"İçindeki şeytanla savaşmayı bırakana melek kapılarını açar. Çünkü şeytan dediğin, bastırdığın arzuların gölgesidir; varlığının reddedilmiş kısmıdır. Bir insan kendi gölgesini reddettikçe, o gölge daha da büyür ve sonunda onun efendisi olur. Şeytan sana dışarıdan gelmez; o, içine bakmaktan kaçındığın her…devamı"İçindeki şeytanla savaşmayı bırakana melek kapılarını açar. Çünkü şeytan dediğin, bastırdığın arzuların gölgesidir; varlığının reddedilmiş kısmıdır. Bir insan kendi gölgesini reddettikçe, o gölge daha da büyür ve sonunda onun efendisi olur. Şeytan sana dışarıdan gelmez; o, içine bakmaktan kaçındığın her parçanın toplamıdır. Işık dediğin ise, karanlığın tamamen yok edilmesi değil, onun anlaşılmasıdır.
Ben sana meleğe tap demiyorum; şeytanı öldür de demiyorum. Sadece ikisini bir araya getir, çünkü insan ancak ikisiyle de barıştığında bütün olur. Karanlıkla yüzleşmeye cesareti olan kişi, ışığın doğuşuna tanıklık eder. Melek de, şeytan da senin içindedir; biri reddedilmiş, diğeri idealleştirilmiş yanındır. Gerçek özgürlük, ikisini de görüp ikisini de aşabildiğinde gelir. İçindeki şeytan kabul edildiğinde erir; içindeki melek de ancak o zaman gerçeğe dönüşür. İnsanın dönüşümü, karanlıkla savaşarak değil, onu bilinçle kucaklayarak gerçekleşir."
OSHO / bu paragrafa denk geldiğimde hiç tereddütsüz İçimizdeki Şeytan kitabı belirdi kafamda.
Okurken erkek karaktere çok sinir olmuştum, insan sevdiğini bırakır mı diye.. sonra şartlar seni buna zorladığında yada şöyle ifade edeyim öğrenmen için yaşadığında, başına geldiğinde anlıyormuş insan gitmenin de çözüm yollarından biri olduğunu. O yol olmasın diye çabalarsın, didinirsin tüm kapılar oraya açılınca; kaçınılmaz son! Ben bunu niye buraya yazıyorum çünkü bütün kitapların mutlaka bir yaşanılmışlığa dayanılarak yazıldığına inanıyorum yada henüz yaşamadıysanız bu yaşamayacağınız anlamına gelmiyor. Kendimizi hazırlayalım, bi önden haberdar olalım.
Hayal ettiğimiz hayat ile gerçek hayat hiç uyuşmuyorun kitaba bürünmüş hali bu eser. Sadece bu kitabı değil genel anlamda kitap okunmasını tavsiye ediyorum tabiki..
Her nerde OKUyor ve OKUTuluyorsanız vesselam..ツ
Okuduktan sonra eski siz olmayacağınızı bilseydiniz yine de o kitabı kitaplıkta, alışveriş sepetinde yada kitapçılardaki raflarda bekletir miydiniz? Fakat şartı var bunun; modernliğimin farkındalık dediği gelenekselciliğimin gönül gözünüzün aralık olması gerekmektedir dediği durum. Daha da övgü dolu cümleler istiyorsanız kitabın…devamıOkuduktan sonra eski siz olmayacağınızı bilseydiniz yine de o kitabı kitaplıkta, alışveriş sepetinde yada kitapçılardaki raflarda bekletir miydiniz? Fakat şartı var bunun; modernliğimin farkındalık dediği gelenekselciliğimin gönül gözünüzün aralık olması gerekmektedir dediği durum. Daha da övgü dolu cümleler istiyorsanız kitabın tanıtım bültenindeki metni okumaya yönelmelisiniz.ツ
Hepimiz kendi hayatımızın hükümdarlarıyız ve görevlerimiz mevcut. Peki o hakimiyet alanımızda adaletli miyiz; hem kendimiz için hem topluma karşı?
