Selamlar. Bugün sizlere kısaca iki soru sormak istiyorum. 1- Artık okumalıyım, buna bașlamalıyım dediğiniz bir yazar var mıdır? Ve kimdir.. Gönüllülere: 2- Böyle gezinirken kulaginiza geldiğinde sizi gıcık ettiren, hiç sevmediğiniz bir müzik var mı?
Bohem... Peyami Safa, "Bir Tereddüdün Romanı" kitabında bir yerde bu kelimeyi kullanıveriyor. Kelime olarak başıboș gezen anlamına gelen 'Bohem' 1918 yani savaș sonrası Türk toplumununun aynadaki yansımasıdır aslında. Özellikle aydın kesimin bir iç buhranı ile birlikte kendini arayıșları, eșyaya anlam…devamıBohem...
Peyami Safa, "Bir Tereddüdün Romanı" kitabında bir yerde bu kelimeyi kullanıveriyor. Kelime olarak başıboș gezen anlamına gelen 'Bohem' 1918 yani savaș sonrası Türk toplumununun aynadaki yansımasıdır aslında. Özellikle aydın kesimin bir iç buhranı ile birlikte kendini arayıșları, eșyaya anlam veremeyișleri, "izmler" ile birlikte toplumdan silinip gitmeleri; boș kalan zihinlerini bir kadeh alkol, bir parça uyușturucu ile doldurmaları... Tüm bu eksende bohem bir yașam tarzı. Sonrasında artan intihar oranları...
Peyami Safa, bu tașkınlığı, bu kendimize uyamayıșları, Avrupalılașmayı; Muallâ Hanım'ın okuduğu "Bir Adamın Hayatı" ve muharririn kendi çevresi ile olan ilișkilerinde karşımıza çıkarır. Nitekim ismi belli olmayan yazar, doğru yolu adeta iple çeken, içi buna karşın özlemle dolan ama yașayıșı tezatlıklarla dolu, o çok eleștirdiği 'asrın tereddütüne' kapılıp gidenlerdendir.
Cahit Sıtkı, “Büyük Harpten sonra, ruhları istila eden o yaşamak yorgunluğu, o
ahlak buhranı, o sefalet, o intiharlar, maziden devraldığımız kıymetlerin birdenbire baş aşağı
gelişi, o hiçbir şeye inanamamak azabı, iyilikle kötülük, muhabbetle nefret, isyanla tevekkül,
yapmakla yıkmak arasında insan ruhunun uykusuz bir gece kadar uzıyan o tereddüdü, hasılı
beşer cemiyetindeki o müthiş panik” diyerek aslında Bir Tereddüdün romanını özetlemiş.
Yaşamak yorgunluğu... Ne derin bir söz bu; bana öyle geliyor. Bu iki kelimeyi okurken romanla birlikte düșündüğümde aldığım his tüm uzuvlarıma yayılıyor. O dönemin koșullarını, insanların psikolojilerini düşünemiyorum bile. Aynı zamanda toplumda meydana gelen değişikliklerin insan üzerindeki etkileri... Kalkan bir saltanat, sonrasında Batılılașmanın insanda bıraktığı zannlar... Bir hiçliğe doğru gidiș... Yüzeysel olarak ifade ettiğimiz değișimlerin, insanda ne denli kayıplara neden olduğunu Peyami Safa'nın ustaca ruh tahlilleri ile biraz olsun anlayabildim.
O dönem Türkiye'nin yıkılmadığını ama müthiş bir etki ile sarsıldığını bir yazar, onun eserini okuyan bir kadın ve bilinmezliklerle dolu bir bașka kadın ile anlatmak istemiș Safa. Teşekkür ediyorum Usta kalem! Sen olmasan kim bizi bu madde aleminden alıp rüyalar, kâbuslar, inilti, hezeyan dolu ruhlarla bulușturacak...
Selamlar Wolvi'nin Ramazan sorularına hepiniz hoș geldiniz. Umarım sorularım hepimizi düşündürür ve etkileșim kurabiliriz. 1- Kendinizi en çok hangi roman karakterine yakın buluyorsunuz? Birkaç sebep ile lütfen.. Gönüllüler için: Tırnak yeme alışkanlığına sizce nasıl son verilir?
