Bir kitabı bitirdikten sonra ne kadar süre geçince diğerine başlıyorsunuz? Kitap bitince ne yapıyorsunuz? Birisi bitince duraklar mısınız? Diğer kitaba geçiş süreciniz nasıl olur?
King'i ilk defa okuyacaklar için bir tanışma kitabı olabilir. Benim gibi kitaplarını okuyup sevenlerine ise yine etkileyici bulacakları maceralar sunuyor. Hayal gücüne hayran bıraktırıyor. İçerisinde çeşitli korku, gerilim, dram öyküleri mevcut. Bazıları 30 sayfayı buluyor, bazılarıysa daha da kısalar. Öykülerden…devamıKing'i ilk defa okuyacaklar için bir tanışma kitabı olabilir. Benim gibi kitaplarını okuyup sevenlerine ise yine etkileyici bulacakları maceralar sunuyor. Hayal gücüne hayran bıraktırıyor. İçerisinde çeşitli korku, gerilim, dram öyküleri mevcut. Bazıları 30 sayfayı buluyor, bazılarıysa daha da kısalar. Öykülerden tek tek, kısa bir şekilde bahsetmek istiyorum. Ciddi emek vereceğim. Öncesinde kitaplar veya filmlerin barındırabileceği farklı korku temalarını tanıtacağım. Korku da kendi içinde türlere sahip. İngilizce ve Türkçe karışık tanıtım için kusura bakmayın. Yazdıklarımın okunmasını dilerim çünkü emek verdim. Şimdiden teşekkür ederim. 🌿
Body Horror (Vücut Korkusu): Karakterin adı üstünde vücudunda yaşadığı değişimler anlatılır.
Slasher Horror: Seri katiller anlatılır.
Monster Horror: Canavarlar, yaratıklar vardır.
Supernatural Horror: Doğaüstü varlıklar, ruhlar, iblisler hâkimdir.
Folklorik korku
Vampire Horror
Zombi korkusu.
Gece Vardiyası: Yarasalar ve Fareler üzerinden oluşturulan bir korku. Kapitalizm eleştirisi de barındırıyor.
Gece Dalgaları: Mahşer adlı romanı okuyanlar için bir sürpriz niteliğinde. Çünkü orada geçen Kaptan trips adlı virüsün ortalığı kasıp kavurduğu zamana tanık olan bir grup akli dengesini yitirmiş genci anlatıyor.
Ben Bir Kapıyım: Bu öykü vücut korkusu türündedir. uzayda bir şey tarafından ele geçirilen adamın vücudunda yaşadığı değişim anlatılıyor. Elinde bir çift göz ve vücudunda farklılık hisseder. İsteği dışında gezmelere çıkar. İnsan dışındaki varlıkların dünyaya bakışını konu edinmiş diyebiliriz.
Canavar: Bu öyküsünde bir çamaşırhanedeki lanetlenmiş bir alet anlatılır. King'in akla gelebilecek her türlü öğeden korku yaratabildiğinin kanıtıdır.
Öcü: The Boogeyman adlı bir uyarlama filmi de mevcut. Ruhlar üzerine bir korku. Bu öyküsü gerçekten etkileyici. Okuyucuyu gerip, korku hissini verebilir nitelikte. Psikiyatriste gelip başından geçen ürkütücü olayı anlatan bir babadan bahsediliyor. Bu babanın çocukları ha bire hayatını yitirmiştir, çocuklar sürekli hayalet gördüklerinden bahseder fakat anne ve babaları hiç de oralı olmaz... Sonu da çarpıcı ve bahsettiğim gibi etkileyici.
Gri Madde: King'in vücut korkularından birisi. Sürekli alkol tüketen Bir adamın vücudunda yaşadığı değişim konu ediniyor.
Bakılamayacak tiksinç bir varlığa dönüşüyor. Akıllara David Cronenberg filmlerini getiriyor; Vucüt korkusu denilince akla gelen ilk yönetmenlerdendir.
Savaş Meydanı: Bir adamın oyuncak askerlerle ve savaş araçları ile mücadelesini anlatıyor. Oyuncak da olsalar adamın sonunu getirebilecek güce sahipler resmen.
Hayaletin Garip Huyları: Kitaba ismini veren öykü. King'in favori öykülerinden birisiymiş. Yıllar önce abisini kaybeden bir öğretmenin, korku dolu geçmişinin yeniden karşısına çıkması ile başlıyor. Merak uyandırıcı bir öykü ve ruh içerikli bir korkuya sahip.