Mesela cömert miyiz? Cevap evetse bizi cömert yapan şey nedir? Cesur olup cevaba hayır diyebiliyorsak bizi cimrileştiren hissi kıskıvrak yakalayabilseydik nasıl olurdu? Tutumlu olmak ve israf etmek arasındaki ölçüt neye göre belirleniyor, buna kim karar veriyor?
Ucundaki cennet vaadini unutup, iyi insan olmaya çabalasam.. Kitabın çoğu yerinde duraklayıp kendime çok soru sordum; örneğin mükafat garantisi olmasaydı bugün yaptığım çoğu şeyi sırf iyilik olsun diye yapar mıydım diye, zihnim bir an "hınk!" etti. Ey dilim varamıyorsun değil mi cevaba...
Bir süredir kendime ilke olarak belirlediğim cümleler var; Bunlardan biri "toprakta tevazu gökyüzünde ferahlık vardır." cümlesidir. Tevazu ve alçak gönüllülük başlığında anladım ki doğru bir ilke belirlemişim. Neyi çok iyi, çok güzel, çok büyük, yaparsam yapayım nerden geldiğini ve nereye gittiğini unutma. Aksi halde öyle bir hatırlatılır ki toparlamaya ömür yetmez. Haddi bilmek gerek..
Hayatımın hükmü hala elimdeyken ve ben hala hükümdarken hazine odaları insiyatifimdeyse kendi kazandığım kadarını ve hakettiğimi mi tüketeceğim yoksa tüm tebama ait olanı da kendiminmiş gibi mi davranacağım? Hah işte buna da kanaat ve ölçülülük başlığında yer veriliyor. Neyi olması gerekenden az verirsem veya neyi olması gerekenden fazla verirsem ki bu uykuda da böyledir yemek yemede de böyledir aşkta da böyledir.. Aşırıya kaçtığım hangi başlık olursa olsun hüsrana uğrayacağım. Ölçülü olmayı devreye sokmak gerekiyor.
Kaderine razı mısın? Eğer değilsem bu akıntıya karşı savaşmak anlamına gelir ki müthiş yorucu bir iş! Tecrübeyle sabit ;) eğer razıysam tabi ki de elimden geleni yapmakla yükümlüyüm fakat takdiri O'na bırakmak şartıyla. Biz buna; 'bana düşeni yaptım gerisini akışına bıraktım' diyoruz.
Kitapta;
Terbiyenin önemi, şükretmesini bilmek, tövbe, Padişahların tutum ve davranışlar, Dervişlerin tutum ve davranışları, susmanın faydaları, Aşk ve gençlik, , Zayıflık ve yaşlılık, Eğitim ve öğretimin önemi, Sohbet ve görgü kuralları gibi bir çok başlığa yer verilir. Meseler anlatılır.
Susmanın faydaları konusunda; konuşman gereken yerde susman, susman gereken yerde konuşmanın zararlarından da bahsedilir. Cehalet ve cahillikten kurtuluş!!
Eğitim ve öğretimin önemi bahsinde öğrendiğini uygulamanın, uygulayabilmenin kıymeti üzerinde durulur.
Bu kadar övücü sözden sonra beni rahatsız eden bir durumu da belirtmek isterim; **kadınlar**... Bir tuzak, bir olumsuzlukmuş gibi anlatılır. Bu Mesnevî kitabında da vardı. Aynı şekilde kadınlar felaket aracıymış gibi bir izlenim bırakıyor. Mevlânâ ve Sadi Şirazi gibi isimlerin bıraktıkları kitapları onların gölgeleri gibi düşünürüm. Gölgelerinin rehberlik edeceği isimler kadınla ilgili niçin böyle kelimeler kullanır? Ben mi yanlış anlıyorum yoksa yanlış anlamaya müsait bir zemin mi var? Zamanda yolculuk yapılabilseydi gidip onlardan onların kadın bakış açılarını dinlemeyi isterdim. İnsanların zihin yapılarını bilemediğimiz için bu eserleri okuyan başka biri çok başka sonuçlar da çıkarabilir..