Bașlamadan önce bu kadar komik olacağını tahmin etmiyordum. İzlerken gayet eğlendiğimi fark ettim. Beklentim bu yönde olmasa da beni keyiflendirdiği için teşekkür ediyorum bu filme. Daha önce Fatih Akın'dan bir yapım izlememiștim; kendisinin olumlu olumsuz bol bol eleştiri aldığını da…devamıBașlamadan önce bu kadar komik olacağını tahmin etmiyordum. İzlerken gayet eğlendiğimi fark ettim. Beklentim bu yönde olmasa da beni keyiflendirdiği için teşekkür ediyorum bu filme. Daha önce Fatih Akın'dan bir yapım izlememiștim; kendisinin olumlu olumsuz bol bol eleştiri aldığını da biliyorum. @oneirataxia ile MUBI'de izlediğimiz bu film hakkında şöyle düşünüyorum:
Türk yönetmen olup Türklere bu kadar uzak bir film çekmeyi de bașarmıș Fatih Akın, bunu unutmamak gerek. Zaten ben geleneklerimi yansıtıyım ya da ülkemi çekeyim kafasında da değil... Yönetmen Almanya'da büyüyüp gelişmiş ve Alman da desek yeridir benim için. O yüzden filmlerine yaklaşırken Gururumuz, mükemmel eserler çekiyor diyemiyorum. Mesela Nuri Bilge Ceylan veya Zeki Demirkubuz izlediğimde daha çok gururlu oluyor, etkilenip naralar atabiliyorum. Ama Fatih Akın için filmlerinin hepsini izlememekle birlikte bende bu tür duygular uyandırdığını söyleyemem.
Müziklerini sevdim, oyuncuları (Bașrolün yanında aşçı rolündeki Türk de harikaydı.) sevdim. Papağan gibi tekrarlamıș olacağım bir Türk filmi gibi göremiyorum. Her ne kadar Uğur Yűcel'i bir sahnede görmüş de olsam bu yeterli değildi... Ama neticede güldüğüm sahneleri düşünüyorum, bana iyi geldiğini de düşünüyorum... Düşünüyorum da düşünüyorum ve bu filmi orta șeker olarak görüyorum.
Madde madde size bu filmden bahsetmek istiyorum.. 1- Öncelikle Quantum evrenine mekân olan yer Kapadokya yani bakın benim oturduğum yer bakın ne görkemli bi iliz. 😁 Pandemi döneminde kültür bakanlığından onay alıp buraya gelmișler ve oyuncular olmadan çekimleri yapıp gitmișler.…devamıMadde madde size bu filmden bahsetmek istiyorum..
1- Öncelikle Quantum evrenine mekân olan yer Kapadokya yani bakın benim oturduğum yer bakın ne görkemli bi iliz. 😁 Pandemi döneminde kültür bakanlığından onay alıp buraya gelmișler ve oyuncular olmadan çekimleri yapıp gitmișler. 2019 yılı olması gerek bu zamanın. Oyuncular sonradan Greenbox tekniği ile eklenmișler. Yani Paul Rudd, Michael Douglas Nevșehir'e gelmedi; evet.
2- Marvel son zamanlarda efekt olarak büyük harcamalar yapmıyor, yatırımları azaldı ve kalitesiz görseller seyreder olduk; buna katılıyorum. Yine bu esintiyi görebiliyoruz filmde.
3- Antman karakterine hayat veren Paul Rudd, çok sempatik bi insan ve Scott Lang'e de bunu yansıtıyor. İzlemekten büyük keyif alıyorum. Yine kız arkadaşı, onun babası ve kendi kızı ile olan muhabbetleri filmin seyir zevkini yüksek kılmıș...
