Bu filmi bana öneren kișiye buradan teșekkürlerimi iletiyorum :)). Yine bir Kore filmi ve yine farklı bir senaryo. Güney Kore'nin askerî filmleri de bir güzel oluyor yahu... Meselâ Tae Guk Gi diye bir film var; bu filmde zırlamayan da ne…devamıBu filmi bana öneren kișiye buradan teșekkürlerimi iletiyorum :)). Yine bir Kore filmi ve yine farklı bir senaryo. Güney Kore'nin askerî filmleri de bir güzel oluyor yahu... Meselâ Tae Guk Gi diye bir film var; bu filmde zırlamayan da ne bilim (șaka). Bir yerde yorum görmüștüm bu filmden için: " Hayao Miyazaki sinemasını düșünűn, ama animasyon olmasın..." Haklıca görüyorum bu yorumu. Müthiș bir dünyanın, cennetin içinde hissediyorsunuz kendinizi.
Bu eserden vurdu kırdı, teknikli savaș sahneleri, efektlerin mükemmelliğini beklemeyin. 2005 filmi olması bir yana.. Yaban Domuzu bile animasyondu filmde gördüğüm kadarıyla. Ama o sahne, Jet Lee'nin patakladığı yüzlerce adamdan daha değerlidir belki de... Bir köy düșünün... Herkes öyle saf ki, sadece ișlerine düșkün, hasatla ilgilenen insanlae ile dolu bir köy. Hatta onlar Kore'nin ayrılıș sorununu bile bilemiyorlar. Gűney Kore ile Kuzey Kore'yi ayırmamıșlar. Öyle ki bu iki bölgeden gelen askerlere çoluğu çocuğu gibi bakarlar... Ilk bașta hırçın olan taraflar daha sonra bir kardeșliğin sembolü haline gelecekler...
Bunları bir bırakalım; Kore'yi ikiye bölen Amerika ve Rusya... Toprak paylașımı yüzünden, çıkarlar yüzünden bu ülkenin insanları müthiș bir șekilde birbirine girdi. Amerika ișgâl ettiği yerin daha sonra müttefiki oluyor :D Ve Kore filmlerinde can ciğer kuzu Müttefik olarak geçiyor... Biz Türklerin de Kore filmlerinde geçmesini dilerdim. Emellerimiz olmadan, kardeșçe yaptığımız o yardımı unuttuklarını sanmıyorum. O dönem Kore'den yüzlerce kiși Müslüman olmuș ve biliyoruz ki Kore'de Türklere dair birçok park ve anıt var.... Ayla filmimizin mükemmelliğinden bahsetmeyeceğim bile... Emperyalist devletler siz gerçekten de sinsisiniz bașka bir șey bilmiyorum...
Filmi mutlaka izleyin. Ben de iyi ki tavsiye dinlemișim. Gerçekleșmesi zor bi durum olsa da; Biz Çanakkale'de bunun gerçeğini yaptık. :))
En altta spoiler olabilir.. En bașarılı Hollywood yıldızlarından üçünü barındıran bu film oldukça bașarılıydı. İlk kez izleyen bir izleyicinin filmi anlayabildiğini hiç sanmıyorum. Pür dikkat izlemesi, karakterin paçasına kadar dikkat etmesi gerekli. Zor bir film olduğunu kritik sahne geçișleri ve…devamıEn altta spoiler olabilir..
En bașarılı Hollywood yıldızlarından üçünü barındıran bu film oldukça bașarılıydı. İlk kez izleyen bir izleyicinin filmi anlayabildiğini hiç sanmıyorum. Pür dikkat izlemesi, karakterin paçasına kadar dikkat etmesi gerekli. Zor bir film olduğunu kritik sahne geçișleri ve ekrandaki dalgalanmalar ile anlayabiliyorsunuz. Bir süre sonra beyniniz uyușuyor ve geriye dönmek istiyorsunuz.