Sürçülisan ettiysek affola..
Okuyalım, Okutturalım,, Vesselam.
Sonunda "eeeee?" dedirten kitap. Halbuki kitap bitmiş ben yeni bölümün fragmanı için arada çıkan reklamları izleyerek zaman kaybediyormuşum. Okunması tamamlanan kitabın bir nihayete erdirilmeyip ileride devamını çeker miyim hmm pardon çekmek dedim yazar mıyım olacaktı(!) kaygısıyla havada bırakılmasının diğer kitabı…devamıSonunda "eeeee?" dedirten kitap. Halbuki kitap bitmiş ben yeni bölümün fragmanı için arada çıkan reklamları izleyerek zaman kaybediyormuşum.
Okunması tamamlanan kitabın bir nihayete erdirilmeyip ileride devamını çeker miyim hmm pardon çekmek dedim yazar mıyım olacaktı(!) kaygısıyla havada bırakılmasının diğer kitabı da aldırmak için ticari kaygı olduğunu düşünürüm. Bu da benim şahsi fikrim..
Rahat okunan, kolay biten bir kitap olduğuna garanti veriyorum ama kişinin zevki ve rengine uyarsa diye de ekliyorum!
Yazarın 'En Uzun Gece' kitabında yaşadığım hüsranı (ki o kitapta Kürtleri yanlış tanıttığını düşündüğüm için) bu kitapta yaşamadım. Dizisi çekilse reytinge oynar gibi bir izlenim bıraktı bende. Kitabı okurken kendimi Nizam gibi hissettim. Ben kadınım, Anya olmam gerekmez miydi? Tuhaf. Spoiler vermek istemiyorum, bu cümlem yüzeyselmiş gibi kalsın ;)
Toplumun farklı kesimlerindeki tipleri bir kitapta toplama başarısının hakkını teslim etmeliyim. Ağır kitapları okuma mücadelesinden çıktıysanız bu kitabı çerez niyetine atıştırabilirsiniz mi¿
Kitap tavsiye etme beğenmişliğinden olabildiğince kendimi muhafaza ederek, takdiri kişiye bırakıyorum..
Okumak eyleminden geri durulmamasını umud ederek; her nerde okuyor ve okutuluyorsanız,
Vesselamm..ツ
👁️ Sefalet, insanları devrime sürükler ve devrimle sefalete dönerler. 👁️ Fransızlar, gıda sıkıntısı ve geniş çaplı ekonomik buhranla gerçekleri görmeye başladı.
İnsanlık tarihi boyunca hep bir mücadele ile geçirilmiş hayatlar. Kimi ilham verici kimi ders verici... Atatürk'ün bu kitabı neden askeri okulların müfredatına konulmasını emrettiğini anladım. Okul her yerdedir. Şimdiye kadar benim kafamdaki eğitim profili tam olarak bu eserde anlatıldığı gibi…devamıİnsanlık tarihi boyunca hep bir mücadele ile geçirilmiş hayatlar. Kimi ilham verici kimi ders verici...
Atatürk'ün bu kitabı neden askeri okulların müfredatına konulmasını emrettiğini anladım. Okul her yerdedir. Şimdiye kadar benim kafamdaki eğitim profili tam olarak bu eserde anlatıldığı gibi yani umud ettiğim, uygulamadakini tartışmayacağım; herkesin doğrusu kendine. Keşke pratiğe dökebilsek, mümkün müdür acaba?
Temelde tek bir savaş olduğuna bende inanıyorum iyinin-kötünün savaşı! Kitabın çoğu yerinde dinleyicilerin arasında gibi hissettim kendimi. Konuşma bitip de çıktığımda bunu bir vaaz gibi mi dinledim yoksa kendi hayatımda uygulayabileceğim kısımları kesip aldım mı muhasebesi yapıyorum.