4- İlk iki filme göre konunun ișleniși daha basite indirgenmiș. Aceleye getirilmiș havası vardı. Ama Quantum evreninde Marvel'ın yeni kötüsü Kang'ı kanlı canlı görmemiz açısından önemli bir yapımdı. Onu kolay yendiler, yorumuna ben de katılıyorum. Ama sanıyorum Kevin Feige ve ekibi, bu konuda müthiş bir mücadele kaygısı gütmemiș. O yüzden diğer filmlere olan ve olacak etkisi üzerinden incelemek gerektiğini düşünüyorum Antman 3'ü...
5- Nitekim sonunda her şeyin yolunda gitmiș olduğunu düşünmenizi istemiyor șahsen Peyton Reed... Yeni fazı inșa eden, temelini atan önemli bir kapı filmi niteliğindeydi kısacası. Kang'ı birkaç filmde de daha oldukça zorlu bir kargașanın içinde bulacağız muhtemelen. Avengers'ın yeni yapımları bu konu üzerinden devam edecek ve yeni kahramanları görmeye devam edeceğiz; hatta Deadpool, Wolverine (Ben) ve F4'ü de ben bekliyorum...
6 (Bonus): Müziklerine bayılıyorum Antman'in. Diridiiririr. Scott'un ergen kızı çok güzeldi. Yeni filmlerde görmek hoș olacak. İzleyelim iște tüketiciyiz biz ya; bu filmlerde çok da derinlik aramamak gerek... Martin Scorsese babama hak vermekle birlikte ona da bu tür filmler üzerinde çok düşünmemesi gerektiğini tavsiye ederim. Ellerinden öperim dedem.
"İhtiandr" kelimesi Yunancada Su Adam manasına geliyormuș. Sovyet Rusya'nın Jules Verne'i olarak bilinen Belyaev, Rus neslini öyle bir etkilemiș ki bir su altı evine Ihtiandr ismini vermișler. Kendi ülkesinde oldukça saygın bir yazar Belyaev. Yaşamı hakkında bazı bilgiler edindim, izin…devamı"İhtiandr" kelimesi Yunancada Su Adam manasına geliyormuș. Sovyet Rusya'nın Jules Verne'i olarak bilinen Belyaev, Rus neslini öyle bir etkilemiș ki bir su altı evine Ihtiandr ismini vermișler. Kendi ülkesinde oldukça saygın bir yazar Belyaev. Yaşamı hakkında bazı bilgiler edindim, izin verin sizlerle paylașayım. Dindar bir aileden gelse de zamanla kușkucuların fikirleri ilgisini çekerek ateist olmuș. Meslekî hayatında; oyun yazarlığı, avukatlık, polis müfettișliği ve kütüphanecilik yapmıș ve en son katıldığı gezi esnasında edebiyat ile haşır neșir olmuș. Bir tür hastalık geçirerek bacakları felçe uğrayınca 6 yıl yaşamını böyle sürdürmüș. Bu sırada Wells, Verne gibi çeşitli bilim kurgu yazarlarını okumuș. Hastalığından sonra kendisi de edebiyata dahil olup "Su Adamı" dahil olmak üzere birçok eser yazmıș. Nazi istilası sırasında pek çok insan gibi açlık ve susuzluktan yaşamını yitirmiș Belyaev.
Bilim kurgu okuyacaksak yazarların hayatlarına dair biraz fikrimiz olması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü yazarın bu kurguya nasıl ayak bastığı, neden böyle konuları başlık edindiği; hayatında saklı oluyor aslında... Nitekim karakterimiz Ihtiandr'ın köpekbalığı solungaçlarına sahip olması Belyaev'in özgürlüğe karșın susuzluğunu ifade ediyor. Ve tüm insanları uzay değil de acaba okyanusta mı arasak bu gizli hazine ve bilgileri demeye çağırıyor... Çağının önemli bir yazarı olduğunu kabul ediyorum fakat diğer öne çıkan eserleri okumuș olduğum için Belyaev'i oldukça basit buldum;
Bununla kalmayıp karakterler her ne kadar kayda değer de olsalar çok fazla yüzeysel betimlendikleri için okuyucu ile iletişim kuramıyorlar. Bir eserde okuyucu herhangi bir karakterde kendisini bulabilmeli, bu durum hiçe sayılmamalı; en azından böyle bir konuda derinlik aranmalı diye düşünüyorum. Bölümlerin çok kısa oluşu, kimi okuyucuları sevindirip "Hemencik bitecek" dedirtse de "Su Adamı" benim için bu konuda da sınıfta kalıyor. Çünkü çok fazla bölüm, birbirini tekrarlayan olaylar, olayların birbiri ile bağlantısındaki acemi kopukluk fazlasıyla sırıtıyor.
