Merhaba arkadaşlar. Zaman zaman sizlere soru sormaya devam edeceğim... Şimdi yeni bir soru ile karşınızdayım; Yarım biraktığınız bir kitap oldu mu? İsmi nedir ve neden bıraktınız?
Merhabalar raf üyeleri. Hepinizin bayramını en samimi ve içten bir şekilde kutluyorum. Bir ara bayramda insan mutlu olmak zorunda mı, illa huzurlu mu hissetmek zorunda şeklinde sorgulamalar yapıyordum fakat, sonra anladım ki zorunda değil de içten bir şekilde o huzuru…devamıMerhabalar raf üyeleri. Hepinizin bayramını en samimi ve içten bir şekilde kutluyorum. Bir ara bayramda insan mutlu olmak zorunda mı, illa huzurlu mu hissetmek zorunda şeklinde sorgulamalar yapıyordum fakat, sonra anladım ki zorunda değil de içten bir şekilde o huzuru ve mutluluğu hissedebiliyoruz. Bu üç günde sizlere ben yine de mutluluklar ve sevinçler diliyorum. Kimsenin sizi, bizi, beni, onu kırmaya, üzmeye, haksızlık etmeye hakkı yok. O yüzden bayramda dimdik duruyor ve huzurun içimize işlemesine izin veriyoruz.
Sevdiklerimizle, yakınlarımızla, ailemizle, arkadaşlarımızla umuyorum ki bu bayramı güzel manasıyla birlikte kutlarız. Birliğimiz, beraberliğimiz, esenliğimiz sonsuza kadar devam etsin. :)) Bayramınız mübarek olsunn 💙💛
Not1: Kalplerin bu renkte olması kesinlikle Fenerbahçeli olmamdandır.
Not2: Wolvi'nin klasik bayram sofrası daveti bu bayramda da geçerli. Güzel bir kavurmaya hayır demezsiniz inşallah. Yeni gelen üyelere de hoş geldiniz diyorum. Ben gidiyorum. :)
Sonsuzluk ile sınırsızlık aynı şey midir? Sonsuzluk, bir gelecekte bilgisayar ve insanların hiyerarşik bir şekilde kademelere atandığı; geçmişte herhangi bir problem meydana geldiğinde, iğneden iplik çeker gibi istatiksel işlemler uygulayıp onları ortadan kaldırmayı barındırıyor... Böylelikle insanlar huzuru ve güveni buluyor..?…devamıSonsuzluk ile sınırsızlık aynı şey midir? Sonsuzluk, bir gelecekte bilgisayar ve insanların hiyerarşik bir şekilde kademelere atandığı; geçmişte herhangi bir problem meydana geldiğinde, iğneden iplik çeker gibi istatiksel işlemler uygulayıp onları ortadan kaldırmayı barındırıyor... Böylelikle insanlar huzuru ve güveni buluyor..? Kitaptaki gizemli karakter Noys'un şu cümlesi ile sonsuzluğun sırlarını açıklıyor Asimov...
"Fakat artık Dünyanın ne olduğunu biliyordu: Özgürlüğün sınırsızlığıyla kuşatılmış bir hapishane. Ve insan soyu yok oldu!"
Sonsuzlukta yapılan her bir işlemin, degiştirmelerin dünyanın düzenini yerle bir ettiğini ustalıkla işlemiş yazar Asimov. Bizlere fısıldıyor aslında: Acılar çekilsin, devletler yıkılsın; insanlık güvensiz ve tedirgin hissettiğinde daha yeni bir dünya, daha kutsal zaferler elde edilecek.
Bu noktada kitap bir Galaksi İmparatorluğunu sunuyor bizlere. Sonsuzluğun sonu, bu imparatorluğun, yeni düzenin başlangıcı aslında. Daha doğru bir tabir ile sınırsızlığın... Asimov külliyatı oldukça geniş bir yazar ve kitaplarını okumak, evreni daha iyi anlamaya eşlik ediyor resmen. Kurguları çok zekice ve politik dünyamıza ince dokunuşlar yapıyor. Bambaşka bir evreni anlatıyor gibi gelse de kitaplarının son kısmı bizleri gerçek dünyamıza çekiyor. Sorgulatıcı cümleleri beynimize yerleştirip, bombanın pimini çeker gibi tuhaf bir haz duyuyor yazar...
