Söz vermiştim kendi kendime: Yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da. bir hırstan başka neydi? Burada namuslu insanlar arasında sakin, ölümü bekleyecektim. Hırs, hiddet neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye, kalem kâğıt aldım. Oturdum. Ada'nın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler…devamıSöz vermiştim kendi kendime: Yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da. bir hırstan başka neydi? Burada namuslu insanlar arasında sakin, ölümü bekleyecektim. Hırs, hiddet neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye, kalem kâğıt aldım. Oturdum. Ada'nın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım.
Bazı yolların daha kolay olacağını düşünmek işimize geliyor bence," dedi, bir şeyi ilk kez fark ederek. "Ama belki de kolay yol yoktur. Yalnızca yollar vardır. Bir hayatta, evli olabilirim. Başka bir hayatta, tezgâhtarlık yapıyor olabilirim. Birlikte kahve içmeyi teklif eden…devamıBazı yolların daha kolay olacağını düşünmek işimize geliyor bence," dedi, bir şeyi ilk kez fark ederek. "Ama belki de kolay yol yoktur. Yalnızca yollar vardır. Bir hayatta, evli olabilirim. Başka bir hayatta, tezgâhtarlık yapıyor olabilirim. Birlikte kahve içmeyi teklif eden tatlı bir adama peki demiş olabilirim. Başka bir hayatta, Kuzey Kutbu'nda araştırmalar yapan bir buzul bilimci olabilirim. Bambaşka bir hayatta, olimpiyat yüzme şampiyonu olabilirim. Kim bilir? Her gün, her an yeni bir evrene giriyoruz. Boş yere hayatımızın farklı olmasını diliyor, kendimizi başkalarıyla ve kendimizin farklı versiyonlarıyla karşılaştırıp duruyoruz ama gerçekte çoğu hayat bir yere kadar iyi ve bir yere kadar kötü."
.
.
.
.
.
"Hayatta kalıplar var... Ritimler. Bir hayatta kendimizi köşeye kısılmış hissettiğimizde, hüznün, trajedinin, başarısızlığın ya da korkunun, tek bir varoluşun ürünü olduğunu düşünmek çok kolay. Yalnızca yaşamanın değil, belli bir şekilde yaşamanın sonucu olduğunu düşünmek. Demek istediğim, acıya karşı bağışıklık kazanmamızı sağlayacak bir yaşam tarzı olmadığını anlasak, her şey çok daha kolay olurdu. Mutluluğun doğasında acının da olduğunu. Biri olmadan öbürünün de olamayacağını. Tabii ki farklı düzeylerde ve miktarlarda. Ama hiçbir hayatta sonsuza kadar saf bir mutluluk içinde olamayız. Öyle bir hayat olabileceğini düşünmek ancak yaşadığımız hayattaki mutsuzluğumuzu büyütmeye yarar."
İnsan "dokuzdan beşe" çalışan bir kişi olarak işgücünün ya da yöneticiler ve şeflerin bürokratik gücünün bir parçası olmuştur. Çok az inisiyatife sahiptir. Görevleri, işin yönetmeliği ile çizilmiştir. Basamağın üstündekilerle altındakiler arasında çok az bir fark vardır. Hepsi, yönetmeliğin yapının tümü…devamıİnsan "dokuzdan beşe" çalışan bir kişi olarak işgücünün ya da yöneticiler ve şeflerin bürokratik gücünün bir parçası olmuştur. Çok az inisiyatife sahiptir. Görevleri, işin yönetmeliği ile çizilmiştir. Basamağın üstündekilerle altındakiler arasında çok az bir fark vardır. Hepsi, yönetmeliğin yapının tümü için belirlediği işi, belirlenen hız ve belirlenen tarzda yapar. Hatta duygular bile tanımlanmıştır: neşe, hoşgörü, güven, tutku ve hiç kimseyle çatışmadan herkesle geçinebilme yetisi. Eğlence de bu denli zorlayıcı bir yolla olmasa bile, benzer şekilde düzenlenmiştir. Okunacak kitaplar kitap kulübünce seçilir. Filmler, yapımcılarla sinema sahipleri tarafından verilen ilanlarla saptanır. Geride kalanlarsa hep tekdüzedir: arabayla pazar gezintisi, televizyon programları, kâğıt oyunları ve toplantılar. Doğumdan ölüme, pazartesiden pazartesiye, sabahtan akşama tüm faaliyetler düzenlenmiş, bir örnek hale getirilmiştir. Böylesi bir düzenin ağına düşen kişi insan olduğunu, tek bir birey olduğunu nasıl hatırlar? Düş kırıklığıyla, üzüntüyle, sevgi özlemi, hiçlik ve ayrı olma korkusuyla doluyken yaşama şansına bir kez sahip olduğunu nasıl aklına getirebilir?
YAŞAMA ŞANSINA BİR KEZ SAHİP OLDUĞUNU NASIL AKLINA GETİREBİLİR?
Harika bir kitap, bir gün tekrar okuyacağım. O kadar iyi anlatmış ki... Söyledikleri tokat gibi yüzüme çarptı. Aynı zamanda üzücü de.