Dünyada geniş kitlelere yön veren isimlerin hayatlarını, fikirlerini , hedeflerini okuyup, öğrenmek gibi bir gayretim var, iyi veya kötü bile olsa halka bu derece hükmedebilen, sözünü geçirten liderleri etkili yapan neydi? Onları ayıran ne? Görünen o ki Snelman da o isimlerden biri.. kitabı kendim okuyorum da bunca zaman sonra, hiç bilmediğim birinin kelimeleri coşkunluk yaratabildi. Hem tanrı vergisi hem yetenek diyebilirim..
Her nerde OKUyor ve OKUTuluyorsanız,
Vesselam. ツ✿
Okuduğumuz kitapları hayatımıza uyarlayabiliyor muyuz? Sanat eserleri her zaman dışarıda yada uzakta değildir. Ben bugün aynanın karşısına geçip birini inceledim örneğin. Kestiğim hâlde uzamaya devam eden kıvırcık saçlarım, görüşümü koruyan kıvrık kirpiklerim, gözlerimin üstünü süsleyen şekilli kaşlarım, yüzümle orantılı bir…devamıOkuduğumuz kitapları hayatımıza uyarlayabiliyor muyuz?
Sanat eserleri her zaman dışarıda yada uzakta değildir. Ben bugün aynanın karşısına geçip birini inceledim örneğin.
Kestiğim hâlde uzamaya devam eden kıvırcık saçlarım, görüşümü koruyan kıvrık kirpiklerim, gözlerimin üstünü süsleyen şekilli kaşlarım, yüzümle orantılı bir burun ve dudaklar... Dışarıdan bakanlar annemin minyaTürk versiyonu diyor, evimi çok sevmemi babamdan aldığımı biliyorum ve daha başka huylarımı da ama onları burda saymayacağım ;) çalışkanlığımı abimden, inadımı ablamdan.. Küçüklerime de benden geçen şeyler vardır. Bütün bunları toplayınca ortaya bir "BEN" çıkıyor. Beni oluşturan, beni ben yapan herşey. Tanıştığım insanlar, olumlu ve olumsuz her bir sonucu, aldığım dersleri de içine katarak ifade ediyorum; gövdemde delikler açıyor. O deliklere yerleşmelerine izin verdiğimde bir yaratığa dönüşüyorum, vermediğimde soğuk ve mesafeli oluyorum. Murathan Mungan'ın dediği gibi; ben çok sevmenin sevgisizliğine uğruyorum. Seversem aynı oranda sevilirim sanıyorum, kusurlara gözlerimi kapatırsam kusurlarım da görülmez sanıyorum. Yaşatırsam yaşarım sanıyorum. Günün sonunda el elde baş başta kalıyor. Kimseyi şikayet etmiyorum :) ben, sadece inceleme yazıyorum bu esere.
Eee! Hanife hoca, bütün bunlardan nereye varacan? Aile üyelerimden aldığım her bir parça beni oluşturuyor tıpkı eserin başkalarından alınan parçalardan doğan esas oğlanı Xavier gibi. "Aşkların, düşlerin, evlerin ve hayatların parçalara ayrılarak birer yıkıntıya dönüştüğü, aynı müzikhollerdeki gibi birçok karakterin birbiri ardına belirip kayboluverdiği bu kocaman şantiyede Xavier de Amerikan rüyasındaki yerini almak umuduyla bir o yana bir bu yana savrulup durur." diye ifade edilir tanıtım bülteninde. Hepimiz bir müzikholdeyiz ve karakterleri oluştururuz birbirimizin hayatlarında bana göre. Süremiz dolduğunda da kayboluruz. Hiç karşılaşmamış olabiliriz, her birimizin hayatları birbiriyle temaslıdır, tanışmadıysak, ruhlarımızın da gözlerinin birbirini bir yerden ısırmadığından emin miyiz? Biraz klişe olacak ama kendi klişe cümlelerimizi kurmanın vaktidir; sadece Xavier değil bende aradım kendimi. Kimim, nerden geldim, nereye gidiyorum, ne istiyorum, ne yapıyorum, daha başka neler yapabilirim, başka bir versiyonum mümkün mü?... Evrensel meseledir belki de, bir yere ait olmak veya olmayı istemek!