Ve... Samimice söylüyorum ki, benim övgümle birlikte şahlanacak bir yazar değil Asimov! Zaten kendisi bir bilim kurgu profesörü olmuş. Ama okumuş olduğum 4 eseri ile birlikte kendisinin bir orkestra şefi, virtüöz, kıdemli bir yönetmen olduğunu en içten söylemlerimle belirtmem gerek... Niye böyle laflar ediyor bu Wolvi? Çünkü:
Asimov'un "Sonsuzluğun Sonu" eseri onun kurduğu evreni anlamamız için insanlığa bıraktığı bir kılavuzdur. Yani "Robot" "Vakıf" ve "Galaktik İmparatorluk" serilerini temellendiren; imparatorluğun nasıl kurulageldiğini bir romanda işleyerek Wolvi'yi edebi aşka tekrar kavuşturan bir adamdır Asimov. Teşekkür ederiyorum üstadım. Hayırlı sahurlar...
Evet bu anime ile birlikte izlediğim anime sayısını sanıyorum 6'ya çıkarıyorum. 26 bölümlük olup bir tanecik de Ova denilen;final bölümü var. Yani 27 bölüm olarak düşünebilirsiniz... Mirai Nikki'nin konusu güzel fakat işlenişi çok karmaşık öyle oturup birden anlayabileceğimiz bir yapıya…devamıEvet bu anime ile birlikte izlediğim anime sayısını sanıyorum 6'ya çıkarıyorum. 26 bölümlük olup bir tanecik de Ova denilen;final bölümü var. Yani 27 bölüm olarak düşünebilirsiniz...
Mirai Nikki'nin konusu güzel fakat işlenişi çok karmaşık öyle oturup birden anlayabileceğimiz bir yapıya sahip değil. Karakterler birbirlerinin günlüklerinde gelecekte ne yapacaklarını görebiliyor ve buna göre hareket edebiliyorlar. Bir oyunun içerisinde 12 karakter ve yalnızca bir tanrı seçilecek...
Çizimleri için mükemmel diyemem, beni pek cezbetmedi. Anime çizgi film değildir diyenlerin savunmasına kanıt olabilecek birden fazla yetişkin öğelerine sahip Mirai Nikki. Hatta yer yer çok saçma cinsel ögelerle karşılaşabiliyor ve bunu çizen ne yaşıyor acaba diyebiliyorsunuz...
Müzikleri gayet güzel, insan psikolojisine doğrudan etki eden müzik geçişlerine sahip. İntro ve bitim için de aynı şeyi söyleyebilirim. Baş karakterlerimiz 26 bölümü izleyen birisi için gerçekten yorucu maceralara atılıyorlar. Final bölümünü ben çok beğendim ve duygulandım. Gasai Yuno karakteri hafızamda yer edinecek derinlikte oldu benim için. Son bölümlerde karakterlerin derinlerine daha fazla iniyorlar ve anime daha güzel bir hal alıyor. 10 üzerinden 7 verebileceğim tuhaf etkiler oluşturan bir diziydi benim için.
Not: Yazılardan sonra Murmur denilen küçük tatlı cadının iki üç dakikalık saçmalıkları yer alıyor. Çok daha zevkli hale getiriyor diziyi.
Marvel'ın ilginç yapımlarından birisi Moon Knight, ilk bölümüyle fazlasıyla ilgi gördü. Şahsen ben diziyi ilk bölümden anlarım, daha sade olur diye düşünüyordum. Ama olay örgüsü biraz karmaşık ve dikkat isteyen bir dizi ile karşılaştım. Bu daha da mutlu etti beni.…devamıMarvel'ın ilginç yapımlarından birisi Moon Knight, ilk bölümüyle fazlasıyla ilgi gördü. Şahsen ben diziyi ilk bölümden anlarım, daha sade olur diye düşünüyordum. Ama olay örgüsü biraz karmaşık ve dikkat isteyen bir dizi ile karşılaştım. Bu daha da mutlu etti beni.
Oscar Isaac karakter ile muhteşem bir uyum sağlamış. Daha ilk dakikalar itibari ile izlemekten keyif aldım onu. Özellikle yalnız, sevgilisi olmayan, iş koşturmacasında olan hasta ruhlu bir insanı çok iyi canlandırmış. Karanlık bir dizi diyebilir miyim? Ben bunu ilk bölümden anlayamadım; yani Daredevil ve Punisher yapımlarındaki o psikolojik savaşımları, kaliteli sahneleri Moon Knight'ta göremedim. Bu yüzden Netflix Marvel dizileri ile karşılaştırma yapmak bana saçma geliyor.