Çilek Baharı: Kasvetli bir öykü. Kasabada kan dondurucu olayların sebebi bir seri katilin bir türlü bulunamayışı anlatılıyor. Birinci tekil şahıs ağzı kullanılmış. Sonunu tahmin etmek çok zor diyemem fakat şaşırtıcı bir bitişi var diyebiliriz. King'in Slasher (katil) tarzındaki korkularından.
Çıkıntı: Stan Norris adlı bir adamın, suç lideri Cressner'ın karısı ile ilşkisi vardır. Norris, Cressner ile karşılaşır ve hayatının yolunda gitmesi için yalnızca bir şey yapabilir: bu zalim suç liderinin binasının dışındaki çıkıntıyı dolaşabilmek... Survival Horror denilebilir mi bilemiyorum ama bir tür hayatta kalma mücadelesi içeriyordu.
Çimler Biçilecek: Bir çim biçme makinesi. Ailesi evden belli süreliğine gitmiş bir adam. Yunan mitolojisi ile harmanlanmış, özellikle yarı insan yarı keçi olarak bilinen "Pan"... Gerici olduğunu söyleyebilirim.
Bırakanlar Şirketi: Çok ilgi çekici bir konu ya. Yani Sigarayı Bırakmak üzerinden gerici bir öyküyü ancak King yazar diye düşünüyorum. Bir adam barda karşılaştığı eski bir dostunun sigarayı nasıl bıraktığını öğrenir. Kendisi de başvurur, ama bu nasıl bır bırakıştır? Kişinin sevdikleri insan uğruna neler yapabildiğini de gösteriyor bu öykü. Ve oldukça rahatsız da edicidir.
Ne İstediğini Biliyorum: King'in romanlarında sıkça karşılaştığımız telapati üzerine bir öykü. Genç bir kıza bir oğlan gelir ve adeta musallat olur ancak kız bunu aşka yorar. Gidişatı merak uyandırıcı bir öyküydü. Normalde telapati ve düşünceleri okuyabilme yetisine sahip iyi kalpli karakterleri vardır King'in ama bu öyküsünde tersinin de olduğunu öğrendik.
Mısır'ın Çocukları: Bu da klise, hristiyan batıl inançları ve din üzerine bir korku. Terk edilmiş kasaba ve ürkütücü çocuklar; Folklorik korku barındırıyor...
Merdivendeki Son Basamak: Bu öyküsü korku türünde değil. Buram buram dram hissediyorsunuz. Etkileyici bir tonda yazılmış. İki kardeşin sırasıyla yerden 25 metre yükseklikteki bir yerden samanlığa atlamasını, bu sırada yaşanan bir olayı; çocukluğun bir gün geride kaldığını ve o yılların masumluğunun yok olduğunu, bağlılıkların zamanla çeşitli nedenlerle değiştiğini acı bir şekilde gözler önüne serer King. Beğendiğim bir öyküydü.
Çiçekleri Seven Adam: Oldukça kısaydı. 10 sene önce sevdiği kadını kaybetmiş bir adamın tuhaflığını anlatıyor...
Odadaki Kadın: Bu da King'in ruhu biraz sıkacak, dram dolu bir öyküsü. Annesini kaybetmeye yakın bir adamın acaba ötenazi uygulansa mı düşüncesinin verdiği tereddütü anlatıyor. King kendi annesine de oldukça düşkünmüş, yazarlığında büyük bir etkisi varmış.
Kitaptaki iki öyküden bahsetmedim. Bunlardan ilki Jarusalem's Lot. King'in vampir temalı korkusu olan "Korku Ağı" nın sonunda yer alır bu öykü. Bu kitapta da yer verilmiş, daha önce zaten Korku Ağın'da okuduğum için tekrarlamadım. Bir diğeri de " Son Bir Kadeh Daha". Bu da aynı şekilde Korku Ağı romanının sonunda yer alıyordu zaten. Korku Ağı ile bağlantılı, kasabayı vampirler sardıktan sonra kasabının kasvetini betimliyor. Buradaki vampirler ürkütücü, kötücül ve iğrençtir. Olması gerektiği gibidir.
Sevgiyle kalın.
Selamlar. Bugün soru sormak istiyorum. 1- Okurken sizi zihinsel manada yoran, sevmediğiniz değil de ağırlığıyla kasvetiyle beni sardı ve yordu dediğiniz bir kitap var mı? Bu hangisiydi? 2- Yaza özel en sevdiğiniz içecek nedir?