Her eserde verilmek istenen mesajın yer yer sayfalarda bulunması, okuyucuya göz kırpması gerektiğini düşünüyorum. Ama Belyaev, bu kıdemli mesajını kitabın sonunda buluşturuyor bizlerle. Bir mahkeme, uzmanlar, rahipler içerisinde dik durarak konușan Salvator ile... Ama bașlarda sıradan bir üslup kullanarak șahsen özelleșmekten öteye gidiyor. Yani macera ve aksiyon kurgusu gibi duruyor daha çok... Ve yukarıya atıfta bulunarak belirtmek isterim ki karakter gelișimleri çok kötü.
Kısacası beğendiğimi söyleyemem sebeplerini elimden geldiğince yazmaya çalıştım. Okuduğunuz için teşekkür ederim, okumasaniz da canınız sağ olsun :). İyi günler hepinize.
"Bunların hepsi yanlış..." Evet, Bess; sen bu dünyada yașamak için fazla saf, masum bir karakterdin. İçinde yaşadığın toplum senin için cehennemdi. Kendini iyi hissetmek adına tanrı ile olan monologların, kalbimizi titretti. Zavallı kız dedirtti. Acıdık sana... Bulunduğun kasabadaki insanlar da…devamı"Bunların hepsi yanlış..."
Evet, Bess; sen bu dünyada yașamak için fazla saf, masum bir karakterdin. İçinde yaşadığın toplum senin için cehennemdi. Kendini iyi hissetmek adına tanrı ile olan monologların, kalbimizi titretti. Zavallı kız dedirtti. Acıdık sana... Bulunduğun kasabadaki insanlar da öyle değil miydi? Acıdılar sana; düştüğün hâllerde senin ezilmiș psikolojini önemsemediler, çocuklar bisikletlerinden inip taș fırlattılar, ebeveynlerin sırtını döndü... Hepsi sana kucak açmaları gereken yerde cehennemi yașattı. Belki en başından beri kızıyordun onlara ve bizlere... Dördüncü duvarı yıkarak, ekrana attığın o kaçamak bakışları sorarım sana; çok mu kırdık seni, bir özür mü bekliyorsun?..
Lars Von Trier'in sorgu dolu filmlerinden birisi daha.. Belki en önemlilerinden. Her ne kadar, ilk bir saatini fazla uzayan cinsel sahnelerinden ötürü pek beğenemesem de sonradan daha anlamlı, hüzünlü bir hâl alıyor film. Dalgaları așıyor... Bess'in durumunu Howeritz'in yetișkinlerde bağlanma türlerinden "Saplantılı" ya benzetebiliriz. Ve bu ruh hali insanı iyiye götürmüyor... Cehennemi yașatıyor belki de... Kilise, itici ebeveyn tutumu da bunu destekler nitelikte...
Von Trier, çok farklı bir yönetmen. Filmlerindeki bazı detayı pek sevmiyor olsam da bir șekilde düşündürüyor beni. Nefretle bașlayan așka döndürüyor belki de. Ama hayır benimki bir așk değil, sanki bir sinema öğrencisiyim de Trier bana ders veriyormuș gibi, düşüncelerine hak vermesem de ondan payımı alıyormușum gibi bir șey bu... Bess'in Tanrı ile olan monologlarını unutamayacağım sanırım. Emily Watson'un ilk filmi olduğu söyleniyor; helal olsun. Bunun yanı sıra doktora hayat veren oyuncuyu ayakta alkışlamak istiyorum. Bu arada von Trier; ben senden korkuyorum be. David Lynch kadar olmasan da sende de var bișiler...