İşin içinde serpiştirilmiş Marvel esprileri yine yer alıyor. Ama diziden soğutmak yerine ekranda tutuyor bunlar. Daha pek bir şey göremedik ama ben dizinin anlatımını pek bir beğendim, maceralı 5 bölüm izleyeceğimize inanıyorum. 4. Evrenin ilk projesi bu oluyordu yanlış hatırlamıyorsam... Umuyorum dizide sürpriz bir iki karakter görürüz de heyecanımıza heyecan katarız...
Hayırlı ramazanlar.
Asghar Farhadi, Allah senden razı olsun. Bitimi ile birlikte tüylerim diken diken oldu, içime şöyle bir hoşluk yayıldı. Aslına bakarsak iyi de sonlanmadı fakat böylesi bir sanat eseri insanda ancak böyle hisler bırakmalı diye düşünüyorum... Bu insanlığa bırakılmış muhteşem eser,…devamıAsghar Farhadi, Allah senden razı olsun. Bitimi ile birlikte tüylerim diken diken oldu, içime şöyle bir hoşluk yayıldı. Aslına bakarsak iyi de sonlanmadı fakat böylesi bir sanat eseri insanda ancak böyle hisler bırakmalı diye düşünüyorum... Bu insanlığa bırakılmış muhteşem eser, hapisteki bir adamın bir çanta dolusu altın bulduğunda, hapishaneye kefalet ödeyip serbest bırakılabilecekken çantayı sahibine vermesi ile başlıyor... Peki gerçekten o kişi çantanın sahibi mi???
Utanıyorum... Gerçekten karakterler şöyle bir yana dursun ahlâk, vicdan sorgusu içinde bulunmaktan yoruldum. Filmdeki Rahim için oturup saatlerce ağlayabilirim. İnsanın temiz, masum, iyi kalpli olup da çevresinden binbir türlü zarar görerek; dedikodulara maruz kalarak hayatın güzelliklerinden mahrum olması bana bir keder yayıyor.
İyilik edince kendimizi nasıl hissetmemiz gerekiyor? Farhadi'nin bu eseri bir distopyayı andırıyor. Bir distopya düşünün ki iyilik ettiğinizde sorgulanın, yolunuza taş koysunlar; kötülük yapsanız iki laf söyler geçerler. Fakat iyilik, ardından çok laf ettirecek; kıskanç insanlar doğacak, yanlış anlaşılmalar yaratılacak. İlk başta " Bu yaptığınız çok güzel" diyenler kendi itibarları için size sırtını çevirecek...
Sosyal medyanın korkunçluğu da bir güzel yer ediniyor filmde. Allah belanızı versin çirkin yürekli insanlar. Herkes ama herkes birbirini yargılamaya hazır, menfaat denen şey insanda şuur bırakmıyor. Bu film herkesçe izlenilmeli. Güzel bir yorum bile yapamadım, konuşurken heyecandan titreyen bir adam misaliyim. 2021 Cannes'a aday olan bu film, Cannes alamamış; Titane gibi iğrenç bir filme ödül verilip bu filmin es geçilmesi, Oscarla birlikte Cannes'a olan saygimi da bitirmiştir.
Farhadi Allah senden razı olsun!
Bugün arkadaşımla izlemeye gittik. Film boyunca Pixar animasyonları böyle değildi diye düşündüm. Bana izlediğimiz o diğer yapımlardan çok farklı geldi. Belli ki tasarımcılar, bir şeyler değişmiş... Daha çok DreamWorks veya basit şirketlerden çıkmış gibi duruyor inanın. Nerde o Nemolar, Toy…devamıBugün arkadaşımla izlemeye gittik. Film boyunca Pixar animasyonları böyle değildi diye düşündüm. Bana izlediğimiz o diğer yapımlardan çok farklı geldi. Belli ki tasarımcılar, bir şeyler değişmiş... Daha çok DreamWorks veya basit şirketlerden çıkmış gibi duruyor inanın. Nerde o Nemolar, Toy Storyler...