Her insan birbiri ile mükemmel anlaşacak diye bir kural yok. Bazen insanlar birbirini sevmeyebilir (saygılı bir biçimde). Bence sevmemenin de bir saygısı, düsturu vardır. Düşünüyorum da izlediğimiz oyuncular belki birbirlerini kıskanıyor, hatta günlük hayatta belki birbirlerini görmezden geliyorlardır jwlcpajsn Düşünsenize…devamıHer insan birbiri ile mükemmel anlaşacak diye bir kural yok. Bazen insanlar birbirini sevmeyebilir (saygılı bir biçimde). Bence sevmemenin de bir saygısı, düsturu vardır. Düşünüyorum da izlediğimiz oyuncular belki birbirlerini kıskanıyor, hatta günlük hayatta belki birbirlerini görmezden geliyorlardır jwlcpajsn Düşünsenize Tom Cruise, Cilian Murphy ile anlaşamıyor, birbirlerine üstünlük kurmaya çalışıp laf atıyorlar kclskejx Anlık böyle bir düşünce geldi, paylaşayım dedim. 🌿
Şu filmin müziklerinin verdiği huzuru çoğu film veremez. Yıllar önce izlediğimde de aynı şeyi söylemiştim. Spotify'da dinlerken aklıma geliverdi film. Giıuseppe Tornatore ve Ennio Morricone ikilisi diyorum başka bir şey demiyorum.
Nasıl ki Mission Impossible, 007 James Bond ve Jason Bourne serileri kendine has ve orijinalse John Wick de öyle. Bu evrenin de kendine has müzikleri ve aksiyonu var. Eline geçirebildiği her aleti silaha çevirebilen, yakın veya uzak her türlü dövüşte…devamıNasıl ki Mission Impossible, 007 James Bond ve Jason Bourne serileri kendine has ve orijinalse John Wick de öyle. Bu evrenin de kendine has müzikleri ve aksiyonu var.
Eline geçirebildiği her aleti silaha çevirebilen, yakın veya uzak her türlü dövüşte yenilgi yüzü görmeyen John Wick evreninin genişlemesi, başka bir hikâyenin anlatılması mantıklı bir karardı. Nitekim ana serinin 3. ve 4.sü arasında geçen Ballerina da aksiyondan fevkalade nasibini almış. Ana De Armas resmen bir kadın John Wick olmuş ve durmak bilmeyen aksiyon sahneleri, hızlı tempo, eşlik eden müzikler hepsine çok güzel ayak uydurmuş. Wick evrenine özgü kalabalık ortam dans sahnesine yer verilmesi bu seriyi sevenleri eminim memnun etmiştir.
Baba Yaga yani John Wick'in filmdeki yerine ve önemine hayran kaldım. Tabii Eve Macarro (Ana De Armas) dövüşte harikalar yaratsa da John Wick'e karşı sizce bir üstünlüğü olabilir mi? Elbette hayır. Bu dengenin korunması ve Keanu Reeves'ın filme katkısı takdire şayandı. Nasıl ki Tom Cruise dublör kullanmıyor ve çevikliği ile dikkat çekip saygı uyandırıyorsa; Keanu'nun da özgün hareketleri var. O da dublör kullanmıyor çoğunlukla. İki aktörün de kariyeri aksiyon üzerine kurulu değil ve derin bir saygı duyuyorum bu adamlara ben.
Ballerina da John Wick'in izinden giderek senaryosunu biraz ona benzetmiş. İntikam ve sürekli karakterin başına para ödülü konması gibi. Bazı izleyiciler bunu zayıf unsur olarak görmüş olabilir ama ben bir de güzel yakışmış olduğunu düşünüyorum. Özel bir seri, sinemada izleyip coşku verecek bir film, Ana De Armas'ın performansı, mükemmel müzik ve ses efektleri... Gayet güzel.
Çok basit bir hikâye, küçük bir kız çocuğu istediği Japon balığını almak uğruna annesine gözyaşı döker, abisi onu ağlamaklı görünce kıyamaz ve annesinden İran para birimiyle 500 Toman alır. Küçük kız bu parayla Tahran'ın dar sokaklarında dolaşır fakat bir türlü…devamıÇok basit bir hikâye, küçük bir kız çocuğu istediği Japon balığını almak uğruna annesine gözyaşı döker, abisi onu ağlamaklı görünce kıyamaz ve annesinden İran para birimiyle 500 Toman alır. Küçük kız bu parayla Tahran'ın dar sokaklarında dolaşır fakat bir türlü dilediği Japon balığına ulaşamaz. Çünkü bir dükkânın önündeki mazgala düşürmüştür parasını. Film buradan sonra başlar, derinliğini kazanır.