Rüya motifinin de filmde kullanıldığı su götürmez. Inceptionvari bir metafor olmasa da hayal ile gerçeğin birbirine girdiği ve karakterin psikolojisinin ön plana çıktığı bunalım dolu bir atmosfer mevcut. Çekimlerin hafif eğri olması ve bazı sahnelerin gitgide bulanıklașması karakterin depresyonik olduğunu imgeliyor resmen. Henry karakterinin barda, bir TV ekranında kendi hayatının geçișini fark ediși üzerine ağlaması filmin gerçeklikten kopuk olduğunu düș alemini yansıttığını anlıyoruz.
Hastalarına son derece ilgili olan Psikiyatr Sam, onun sevgilisi Lila ve zannımca filmin bașından sonuna kadar hayal olmasını sağlayan Henry... Bu üç isim etrafında gelișen ama daha çok Sam ve Henry'nin ilginç dünyalarına girdiğimiz bir film. Ölmeden önce insanın aklında hayatı bir șerit gibi geçer klișesini daha üst boyutlara tașındığını düșünüyorum. Ölmeden önce hayal kurmak... Çevredeki insanları kendince düzenlemek... Kendi dünyanda çıkmaza girmek.. Ve en önemlisi de bir șeyin gerçekleșeceği varsa o șeyin muhakkak gerçekleșeceği üzerine, iyi niyetli bir yapım olmuș. Biraz kafamı ağrıtmadı değil.... 7/10
Bu dizi varya hak ettiğini bulamayan en net Türk dizilerinden birisidir. Sevgiyle așkla izleyip hüsran ve hayal kırıklığı ile bitirdiğim diziler arasındadır. Hatta ilk izlediğim günü hatırlıyorum; perșembe akșamı olması gerek.. Bir gün sonra Din Kültürü sınavım vardı :P Ama…devamıBu dizi varya hak ettiğini bulamayan en net Türk dizilerinden birisidir. Sevgiyle așkla izleyip hüsran ve hayal kırıklığı ile bitirdiğim diziler arasındadır. Hatta ilk izlediğim günü hatırlıyorum; perșembe akșamı olması gerek.. Bir gün sonra Din Kültürü sınavım vardı :P Ama oturup bu dizinin ilk bölümünü seyretmiștim.
Bölümler kısaydı; bir bölüm 1buçuk saat falandı. Nermin Bezmen'in dedesinin yașadıklarını konu alan bir diziydi. Rus kızımız Șura ile heybetli Türk yiğidimiz Kurt Seyit'in așklarını, çeșitli entrikaları, Cumhuriyetin ilk yıllarına teğet geçicek senelerde anlatıyordu.
Dizinin benim için artıları șunlardı:
Toygar İșıklı'nın mükemmel müziklerine sahip olması.
Ay Yapım tarafından çıkmıș olması.
Kıvanç Tatlıtuğ ve Farah Zeynep Abdullah'ı bir etmesi.
Tarihi bir dizi olması
Bölümlerinin fazla uzun olmaması.
Eksileri ise dizide daha çok tarihsel tema olabilirdi. Birkaç dövüș sahnesi yerine, daha güzel çalıșma sarf ederek yüksek prodiksiyonlu çatıșma sahneleri olabilirdi. Rusya namına daha fazla șey görebilirdik.
Bunlar dıșında grafik ve çekimler muazzamdı. Ve final bölümü de oldukça duygusal olan bir diziydi. Hala aklımdadır.
İzlemeyenlere laf olsun diye söyleyeyim; belki dünyanın en tatlı filmini izleyeceksiniz. Bitiminde sessizce filmden ne kadar hoșnut kaldığınızı düșüneceksiniz. Filmin havasının Titanic'ten bile daha hoș ve romantik olduğunu, dramanın Korelilerin elinde yine ballan șekere dönüștüğünü fark edeceksiniz. (Geçen sene izledim..)…devamıİzlemeyenlere laf olsun diye söyleyeyim; belki dünyanın en tatlı filmini izleyeceksiniz. Bitiminde sessizce filmden ne kadar hoșnut kaldığınızı düșüneceksiniz. Filmin havasının Titanic'ten bile daha hoș ve romantik olduğunu, dramanın Korelilerin elinde yine ballan șekere dönüștüğünü fark edeceksiniz. (Geçen sene izledim..)