Bașka bakışım yok ki?.. Yeni nesil Bilim kurgu ve aksiyon yönetmenlerinden Kosinski'nin Top Gun'ı gayet yerinde olmuș. İlk filmine sadık kalıp o sadelikte üzerine koymak bu olsa gerek. Böyle emeklere çok saygı duyuyorum ve severek izliyorum. Maverick hikayesinin bir türlü…devamıBașka bakışım yok ki?..
Yeni nesil Bilim kurgu ve aksiyon yönetmenlerinden Kosinski'nin Top Gun'ı gayet yerinde olmuș. İlk filmine sadık kalıp o sadelikte üzerine koymak bu olsa gerek. Böyle emeklere çok saygı duyuyorum ve severek izliyorum. Maverick hikayesinin bir türlü emekli olmayan bașrolü Tom Cruise... Seneler önce ilk filmini izlememe rağmen hâlâ onun kendine has durușunu, havasını ve performansını hatırlayabiliyorum. Ve devamında da aynı çekiciliğe sahipti șahsen. Rol öncesinde nasıl hazırlandı bilmiyorum ama muhakkak eskiye dönüp incelemelerde bulunmuștur diye düşünmekteyim. Kaldı ki çoğu filminde dublör kullanmayan usta bir aktör kendisi; dramın da aksiyonun da yakıştığı belli bașlı oyunculardan birisidir kanımca.
Uçuș sahnelerinde başım döndü diyebilirim, arkadaki müzikler hava aksiyonunu destekler nitelikteydi. Hikâyenin seyri açısından araya katılan duygusal sahneler de hoșuma gitti. Maziye dönük olması da yine etkileyici kısımlardandı tabii ki. Uzatmadan demek isterim ki kendi halinde bir film olmuș. Oldukça sade bir konu; efektler, ses ve birkaç özellik ile desteklenerek yapımı șaha kaldırmış.
Bunun haricinde ne Oscar'a aday olabilecek ne de mükemmel ötesi denilip abartılacak bir yanı vardı. Oscar zaten, bir grup politik insanın yönettiği bir tören olduğu için verilen ödüllerde ne bir heyecanım ne de ilgim oluyor. (Parazit gibi eserler hariç..) Kısacası, filmi eskisine saygı duyup iși batırmadan gayet güzel bir șekilde devamını getirdikleri için sevdim. İyi akșamlar diliyorum.
Üçüncü bir göz... Dan Kwan sunumunda bir aile draması... Yine çatışan kuşaklar, birbirini anlamamazlıklar... Anne ve onun tarafından kușatılmıș ev ahalisi; görünürde küçük olan bu ev, üçüncü bir gözle bakıldığında giz dolu bir evren... Aşama aşama bir kendini gerçekleştirme sürecini…devamıÜçüncü bir göz...
Dan Kwan sunumunda bir aile draması... Yine çatışan kuşaklar, birbirini anlamamazlıklar... Anne ve onun tarafından kușatılmıș ev ahalisi; görünürde küçük olan bu ev, üçüncü bir gözle bakıldığında giz dolu bir evren...
Aşama aşama bir kendini gerçekleştirme sürecini içerdiğini düşünüyorum filmin. Yönetmen Kwan, bir gün koltuğunda oturup bulmaca çözerken aniden Maslow! diye bağırıp onun ihtiyaçlar hiyerarșisini kaleme almak istemiş olmalı... Üstelik bazen sevgi, ait olma ve sevilme basamağının, fizyolojik gereksinimlerimizden bir tık üstte olabileceğini bir köşeye yazarak çekmiş filmi Dan Kwan...
Ben ne demek istiyorum? Burada oturup aksiyondan, görsel efektlerden, çekimlerden bahsederek filmin anlatısından, mesajından uzaklaşmak istemiyorum; tüm bunlar, zaten yeterince "Sevgi, koșulsuz kabullenme, değer verme" basamaklarını, mesajını destekliyor... Nitekim Eveliyn'in onca aksiyondan sonra birden durulup bir sirk maymununu andırır biçimde herkesi okșaması, sarılması ile Dan Kwan'ın bilmecesi çözülüyor. Evrenin anahtarı bulunuyor... Karmașanın çözümüne ulașılıyor. Çok basit çözüm: Bazen sevmek, bazen özür dilemek... Tüm bu duygu yoğunluğu ile birlikte kızına sarılan, onu tüm koșullarda kabul eden Evelyn iște sunulan korkunç kâbusun güller açan finalini temsil ediyor.