İran filmlerinde çocuk karakterler çok önemli yer tutuyor. Özellikle 90'lı yıllarda denk geldiğimce yönetmenlerin oyuncu olarak seçtiklerini fark ediyorum. Küçük çocukların set ortamında kalmaları kolay şey değildir diye düşünüyorum ve Abbas Kiyarüstemi, Jafar Panahi, Mejid Mejidi gibi İranlı yönetmenler bu zorluğun altından ustaca kalkıyorlar. Nitekim, Abbas Kiyarüstemi'nin eşssiz güzellikteki "Arkadaşımın Evi Nerede?" filminde çocuk, bir defteri arkadaşına vermek için yola çıkmıştı. Mejid Mejidi'nin "Cennetin Çocukları" adlı başyapıtında ise bir ayakkabı üzerinden iki kardeşin birbirine sımsıkı tutunmasını, sarılmasını izlemiştik.
Beyaz Balon'da bir Japon balığıdır ulaşılmak istenen... Fakat 500 Toman mazgalın içine düşmüştür ve iki kardeş bunu almak için çabalar. Yönetmen Panahi, bu sırada çocukların masumluğunu kamerasına alır. Küçük kızın somurtkan duruşuna tanık oluruz çoğu zaman fakat sıcak kalbini de hissederiz. Film, o saf çocuk duygusunu, bilmezliğini çok sade bir şekilde yansıtmayı başarmış. Bunun yanı sıra o dönemin İran'ını izleme fırsatı sunuyor.
İnsanın insana zor durumda yardım etmesi, çok duyduğumuz, bazen de bozulan ilişkiler dolayısıyla yokluğundan yakındığımız bir durum fakat ne zaman böyle yardımlaşma görsek, insanların barıştığını izlesek çok hoşumuza gider. Beyaz Balon'da da o 500 tomana ulaşırken bu yolda sevgi, dayanışma, emek vardı. Bitimine yakın üç çocuğun sakız çiğnemesi, birbirine bakarak gülümsemeleri ekrana bir hoşluk yayıyordu adeta. Tüm bu duyguları seyredebildiğim için çok mutluyum.
Avrupa sineması, Hollywood, Uzak Doğu.. birçok bölgeden film izledim. Sinemayı seviyorum. Ama İran filmlerindeki hüznün, güzelliğin, saflığın da aşığıyım. Çok başarılı bir sinemaya sahipler, bilmem İran halkı bunun farkında mıdır?
Eski bayramları hepimiz özlüyoruz ama bu şuanın ve gelecekteki bayramların önemsiz ve etkisiz olduğu manasına gelmiyor. Sinemayla ve edebiyatla kalın, huzurla kalın ve de Allahla kalın. Hepinize mutlu ve huzurlu bayramlar diliyorum 🤍
Sinema ve edebiyat düşüncelerim 3 1- Eski kült eserlerin rahat bırakılmasından yanayım. Şimdilerde Frankeinstein'ı bir de Guillermo Del Tero uyarlayacakmış. Allah aşkına, kendine özgü tarzın var neden defalarca sinemaya uyarlanmış bir eseri bir de sen yeniden çekmeye kalkıyorsun... (Nosferatu filmini…devamıSinema ve edebiyat düşüncelerim 3
1- Eski kült eserlerin rahat bırakılmasından yanayım. Şimdilerde Frankeinstein'ı bir de Guillermo Del Tero uyarlayacakmış. Allah aşkına, kendine özgü tarzın var neden defalarca sinemaya uyarlanmış bir eseri bir de sen yeniden çekmeye kalkıyorsun... (Nosferatu filmini dahil etmiyorum buna.)
2- Stephen King okumanın eşsiz bir deneyim olduğunu düşünüyorum. Lise 3'ten bu yana okurum, beğenmediğim bir, bilemedin iki kitabı çıkmıştır. Bir kitabını okuduktan sonra hemen diğerine geçmek yerine araya yeterli, uzun bir süre koyuyorum, böylelikle hiç sıkılma durumunu da yaşamıyorum. Onu kronolojik sıraya göre okumak da ayrı bir zevk. Şimdilerde Hayaletin Garip Huyları Adlı öykü kitabını okuyorum ve evet! Bu adam öykü yazma konusunda da harika...
