlikte nasıl dehşet verici bir şeye dönüştüğünü görmek başlı başına çok korkunçken eşinin çaresizliğine, elinden bir şey gelmeyişine şahit olmak da bu korkunçluğa tuz biber oldu cidden. Çocuk düşünüyorsanız veya hamileyseniz veya lohusaysanız kesinlikle uzak durun bu filmden bence.
"Vücutlarımız, birbirimize en kolay verebileceğimiz şeydir; asıl mesele, hayatımızı verebilmektir. Baştan aşağı bir aşkın olabilmek, bir aynanın içine iki kişi girip, oradan tek bir ruh olarak çıkmaktır.”
Bayadır Orhan Pamuk okumuyordum. Kitaplarını çok beğenmekle birlikte yazarın kültür birikiminden de kaynaklı yoğun bir dikkat eksikliği olduğunu düşünüyorum. Kitaplarında bir konu üzerinde giderken birden çok heyecanlanıp o konuyla ilgili tüm bilgilerini aktarmak istiyormuş gibi hissettiriyor bazen. Örneğin bu kitapta…devamıBayadır Orhan Pamuk okumuyordum. Kitaplarını çok beğenmekle birlikte yazarın kültür birikiminden de kaynaklı yoğun bir dikkat eksikliği olduğunu düşünüyorum. Kitaplarında bir konu üzerinde giderken birden çok heyecanlanıp o konuyla ilgili tüm bilgilerini aktarmak istiyormuş gibi hissettiriyor bazen.
Örneğin bu kitapta geçen “Şevket’inki hamamdaki kadınlara kalktığından beri Hayriye onu hamama götürmedi” bu bilgiyi ben neden biliyorum mesela? Hadi öğrendim sonra Şevket’i hamama kim götürdü, buna giriyosun bunu da söyle be adam bu benim kafamda açık bir sekme şu an.
Ayrıyeten ‘oğlancılık’ın alakalı alakasız her konuda üstünde durulması bir tık baydı açıkçası.
Ama bunlar dışında çok sürükleyiciydi.
“Ben zannediyordum ki, ömürlerimizin teknesini istediğimiz sahile çekmek için yalnız onun dümenini ele almak kâfidir... Anlıyorum ki, değilmiş... yollar görünmez kayalarla doluymuş... Onlara çarpmamak lâzımmış... Daha fenası gizli akıntılar varmış ki, insan onlara kapıldığı zaman yolun değiştiğini, gittikçe uzaklaştığını farkedemezmiş...…devamı“Ben zannediyordum ki, ömürlerimizin teknesini istediğimiz sahile çekmek için yalnız onun dümenini ele almak kâfidir...
Anlıyorum ki, değilmiş... yollar görünmez kayalarla doluymuş... Onlara çarpmamak lâzımmış... Daha fenası gizli akıntılar varmış ki, insan onlara kapıldığı zaman yolun değiştiğini, gittikçe uzaklaştığını farkedemezmiş... Ta ki kendisini başka sahillere düşmüş görünceye kadar...”