Bu film çok korkunç 😱 Yurtta 3 arkadaş korku filmi izleyelim dedik. Aşağı yemekhaneye indik, hdmı kablo ile televizyona bağladık ve filmi başlattık... Başından sonuna kadar karanlık, gerici, boğucu bir atmosfere sahip. Oyuncular da bu atmosfer içinde korkunç bir yaratığa…devamıBu film çok korkunç 😱 Yurtta 3 arkadaş korku filmi izleyelim dedik. Aşağı yemekhaneye indik, hdmı kablo ile televizyona bağladık ve filmi başlattık... Başından sonuna kadar karanlık, gerici, boğucu bir atmosfere sahip. Oyuncular da bu atmosfer içinde korkunç bir yaratığa dönüşecek gibi görünüyor.
Çekim açıları çok fazla büyüleyiciydi. Ormandan gelen çatırtıyı, bir görüntü ifade etmiş sanki; o ses gelmiyor ama sanat eseri görseller bize sesleniyor diyeyim. Müzikler de öyle yerinde ki, Thomasin koşuyor; arkasından da birisi aynı heyecan ve hızla onu kovalıyor gibi bir izlenim bırakıyor insan psikolojisinde... Detaylara saklanmış birkaç ürpertici şeyler de vardı. Karaktere fazla odaklandığımızda gözden kaçabiliyor ama ondan gözlerimizi ayırıp arkasına baktığımızda, bir vücudun belirdiğini anlıyoruz. Yanılsama da olabilir ama fazlasıyla korkutucuydu...
Kısacası ne diyebilirim? Bir keçiden, birkaç oyuncudan ve bir ormandan muhteşem, estetik, korkunç bir film ortaya çıkabiliyor. Yönetmen, Bergman'dan biraz etkilenmiş gibi duruyor. "Yaban Çilekleri" adlı filmi izleyenler bilir; din üzerine yoğunlaşması ve ailenin kendi içinde bölünüşünü göstermesi benzerlik kurmaya itti beni...
Oyunculuklara değinmeyeceğim bile çok etkileyici ve güzeldi.
Filmde benim ilgimi çeken şeylerden spoilersız bir şekilde bahsetmek istiyorum... İlk olarak "Mutlu musun?" Sorusu üzerinde film yer yer duruyor ve beni çok mutlu etti bu durum. Çünkü karakterlerin iç dünyasına, ruh haline değinmek; filmleri daha gerçek ve bizden kılıyor.…devamıFilmde benim ilgimi çeken şeylerden spoilersız bir şekilde bahsetmek istiyorum...
İlk olarak "Mutlu musun?" Sorusu üzerinde film yer yer duruyor ve beni çok mutlu etti bu durum. Çünkü karakterlerin iç dünyasına, ruh haline değinmek; filmleri daha gerçek ve bizden kılıyor. Steven'ın da aslında depresif olduğu, bu soru sonrasında mimikleri ile anlaşılıyor. İnsan ister istemez kendini düşünüyor. Ben bu sahneden sonra mutlu musun Wolvi? Diye kendimi düşündüm...
İkinci olarak söyleyeceğim, Sam Raimi dokunuşları... Yönetmenin korku tarzında eserler verdiğini biliyoruz. Doctor Strange'de de çığlıklar, jump scare, ürpertici makyajlar yer alıyordu; bazı bazı diğer filmlerine mesela Evil Dead... Göndermeler bulunuyordu. Bir Marvel yapımında bunu görmek, insana biraz olsun tuhaf hisler verebiliyor. Madem yönetmen konusuna girdik... O zaman ben ilk filmin yönetmeni Scott Derrickson'a değinmek istiyorum; bana göre Derrickson'un çok daha karanlık bir kafa yapısı var ve korku öğelerini insan zihnine yedirebiliyor. Sinister filmini tavsiye ederim... Neden bu filmi de yönetmedi anlam veremedim.
Üçüncü husus ise Wanda yani Scarlet Witch oldu. Artık bu karakteri daha fazla böyle mızmız görmek istemiyorum. Çok güzel bir kadın oyuncu oynuyor evet ve onun iyi huylu halini görmeyi özledik. Bu filmle birlikte cadılığı, kötülüğü bıraksın istiyoruz... Şahsen uzun bir süre göreceğimizi düşünmüyorum.