Film yorumumu burda bitiriyorum. Ama bir șeyler daha eklemek istiyorum. Üçüncü göz imgesini izleyenler görmüştür. Bazen iki gözün yetmediği, erișemediği koșulların altında ezilir buluyoruz kendimizi. Burada üçüncü bir göz devreye giriyor; sadece sevgi. Diğer gözlere eklendiğinde, her şeyin kontrol altına alındığını, sanki evrenin sırrını çözüyormuș hissi verdiğini anlıyoruz. Ki film içerisinde 5 dakikada olan biten de bunlardı diye düşünüyorum. Aksiyon sahnelerinin ardına gizlenmiș, bir sopanın yüzeyinde yer alan plastik bir gözdü üçüncü olan... Evelyn'nin tek yapması gereken ona ulaşmaktı... Aslında gayet kolay bir yerdeydi o göz... Tuttuğu sopada... Aslında gayet kolay bir yerdeydi o göz... Kalbinde!
Allah-u Teala bu diziyi yapandan razı olsun. Sene 2013 galiba Wolvi ergen bir delikanlı... The Last Of Us oyunu çıkmış... Benim pc sistemi yetersiz mi yetersiz... Oynayanlara imrenir kendimce iç çekerdim... Șöyle bir ps4'üm ve konsolum olsa gece uyumadan önce…devamıAllah-u Teala bu diziyi yapandan razı olsun. Sene 2013 galiba Wolvi ergen bir delikanlı... The Last Of Us oyunu çıkmış... Benim pc sistemi yetersiz mi yetersiz... Oynayanlara imrenir kendimce iç çekerdim... Șöyle bir ps4'üm ve konsolum olsa gece uyumadan önce iki öpücük kondururum diye hayallerini kurardım... Sonuç olarak sene 2023, Wolvi'nin bir laptopu var... Ve bu laptop Lol dahi oynatmıyor....
Ama Wolvi bu oyunu youtube'da araştırıp gezinirken müziklerine hayran kalmıştı. O müziklere tutunmuștu... Millet Last Of Us oynayıp birbirleri ile o dehşeti bir șekilde paylașırken, Wolvi müziklerinden bahseden pek az insana rastlamıștı... Aradan yıllar geçti, bir de ikincisi çıktı bu oyunun... İnek șabanın camekâna ekmek bandırması gibi Wolvi orda burda gördüğü resimlere hayranlıkla bakıyordu...
Sonra bir gün HBO tarafından bir uyarlama geleceğini, GOT'da Elia Martell diye bağırıp herkesi şoke eden o sahnenin baș elemanı Pedro Pascal'ın da bunda başrol olacağı haberini okudu Wolvi... Ellie'ye hayat verecek kıza şöyle bir bakmıştı ve sanki Logan filmindeki Dafne Keen olsa çok daha iyi olurdu demişti... Araya yine yıllar, aşklar, kederler girdi... KPSS gibi bir süreçte Berserk bitirmiș Wolvi, buzdolabından hali hazırda çıkardığı süt reçelini mutlulukla ekmeğine sürdü... Sonra şöyle bir gülümsedi... Yatağına oturdu ve leptopundanki space'e bastı... Muazzam bir intro ile birlikte gelen sahneleri "Bu dizi olmuș" diyerekten izledi...
Wolvi ilk bölümden sonra evden çıktı ve bir daha bulunamadı. Kendisini son görenler bir gezegende, dünyaya bakarak süt reçeli yediğini söylüyorlar. Ama şöyle bir not bırakmış, kapının kenarına: Ellie'yi canlandıran karaktere çirkin diyen olursa, kalbim kırılır. Sizin burnunuz çok mu güzel? Sizin yüzünüz Yusuf güzelliğinde mi?
Sevgiler saygılar.