Konu olarak ise bence verilmek istenen mesaj yerindeydi. Bazen çocukları istedikleri konusunda özgür bırakmamız gerekiyor (Aşırıdan bahsetmiyorum, normal insanın ilgi duyabileceği, sevebileceği aktivitelerden bahsediyorum; aileler engel olmak yerine çocuğuna neden, nasıl diye sormalı. Çocuğuna kendisini özel hissettirmeli ve baskı kurmamalı.) Ve en önemlisi her şeye rağmen bir ayrılık olmaması, anne ve kızın sımsıcak birbirine sarılması beni bilmiyorum çok mutlu etti. Sıcaklığı hissettim bir an.
Eğlenceliydi ama diğer yapımlara göre çok sönük ve sıradan şahsen. Pixar daha farklıydı, ne oldu sana...
Ruhu bir yarasa tarafından kemirilmiş Bruce Wayne... mutluluk ve huzur elini eteğini çekmiş ondan... Karanlıklar içinde kalmış, karabasanlarını, korkularını ev edinmiş; çığlıklarını içine bastırmış... Bir aydınlık vursa yüzüne, rahatsız olur gözleri; karanlıkların adamı olmuş Bruce Wayne. Yarasalar etrafında uçuşurken, olmaz…devamıRuhu bir yarasa tarafından kemirilmiş Bruce Wayne... mutluluk ve huzur elini eteğini çekmiş ondan... Karanlıklar içinde kalmış, karabasanlarını, korkularını ev edinmiş; çığlıklarını içine bastırmış... Bir aydınlık vursa yüzüne, rahatsız olur gözleri; karanlıkların adamı olmuş Bruce Wayne. Yarasalar etrafında uçuşurken, olmaz hiç oralı; bu yaratıklar onun yüreğinden çıkıp, göğsünden fırlıyor adetâ, hapsedilmiş korkular kanatlanıp tur atıyor yanı başında; Bruce Wayne, yarasa adam olmuş!
Yoktur onun mimikleri, hep aynı ifade ile karşılar sevdiklerini. Donuk bir yüz, dümdüz bir dudak... Kaybetmek istemez sevdiklerini; en büyük korkusudur onların gitmeleri... İçi ayrılık ve hüsranla dolmuş Bruce Wayne... Yaşar korkunç bir şehir Gotham'da; bitmek bilmez haksızlıkların, dinmeyen kurşun seslerinin, kadın çığlıklarının, ölü çocukların şehri Gotham, acımasız bir cellat gibi baltasını indirir insanlara. Kötüleri dost edinmiş, kapkaranlık, katil bir şehir Gotham...
Bruce Wayne... Selina Kyle'ın öpücükleri ile huzur bulan Bruce Wayne... Şehri kurtarmak, acımasızlıklara son vermek, adaleti Gotham'a getirmek isteyen Bruce Wayne... Dostu Alfred ve Gordon ile peşinden gider Riddler'in. Haklıdır Riddler; önde gelen yolsuz siyaset adamları, savcılar ve başkanlar onun en büyük düşmanıdır. Fakat uygulama yöntemi insancıl değildir, zarar verir bir şehre, can kaybına neden olur. Ne beklenir bir deliden?...
Ama Batman'i vardır bu şehrin, korkmamalıdır insanlar, uzatacaktır yorgun düşen ellerini, bir tebessümle kurtaracaktır masumları. "The Batman" ustalıkla yönetilmiş, kapkaranlık bir filmdir. Her sahneye sızmış harikulade müzikleri vardır, kulaklarımızın dili vardır; doyamazlar tadına. Olmuştur Batman, Robert Pattinson; tüm hatları, depresif ve suskun hâli ile... En iyi Batman midir? Olamaz mı böyle bir şey...
Aynı adamdan çıkmıştır harika görüntüler; Dune ve Batman filmlerinin. Emeğe saygı gerek, 3 saatlik bir film izliyoruz. Takdir etmek gerek Matt Reeves'ı; Batman hayranı olmayan Wolvi ve hayran olan izleyicilere karanlık, mükemmel, ağır işleyen, gerçekçi, kaliteli, upuzun bir Batman filmi yaptığı için... Dile de getirmek gerek hiç çekinmeden; Sinema dünyası Nolan'ın değildir... Gelebilir en az "The Dark Knight" kadar mükemmel filmler: "The Batman" gibi!