Bunlar dışında filmin havasını çok beğendim. Doctor Strange geri planda falan değildi. Yeteri kadar gördük ve tadı damağımızda kaldı. Çok özgün ve kendine has performans sergiliyor Bennedict... Filmin sonu ise beni çok heyecanlandırdı. Harika bir final sahnesi var; müzik... Birden bir şeyler olması... Yeni film... Filmi beğendim. İnsanlar ne bekliyor anlamıyorum.
Zil çalıyor. Trabzonspor şampiyon olmasına rağmen bir fenerli olarak hâlâ Trabzon maçlarının skorunu takip ediyor ve yenilmelerini diliyordum. Zararsız ve masum, bir tür kendimi tatmin etme olan bu durumdan, bu zil beni uzaklaştırıyor. Bir ses geliyor; Kalın mı kalın, bir…devamıZil çalıyor. Trabzonspor şampiyon olmasına rağmen bir fenerli olarak hâlâ Trabzon maçlarının skorunu takip ediyor ve yenilmelerini diliyordum. Zararsız ve masum, bir tür kendimi tatmin etme olan bu durumdan, bu zil beni uzaklaştırıyor.
Bir ses geliyor; Kalın mı kalın, bir erkeğe ait. Karşımda dikilen, takım elbiseli adam bende tuhaf bir ürperti uyandırıyor. Beraber salona geçiyor ve ardından, bayramlaşmaya gelenlerin konu bulamayışlarına benzer bir hâlde, süzüyoruz birbirimizi. Albert Camus karşımda; o düşünürlere özgü duruş, hayattan bezgin bir surat. Mezardan kalkmış bir ölüyü andırıyor, fakat Camus olduğunu tüm hareketsizlikleri ile belli ediyordu.
"Mutluyum çünkü mutsuzlukları yaşadım" deyiverdi. Bu adam harbi kafayı yemiş bir yazardı. Okuduğum iki kitabı aklıma gelmesin mi birden. Kendimi şöyle bir toparladım. Tam o anda bana bir baktı ki utanıp gözlerimi yere indirdim. "Tersi ve yüzü, kitabında ne demek istediniz Allah aşkına" diye patavatsızca soruverdim. "Kitabı anlamamak, anlamaktır." Diye bir cevap vermesin mi! Kendimden utandım. Söylenecek ne vardı şimdi? Büyük bir yazarmış gibi söze başladım: "Sizin bu absürditeniz, valla bana gelmiyor. Şöyle bir paragraf okuyorum, tam diyorum anladım, çok hoş lirik, anlaşılır ifadeler kullanıyorsunuz.. Sonra birden tepetaklak, her şey anlaşılmaz ve zor oluyor. Cümleleriniz birden evren dışına kayıyor. Maddeyi tutarken, maddenin içinde hapsolup, o boşluğu betimliyorsunuz. Ne yapmak istiyorsunuz?" Bir coşmuşum ki, Camus ezildi büzüldü karşımda... Yok olup bitti birden be. Ne dedik şimdi.
Değerli raf ailesi Albert Camus'u seviyorum mu sevmiyorum mu ben de anlamadım ama bu büyük adamı anlamaya bazen kafam yetmiyor. Paul Sartre'den daha cana yakın ve duygulu cümleler kurabiliyor ama bir tarafta da çok kafa yoruyor. Onun için en önemlisi basitlik. Dünyanın derinliğini de bu basitlikte anlamak istiyor. İnsanı bu basitlikte ele almak istiyor. Tanrı katına çıkıp, onu hâşâ elleriyle basamak basamak indirip; işte bu tanrınız demek istiyor. Öyle bir anlayışı var ki, sanki inanmayisinda bile bir inanç, bir tanrıyı aramışlık var. Tersi ve yüzü de beni bu düşüncelere itti. Diğer eserlerinde kullandığı ifadelerin bu kitapta yer yer geçtiğini görüyoruz. Camus için her şeyin başlangıcı şahsen bu kitap olmuş... Okumaya devam eder miyim Camus'u bilmiyorum.