Bașrol kadın oyuncu Son Ye Jin, Güney Kore'de severek takip ettiğim ve bașarılı bulduğum bir oyuncudur. Romantik filmlerin, dramatik sahnelerin, duygusal kesitlerin kadınıdır... Herhâl, bu filmin sıradan bir konuya sahip olduğunu düșünmüyonuzdur?
Fantastik bir hava eșliğinde sunulan hikayenin ufacık kafanızı kurcalayabilecek sahneleri de mevcut. Sonlara doğru hikayeyi bir kez daha gözden geçirebilirsiniz. Sevgi ve așk denilince; tüm ülkelere bir göz atıyorum.. Güney Kore, İsveç ve Türkiye en bașlarda yer alıyor. Duygusal halleri mükemmel yansıtıyoruz.
Bu filmde de baba karakterin oğlu ile beraber yașarken, geçmișteki kaybını unutmaya çalıșması sırasında, bu kaybın bir gün kapısını çalması ve her șeyin daha bașka ve tatlı bir hâl alması; dramatik, romantik ve hoș müzikler eșliğinde sunulmuș. Iki karakter arasındaki așk, çok gerçekçiydi. Filme bayıldığımı daha fazla nasıl anlatsamm. Yok devam etmeyim.
Iyi seyirler :)
Hepimiz birtakım sorunlar yașar ve kendi bașımıza üzerinden gelemeyiz. Sorunumuz ne olursa olsun tutunacak dallar arar ve bu yola kendimizi tutkunca adarız. Karșımıza çıkan bir insana güvenebilir ve onun ilgisine kanabiliriz. Ama sonuçta bu bir insandır ve size, sizin beklediğiniz…devamıHepimiz birtakım sorunlar yașar ve kendi bașımıza üzerinden gelemeyiz. Sorunumuz ne olursa olsun tutunacak dallar arar ve bu yola kendimizi tutkunca adarız. Karșımıza çıkan bir insana güvenebilir ve onun ilgisine kanabiliriz. Ama sonuçta bu bir insandır ve size, sizin beklediğiniz șekilde masumane yaklașmayabiliyor; öyle değil mi?
İște sevgili dostlar, Lars Von Trier bana kalırsa tüm bu kargașayı sanatsak bir esintiyle birlikte sinamaya aktarmıș. Insanlar arasındaki "Güven" i sorgulatan birçok sahneden sonra sizleri vicdanınız ile baș bașa bırakıyor Trier.... Filmdeki múzikleri çok beğendiğimi söyleyemem amaa filmdeki anlatı ile o kadar uyumlu ki... Tatlı ve saf bir șekilde birkaç hareketlenmeden sonra dalga dalga yayılan Bjork'ün sesi filmde her șeyi anlatmaya çalıșıyor. Onun çığlıkları belki de milyonlarxa insanın..? Ne dersiniz....
Filmde Lars Von Trier'in tüm filmlerinde kullandığı çekim tekniklerini görebiliyoruz. Aynı zamanda yoğum bir Drama ile sanatını bizlere teslim ediyor Usta yönetmen. Sonu hakkında ne diyebilirim.. Sonu, her șeydi. Ne diyor Lars: "Ancak biz istersek son șarkı olur..."
Bir yıl önce okudum... (Belirtmek zorunda hissettim; yorumlarım genelde güncel izlediğim filmlere veya okuduğum kitaplara değil...) Stefan Zweig, okuma alıșkanlığına tat veren, kimi öyküleri çok bașarılı ve ilginç bir yazar. Bu eserinde her zamanki gibi; yıkıklık ve derinlik içeren cümleler…devamıBir yıl önce okudum... (Belirtmek zorunda hissettim; yorumlarım genelde güncel izlediğim filmlere veya okuduğum kitaplara değil...)
Stefan Zweig, okuma alıșkanlığına tat veren, kimi öyküleri çok bașarılı ve ilginç bir yazar. Bu eserinde her zamanki gibi; yıkıklık ve derinlik içeren cümleler okuyoruz. Okurken insani buhrana sokup iç çektirebiliyor.