3- Alien serisini izlemeyenlerin şanssız olduğunu düşünüyorum. Sinema tarihinde eşi olmayan, yalnızca gerçek tutkunların değerini bilebileceği bu ünlü seriye aşığım. Tabii bu subjektif bir durum. Ama...
4- Ben bir türe bağlı kalmaktan, sürekli aynı aktiviteyi yapmaktan çok sıkılan bir insanım. Mesela en sevdiğim bir film olmaz, hayranı olduğum çok film vardır. Alien serisine hayranken gidip Nuri Bilge Ceylan izlerim ve çok etkilenirim. Mission Impossible'a coşku dolu bir ilgim varken gidip Bergman filmi izlerim felsefesi ile kendimden geçerim... Yalnızca bir bilgisayar oyununa bağlı kalmam birini bitirdiysem farklı maceralar ararım... Sevdiğim tek aktivite kitap okumak veya film izlemek de değil; manzaralı bir yeri gezmekten, ilginç bilgileri veya gelecek filmleri araştırmaktan, gülmekten, arkadaş edinmekten büyük keyif alırım. Ama genel olarak insanlara baktığımda çoğunlukla bir türün ardından gidiş, yalnızca bir alana kapanıp kalma görüyorum. Hatta diğer alanlara yeltenmeyenler, koskoca dünyaları kaçırıyor, bazen ön yargılı davranıp kendi eli ile bu dünyaları bir kenara itiyor; edebi olsun, sanat olsun, eğlence olsun, Spor olsun... Fırsat buldukça insan ilgi alanını genişletmeli bence. Ama biliyor musunuz bazen de düşünüyorum, insanlar farklı ilgi alanlarına açık olmadıklarında sizin yapmış olduğunuz farklı farklı aktiviteler onlara pek de anlamlı gelmiyor, bunu da bilmek gerek.
Sinema ve edebiyat düşüncelerim -2 1- Tom Cruise'a Oscar verilmeli. Kariyerinin bütününe baktığımızda ve dublör kullanmadan çektiği birçok sahneyle bunu sonuna kadar hak ediyor. Ha, Oscar alınca mı mükemmellik belli oluyor? Elbette, hayır. Bu adamın böyle bir sembole ihtiyacı da…devamıSinema ve edebiyat düşüncelerim -2
1- Tom Cruise'a Oscar verilmeli. Kariyerinin bütününe baktığımızda ve dublör kullanmadan çektiği birçok sahneyle bunu sonuna kadar hak ediyor. Ha, Oscar alınca mı mükemmellik belli oluyor? Elbette, hayır. Bu adamın böyle bir sembole ihtiyacı da yok.
2- Her sanatçının filmi çekilmeye başladı. Michael Jackson yeni mi akıllarına geldi? Eibette ticari amaç var işin içinde ama bu işin tadı tuzu da kaçtı. Yalnızca ülkemiz değil Hollywood da bunu çok yapıyor; şarkıcılara film çekmek! Ortada Milos Forman'ın Amadeus (1984) kalitesinde bir müzikal olsa neyse diyeceğim...
3- Son dönem romantik komedi filmleri, eski havaları veremiyor. Daha çok bir cinsellikte abartı, saflıktan uzak filmler çekiyorlar. Buna da modern diyemeyiz bence.
4- Birkaç dergi okuma deneyimim olmuştu ama bir türlü şöyle devamlı alayım da okuyayım fikrine kapılmamıştım. Kafkaokur'un Mayıs sayısını alıp okuyunca gayet beğendiğimi fark ettim. Çok yormayan, hem bilgi alıp hem de farklı öykülere denk geldiğimiz iyi bir dergi. Öykülerin hepsine güzel diyemem elbette, bazılarına "Mıymıy" gibi yorumlarda bulunabiliyorum kendimce. Bu derginin posterleri çok hoşuma gidiyor, evimde duvara yapıştırıyorum.
Geçen seferki paylaşımımda diş sıkıntımdan bahsetmiştim. Doktora gitmek zorunda kaldım, hayatımda ilk defa kanal tedavisi oldum ardından dolgu yaptırdım. Bu işlemler öncesindeki o ağrıdan kurtulduğum için mutluyum.