Merhaba arkadaşlar. Zaman zaman sizlere soru sormaya devam edeceğim... Şimdi yeni bir soru ile karşınızdayım; Yarım biraktığınız bir kitap oldu mu? İsmi nedir ve neden bıraktınız?
Merhabalar raf üyeleri. Hepinizin bayramını en samimi ve içten bir şekilde kutluyorum. Bir ara bayramda insan mutlu olmak zorunda mı, illa huzurlu mu hissetmek zorunda şeklinde sorgulamalar yapıyordum fakat, sonra anladım ki zorunda değil de içten bir şekilde o huzuru…devamıMerhabalar raf üyeleri. Hepinizin bayramını en samimi ve içten bir şekilde kutluyorum. Bir ara bayramda insan mutlu olmak zorunda mı, illa huzurlu mu hissetmek zorunda şeklinde sorgulamalar yapıyordum fakat, sonra anladım ki zorunda değil de içten bir şekilde o huzuru ve mutluluğu hissedebiliyoruz. Bu üç günde sizlere ben yine de mutluluklar ve sevinçler diliyorum. Kimsenin sizi, bizi, beni, onu kırmaya, üzmeye, haksızlık etmeye hakkı yok. O yüzden bayramda dimdik duruyor ve huzurun içimize işlemesine izin veriyoruz.
Sevdiklerimizle, yakınlarımızla, ailemizle, arkadaşlarımızla umuyorum ki bu bayramı güzel manasıyla birlikte kutlarız. Birliğimiz, beraberliğimiz, esenliğimiz sonsuza kadar devam etsin. :)) Bayramınız mübarek olsunn 💙💛
Not1: Kalplerin bu renkte olması kesinlikle Fenerbahçeli olmamdandır.
Not2: Wolvi'nin klasik bayram sofrası daveti bu bayramda da geçerli. Güzel bir kavurmaya hayır demezsiniz inşallah. Yeni gelen üyelere de hoş geldiniz diyorum. Ben gidiyorum. :)
Sonsuzluk ile sınırsızlık aynı şey midir? Sonsuzluk, bir gelecekte bilgisayar ve insanların hiyerarşik bir şekilde kademelere atandığı; geçmişte herhangi bir problem meydana geldiğinde, iğneden iplik çeker gibi istatiksel işlemler uygulayıp onları ortadan kaldırmayı barındırıyor... Böylelikle insanlar huzuru ve güveni buluyor..?…devamıSonsuzluk ile sınırsızlık aynı şey midir? Sonsuzluk, bir gelecekte bilgisayar ve insanların hiyerarşik bir şekilde kademelere atandığı; geçmişte herhangi bir problem meydana geldiğinde, iğneden iplik çeker gibi istatiksel işlemler uygulayıp onları ortadan kaldırmayı barındırıyor... Böylelikle insanlar huzuru ve güveni buluyor..? Kitaptaki gizemli karakter Noys'un şu cümlesi ile sonsuzluğun sırlarını açıklıyor Asimov...
"Fakat artık Dünyanın ne olduğunu biliyordu: Özgürlüğün sınırsızlığıyla kuşatılmış bir hapishane. Ve insan soyu yok oldu!"
Sonsuzlukta yapılan her bir işlemin, degiştirmelerin dünyanın düzenini yerle bir ettiğini ustalıkla işlemiş yazar Asimov. Bizlere fısıldıyor aslında: Acılar çekilsin, devletler yıkılsın; insanlık güvensiz ve tedirgin hissettiğinde daha yeni bir dünya, daha kutsal zaferler elde edilecek.
Bu noktada kitap bir Galaksi İmparatorluğunu sunuyor bizlere. Sonsuzluğun sonu, bu imparatorluğun, yeni düzenin başlangıcı aslında. Daha doğru bir tabir ile sınırsızlığın... Asimov külliyatı oldukça geniş bir yazar ve kitaplarını okumak, evreni daha iyi anlamaya eşlik ediyor resmen. Kurguları çok zekice ve politik dünyamıza ince dokunuşlar yapıyor. Bambaşka bir evreni anlatıyor gibi gelse de kitaplarının son kısmı bizleri gerçek dünyamıza çekiyor. Sorgulatıcı cümleleri beynimize yerleştirip, bombanın pimini çeker gibi tuhaf bir haz duyuyor yazar...