Anlatım tarzı çok iyiydi. Bu yüzden akıcı bir şekilde ilerliyor. Öyle güzel anlatmış ki her şeyi, özellikle de kendi içsel çatışmalarını. Bu yüzden kitabı hemen bitirmek istedim. Sadece son kısımda bir şeyin daha farklı olmasını isterdim. Ama o da zaten…devamıAnlatım tarzı çok iyiydi. Bu yüzden akıcı bir şekilde ilerliyor. Öyle güzel anlatmış ki her şeyi, özellikle de kendi içsel çatışmalarını. Bu yüzden kitabı hemen bitirmek istedim. Sadece son kısımda bir şeyin daha farklı olmasını isterdim. Ama o da zaten benim düşüncem. Kısaca güzel ve etkileyici bir kitaptı diyebilirim.✨
Duygusal zekâyı anlama konusunda güzel bir kitap. Okullarda duygusal zekâ geliştiren çalışmalar yapılsa hayatımızda, ülkemizde neler neler olur kim bilir. Sadece biraz ağır gelebilir. Ben bazı kısımları anlamakta zorlanmıştım. Ama harika bir kitap diyebilirim.
Duvardaki Sarı Leke Michèle, duvardaki sarı lekeyi seyrediyordu. Michèle duvardaki sarı lekeyi seyrederken dişçiyle randevu saati gelip geçti, liseden sınıf arkadaşları lise günlerini yad etmek için buluşup ayrıldılar, sinemalarda Michèle'in en sevdiği yönetmenin yeni filmi oynadı. Michèle in en sevdiği…devamıDuvardaki Sarı Leke
Michèle, duvardaki sarı lekeyi seyrediyordu. Michèle duvardaki sarı lekeyi seyrederken dişçiyle randevu saati gelip geçti, liseden sınıf arkadaşları lise günlerini yad etmek için buluşup ayrıldılar, sinemalarda Michèle'in en sevdiği yönetmenin yeni filmi oynadı. Michèle in en sevdiği yönetmenin filmini seyreden insanlar evlerine çekilip uykuya daldılar. Michèle duvardaki sarı lekeyi seyrediyordu. Michèle duvardaki sarı lekeyi seyrederken kuzenleri Pazar kahvaltısı için biraraya geldiler. Michèle'in yazılı olduğu satranç kursu başladı ve bitti. Michèle'e satranç kursundan sonra çıkma teklif etmeyi planlayan Frederick derse geldi ve gitti. Michèle duvardaki sarı lekeyi seyrediyordu. Michèle'in en sevdiği ressamın sergisi sona erdi.
Michèle duvardaki sarı lekeyi seyrediyordu. Michèle duvardaki sarı lekeyi seyrederken Michèle'e ne zaman gelse buz pateni öğretmek istediğini söyleyen ablası, Michèle yerine yabancı çocuklara buzda kaymasını öğretti. Michèle buzda kaymasını öğrenmek istedi ve duvardaki sarı lekeyi seyretti. Michèle duvardaki sarı lekeyi seyrederken, radyolarda Michèle'in en sevdiği şarkılar çaldı. Michèle'in beş yaşındaki yeğeni ilk bale müsameresinde aralarında Michèle in oturmadığı seyircileri acemice selamladı ve onlara çarpık dişleriyle gülümsedi. Michèle'in başvurduğu işe bir başkası alındı. Michèle'in en yakın arkadaşı Elsa tek başına alışverişe çıktı. Michèle'in annesiyle babası Michèle'in neden yataktan çıkıp onları ziyarete gelmediğini merak etti.
Michèle duvardaki sarı lekeyi seyrediyordu. Michèle duvardaki sarı lekeyi seyrederken, hoşlandığı adam Michèlein boş zamanlarında gidip oturmaktan hoşlandığı kafeye Michèle'i görebilmek umuduyla gitti ve üst üste iki bardak karamelli frapuccino içti. Michèle duvardaki sarı lekeyi seyretti. Michèle duvardaki sarı lekeyi seyrederken, Michèle in katalogdan görüp beğendiği kazağın sonuncusu bir başkasına satıldı. Michèle'in doğuştan istidatı olduğu söylenen tenis dersleri, şiir dersleri, kağıttan çiçek yapma sanatı dersleri Michèle duvardaki sarı lekeyi seyrederken başladı ve bittiler. Michèle'in anneannesi Michèle'in onun doğum gününü kutlamasını bekledi. Michèle hep duvardaki sarı lekeyi seyretti. Michèle duvardaki sarı lekeyi seyrederken, selvi ağaçlarındaki yapraklar yavaş yavaş yeşilden sarıya dönüştü. Sayfa 191-192
“Gelmiş geçmiş en iyi günlerdi, gelmiş geçmiş en kötü günlerdi; hem bilgelik çağıydı hem ahmaklık; hem inancın devriydi hem şüpheciliğin; hem aydınlık hem karanlık bir mevsimdi; umudun baharı, umutsuzluğun kışıydı; hem her şeyimiz vardı hem hiçbir şeyimiz yoktu; hepimiz ya…devamı“Gelmiş geçmiş en iyi günlerdi, gelmiş geçmiş en kötü günlerdi; hem bilgelik çağıydı hem ahmaklık; hem inancın devriydi hem şüpheciliğin; hem aydınlık hem karanlık bir mevsimdi; umudun baharı, umutsuzluğun kışıydı; hem her şeyimiz vardı hem hiçbir şeyimiz yoktu; hepimiz ya doğruca cennete gidecektik ya da tam aksi istikamete.”