Arkadaşlar merhaba. Normalde burayı sıklıkla bu tür gönderiler için kullanan birisi değilim. Sizlerle filmler, diziler hakkında tartışmayı, bilgilerimizi aktarmayı, paylaşmayı seviyorum. Ama bu sene birçok şey yaşadım ve buraya bir şeyler yazmak istedim. İnsanın hayatına aniden gelen, insanı şaşkın bırakan,…devamıArkadaşlar merhaba. Normalde burayı sıklıkla bu tür gönderiler için kullanan birisi değilim. Sizlerle filmler, diziler hakkında tartışmayı, bilgilerimizi aktarmayı, paylaşmayı seviyorum. Ama bu sene birçok şey yaşadım ve buraya bir şeyler yazmak istedim. İnsanın hayatına aniden gelen, insanı şaşkın bırakan, düşündüren üç şey oldu ki üçü de ölümdü...
Bir sene içinde hem anneannemi, hem dayımı, hem de babaannemi kaybettik. Bir sene içinde bunların olması çok yorucu bir şey. Özellikle anneanneme çok üzülmüştüm hâlâ hatırladığım zaman duygulanıyorum, benim için en değerli insanlardan birisiydi. Ona bir şeyler anlatabilmeyi çok özlediğimi fark ettim, her evlerini ziyarete gidişimizde yalnızca dedemi görmek, anneannemin meraklı ve sevgi dolu gözlerini üzerimde hissedememek beni üzüyor.
Ardından pek de yaşlı olmayan dayım ve böbrek hastası olan babaannemi kaybettik. Cenaze namazlarını kıldık elbet. Bilmiyorum ne diyeceğimi, burada edebiyat yapıyorum sanılmasın, utanırım yoksa. İçimdekileri dökmek, dökebilmek istedim, otobüste yolculuktayım, bir şeyler beni rafta yazı yazmaya itti. Ne denir bilmiyorum, sizlerden de dualar beklerim. Allah kalanlara sağlık versin, daha yakınlarımızın ölümüyle sınamasın bizleri. İyi günler raf ailesi.
Ben böyle "Karaktersiz ve alçak" bir film izlediğimi pek de hatırlamıyorum. Evet, bir bedene bürünse hiç çekinmeden yumruk savuracağınız, dramatik bir Susanne Bier eseri... Olup bitenleri, seyircisinin duyguları ile oynayarak, tuhaf şeyler hissettirerek izletiyor film. Pek alışık olmadığımız bir durumu,…devamıBen böyle "Karaktersiz ve alçak" bir film izlediğimi pek de hatırlamıyorum. Evet, bir bedene bürünse hiç çekinmeden yumruk savuracağınız, dramatik bir Susanne Bier eseri... Olup bitenleri, seyircisinin duyguları ile oynayarak, tuhaf şeyler hissettirerek izletiyor film. Pek alışık olmadığımız bir durumu, kendine özgü tekniği ile normalmiş gibi kabul ettiriyor. Açıkçası bize pek de saygı duyduğu yok bu filmin; karakterlerin yaşadığı bunalımı, utanmadan gözler önüne seriyor. Rezil film...
Evet filme olan nefretimi sanıyorum biraz kustum... Kendi hallerinde iki gencin evlenmek üzere oluşuna şahit oluyoruz; çok geçmeden şanssız bir kaza oluyor. Ve Joachim'in kolları ve bedeninin altı felç oluyor. Hemen sonra bu çarpışmadaki insanlar birbirinin hayatına dahil olup onur kırıcı hareketlerde bulunuyorlar. Nitekim boşanma, evlilik, aile eleştirisi yapmaya yer arıyor film. Kime üzüleyim diyorsunuz... Susanne Bier, size zorla empati kurdurtuyor...
Şahsen olanları buraya yazıp sürprizbozan olmak istemiyorum... Mads Mikkelsen ve diğer tüm oyuncular, kamera yokmuş gibi harika performans sergilemişler. Film, bana yabancı gelmekle birlikte, Danimarka'dan böyle uzaklaştırdı; tekme savurdu resmen. Çünkü hiç kendimi içinde hissedebildiğim durum söz konusu yoktu. Gelenekleri ve kültürleri bana oldukça uzak, hâl böyle olunca kendimi çok yabancı hissediyorum. Fakat sineması gerçekten başarılı!
Filmin çekim tekniği Lars Von Trier ve Thomas Vinterberg tarafından 1995 yılında başlatılmış "Dogma 95" akımına dayanıyor. Bu akımda film, elde taşınan bir kamera ile çekiliyor ve serbestlik sağlanıyor. Farklı renk tonları kullanılıyor...