Ve... Samimice söylüyorum ki, benim övgümle birlikte şahlanacak bir yazar değil Asimov! Zaten kendisi bir bilim kurgu profesörü olmuş. Ama okumuş olduğum 4 eseri ile birlikte kendisinin bir orkestra şefi, virtüöz, kıdemli bir yönetmen olduğunu en içten söylemlerimle belirtmem gerek... Niye böyle laflar ediyor bu Wolvi? Çünkü:
Asimov'un "Sonsuzluğun Sonu" eseri onun kurduğu evreni anlamamız için insanlığa bıraktığı bir kılavuzdur. Yani "Robot" "Vakıf" ve "Galaktik İmparatorluk" serilerini temellendiren; imparatorluğun nasıl kurulageldiğini bir romanda işleyerek Wolvi'yi edebi aşka tekrar kavuşturan bir adamdır Asimov. Teşekkür ederiyorum üstadım. Hayırlı sahurlar...
Evet bu anime ile birlikte izlediğim anime sayısını sanıyorum 6'ya çıkarıyorum. 26 bölümlük olup bir tanecik de Ova denilen;final bölümü var. Yani 27 bölüm olarak düşünebilirsiniz... Mirai Nikki'nin konusu güzel fakat işlenişi çok karmaşık öyle oturup birden anlayabileceğimiz bir yapıya…devamıEvet bu anime ile birlikte izlediğim anime sayısını sanıyorum 6'ya çıkarıyorum. 26 bölümlük olup bir tanecik de Ova denilen;final bölümü var. Yani 27 bölüm olarak düşünebilirsiniz...
Mirai Nikki'nin konusu güzel fakat işlenişi çok karmaşık öyle oturup birden anlayabileceğimiz bir yapıya sahip değil. Karakterler birbirlerinin günlüklerinde gelecekte ne yapacaklarını görebiliyor ve buna göre hareket edebiliyorlar. Bir oyunun içerisinde 12 karakter ve yalnızca bir tanrı seçilecek...
Çizimleri için mükemmel diyemem, beni pek cezbetmedi. Anime çizgi film değildir diyenlerin savunmasına kanıt olabilecek birden fazla yetişkin öğelerine sahip Mirai Nikki. Hatta yer yer çok saçma cinsel ögelerle karşılaşabiliyor ve bunu çizen ne yaşıyor acaba diyebiliyorsunuz...
Müzikleri gayet güzel, insan psikolojisine doğrudan etki eden müzik geçişlerine sahip. İntro ve bitim için de aynı şeyi söyleyebilirim. Baş karakterlerimiz 26 bölümü izleyen birisi için gerçekten yorucu maceralara atılıyorlar. Final bölümünü ben çok beğendim ve duygulandım. Gasai Yuno karakteri hafızamda yer edinecek derinlikte oldu benim için. Son bölümlerde karakterlerin derinlerine daha fazla iniyorlar ve anime daha güzel bir hal alıyor. 10 üzerinden 7 verebileceğim tuhaf etkiler oluşturan bir diziydi benim için.
Not: Yazılardan sonra Murmur denilen küçük tatlı cadının iki üç dakikalık saçmalıkları yer alıyor. Çok daha zevkli hale getiriyor diziyi.
Marvel'ın ilginç yapımlarından birisi Moon Knight, ilk bölümüyle fazlasıyla ilgi gördü. Şahsen ben diziyi ilk bölümden anlarım, daha sade olur diye düşünüyordum. Ama olay örgüsü biraz karmaşık ve dikkat isteyen bir dizi ile karşılaştım. Bu daha da mutlu etti beni.…devamıMarvel'ın ilginç yapımlarından birisi Moon Knight, ilk bölümüyle fazlasıyla ilgi gördü. Şahsen ben diziyi ilk bölümden anlarım, daha sade olur diye düşünüyordum. Ama olay örgüsü biraz karmaşık ve dikkat isteyen bir dizi ile karşılaştım. Bu daha da mutlu etti beni.