Xavier'e hayranlık hissettim, fakat benim içimdeki Xavier'e. Ya bende bir Xavier'sem!
Kitabı beğendim.
Tavsiye kısmını okuyucunun takdirine bırakıyorum her zamanki gibi ;)
Okuduğumuz kitapların, insanlarla iletişimimizde, onlara nasıl davranacağımız konusunda bize katkı sağlayacak şekilde evrilemiyorsak okunan kitap sayısının artması dışında bir getirisi olur mu?
Her ne okuyor ve okutuluyorsanız, okumak fiiline devam edebilmenizi dilerim.
Vesselam..
Her kitap bana bir yolculuktur, yolumun bu kısmına kadar olanını şimdilik Hüsn ü Aşk ile tamamladım. Çok şey anlatıldı çok şey söylenildi fakat ben bir şey anlamadım dediğim anda çok şey hissettiğimi ve hatta dolup taştığıma uyandım. Gönlümü, "o alması…devamıHer kitap bana bir yolculuktur, yolumun bu kısmına kadar olanını şimdilik Hüsn ü Aşk ile tamamladım. Çok şey anlatıldı çok şey söylenildi fakat ben bir şey anlamadım dediğim anda çok şey hissettiğimi ve hatta dolup taştığıma uyandım. Gönlümü, "o alması gerekeni aldı" dengesine hizaladım. Şimdilik diyorum çünkü bu eseri tekrar okuyacağım planındayım, ömür elverirse..
Eserin açıklama kısmında böyle bir cümle yer alıyor; Sözde mana esastır, mana çeşitli dillerde çeşitli şekillerde ifade edilebilir ve manaya da söz gibi son olamaz. Eseri kabataslak özetleyen bir cümle olabilir çünkü içinde dehşet (ben büyüklüğü bu kelime ile ifade etmeyi seviyorum) bir mana denizi var. Benim hepsini bu incelemeye almam mümkün değil, dileyen eseri okuyabilir ;)
Yıllar önce arkadaşımla sohbet ederken bana "Madem tek bir ana ve babadan türedik bu ırklar bu gruplar nasıl oluştu?" diye sormuştu. O gün bugündür aklımın hep bir köşesindeydi, çünkü çok haklı bir meraktı. Nasıl böyle ayrılıklar yaşanmıştı? Otuz üç yaşında bir karıncayım, kararınca okuyan, araştıran, öğrenmeye çalışan biri olarak buna net cevap olabilecek bilgiye denk gelememiştim taakii Hüsn Ü Aşk'ın şu bölümünü okuyana kadar; ●●Bilâl-i Habeşi, Mekke'nin fethi günü, Hz. Peygamber'in emriyle Ka'be üstünde ezan okurken, Hars İbni Hişâm, "Muhammed, bu simsiyah kargadan başka kimseyi bulamadı mı?" dedi; bunun üzerine, 49. sûrenin, "Ey insanlar, biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık; sonra tanışasınız diye şubeler ve kabîleler hâline getirdik; gerçekten de Allâh katında en büyüğünüz, en yüceniz, en fazla çekineninizdir; gerçekten de Allâh, her şeyi bilir ve her şeyden haberdardır" meâlindeki 13. âyeti indi.●● /Syf.336 Bu bilgi bana yetti. Tefsirlerde, meallerde 'tanışasınız diye' kısmı için çok çok çeşitte kelime kullanılır ama temelindeki anlamını kabul ediyorum anlayabilmek için.
Bazı şeyler vardır o an için cevabını bulamayız, bilemeyiz yada hazır değilizdir, idrakımız yeterli değildir. Artık tamam olduğunda görünür hale gelir buna sadece vesileler gerekir, bana göre o vesilelerin en hoş olanı kitaplardır. Kaç bin yıl önce yaşamış, görmüş geçirmiş birinin çağları aşıp önüne gönderdiği cevaptır.
Sormaktan vazgeçmeyelim.
Kitabı beğendim,
tavsiyeyi okuyucunun takdirine bırakıyorum :)
Her nerde okuyor ve okutuluyorsanız; devam edin ;)
Vesselam..