Oscar Isaac karakter ile muhteşem bir uyum sağlamış. Daha ilk dakikalar itibari ile izlemekten keyif aldım onu. Özellikle yalnız, sevgilisi olmayan, iş koşturmacasında olan hasta ruhlu bir insanı çok iyi canlandırmış. Karanlık bir dizi diyebilir miyim? Ben bunu ilk bölümden anlayamadım; yani Daredevil ve Punisher yapımlarındaki o psikolojik savaşımları, kaliteli sahneleri Moon Knight'ta göremedim. Bu yüzden Netflix Marvel dizileri ile karşılaştırma yapmak bana saçma geliyor.
İşin içinde serpiştirilmiş Marvel esprileri yine yer alıyor. Ama diziden soğutmak yerine ekranda tutuyor bunlar. Daha pek bir şey göremedik ama ben dizinin anlatımını pek bir beğendim, maceralı 5 bölüm izleyeceğimize inanıyorum. 4. Evrenin ilk projesi bu oluyordu yanlış hatırlamıyorsam... Umuyorum dizide sürpriz bir iki karakter görürüz de heyecanımıza heyecan katarız...
Hayırlı ramazanlar.
Asghar Farhadi, Allah senden razı olsun. Bitimi ile birlikte tüylerim diken diken oldu, içime şöyle bir hoşluk yayıldı. Aslına bakarsak iyi de sonlanmadı fakat böylesi bir sanat eseri insanda ancak böyle hisler bırakmalı diye düşünüyorum... Bu insanlığa bırakılmış muhteşem eser,…devamıAsghar Farhadi, Allah senden razı olsun. Bitimi ile birlikte tüylerim diken diken oldu, içime şöyle bir hoşluk yayıldı. Aslına bakarsak iyi de sonlanmadı fakat böylesi bir sanat eseri insanda ancak böyle hisler bırakmalı diye düşünüyorum... Bu insanlığa bırakılmış muhteşem eser, hapisteki bir adamın bir çanta dolusu altın bulduğunda, hapishaneye kefalet ödeyip serbest bırakılabilecekken çantayı sahibine vermesi ile başlıyor... Peki gerçekten o kişi çantanın sahibi mi???
Utanıyorum... Gerçekten karakterler şöyle bir yana dursun ahlâk, vicdan sorgusu içinde bulunmaktan yoruldum. Filmdeki Rahim için oturup saatlerce ağlayabilirim. İnsanın temiz, masum, iyi kalpli olup da çevresinden binbir türlü zarar görerek; dedikodulara maruz kalarak hayatın güzelliklerinden mahrum olması bana bir keder yayıyor.
İyilik edince kendimizi nasıl hissetmemiz gerekiyor? Farhadi'nin bu eseri bir distopyayı andırıyor. Bir distopya düşünün ki iyilik ettiğinizde sorgulanın, yolunuza taş koysunlar; kötülük yapsanız iki laf söyler geçerler. Fakat iyilik, ardından çok laf ettirecek; kıskanç insanlar doğacak, yanlış anlaşılmalar yaratılacak. İlk başta " Bu yaptığınız çok güzel" diyenler kendi itibarları için size sırtını çevirecek...
Sosyal medyanın korkunçluğu da bir güzel yer ediniyor filmde. Allah belanızı versin çirkin yürekli insanlar. Herkes ama herkes birbirini yargılamaya hazır, menfaat denen şey insanda şuur bırakmıyor. Bu film herkesçe izlenilmeli. Güzel bir yorum bile yapamadım, konuşurken heyecandan titreyen bir adam misaliyim. 2021 Cannes'a aday olan bu film, Cannes alamamış; Titane gibi iğrenç bir filme ödül verilip bu filmin es geçilmesi, Oscarla birlikte Cannes'a olan saygimi da bitirmiştir.
Farhadi Allah senden razı olsun!