Ama bu sefer ben, kitapta bir șeyleri așırı buldum. Așırının yanına hangi kelimeyi eklesem bilemiyorum; bir kere saçma demem uygun olur diye düșünüyorum. Bir kadın geliyor, doktora sesleniyor... Doktor kadının vücudunu gözleri ile talan ediyor ve kitap cinsellik üzerinden birkaç derin ve psikolojik detaylara giriyor. Böyle olunca da haliyle ben kitaptan soğuyorum. Neden bir kadının vücudu üzerinden, öyle betimlemeler yapılıyor ki?
Sonraa bu doktor kadına yardım etmeye çalıșıyor, eyvallah. Heyecanla okumaya koyuluyoruz ama kitapta inanın bir șey yok. Saçma bir kurgu gibi... Sadece bir adamın bașarısızlığını ve çöküșünü okuyoruz. Fazla buhranlaștırılmıș ve kurguyla Postmodern bir tarzda oynama yapılmıș; sanki yazar cidden olayın içinde ve diğer adamın yaptıklarını tek bir cümle ile etkiliyormuš gibi..
Bilmiyorum belki harika bir kitap olduğunu düșünenler vardı; ama ben bir bağ kuramadım, beğenmedim. Tavsiye etmiyorum pek. Psikolojiniz iyiyse okuyabilirsiniz...
Hayatımda bu filmden daha güzel bir film izlediğim günü hatırlamıyorum. Mezuna kaldığım senede (Geçen sene) izlemiștim. Benim için dünyanîn en güzel filmleri listesinde ilk 1'e girebilecek bir film. Izlediğim günü düșünüyorum; boș boș gezinip, endișe içerisindeydim, mezuna kaldığım için boșluk…devamıHayatımda bu filmden daha güzel bir film izlediğim günü hatırlamıyorum. Mezuna kaldığım senede (Geçen sene) izlemiștim. Benim için dünyanîn en güzel filmleri listesinde ilk 1'e girebilecek bir film. Izlediğim günü düșünüyorum; boș boș gezinip, endișe içerisindeydim, mezuna kaldığım için boșluk içerisinde bir beklentiye girmiștim. Bu beklentim filme karșın değil tabii ki... Neyse ki filmi göz kararı beğenip indirdim:
İsveç sineması bambașkadır. Doğrudan sanat rüzgârı eser. Bu esinti de sizleri harika düșüncelere iter. Sessiz sakin insanları vardır, İsveç'in. Oldukça soğukturlar ama ısındığınız zaman size dünyanın en tatlî insanı gibi gelirler. Filmlerde de bu özelliklerini görebiliyorum. Karlı ve yağmurlu günlerin elbet bol olduğu İsveç; Gulf Stream akıntısı ile ılıman bir yapıya da sahiptir. Bu yüzden Antarktika gibi buzul olduğu düșünülemez...
İște efendim, bu bahsini geçtiğimiz özelliklerin yankısını karakterlerin suratında baam diye görebiliyoruz. İklim insanı elbette çom etkiliyor... Soğuk bir kıș günü; dıșarda bi heykel kenarında hayata karșı anlamsızca ve sızlanma ile bakan ezik bir çocuğu görüyoruz. Elinde zekâ küpü vardır; hikãyemizin en sıcakkanlı detayı burasıdır. Zekâ küpünde oyunculuk efsaneydi.
Bir de 12 yașlarında görünen kızımız vardır. O kadar narin görünümlüdür ki gidip sarılır ve "bir isteğin var mı? Evde kuru fasulye bișiyor, gel iki ye diyesiniz gelir. " Ama bu narin görünümlü vücut aslında VAMPIR'dir. Kan içer... Güneșe çıkamaz. Insanların arasına karıșamaz... Bu narinlik abidesinin bir de, bakıcısı gibisinden adam vardır; onunla beraber yașar giderler. Binanın önündeki heykelin önünde ezim çocuğumuz ile vampir kızımız konușmaya bașlar ve birbirlerine tapınacak derecesinde ilgiye düșerler. Filmin en güzel sahneleri zaten buralar.
Ezik bir çocuğun kendi ile mücadelesi, hayata bakıșı; vampir bir kızın, așk nedir bilmeyiși ve bunu anlamlandırmak adına çoçukla beraber ilișki kurması; her șeyden önce bu iki karakterin birbirlerine cinsel açıdan değil de, yürekten, içten, tüm benlikle bağlı olmaları harika bir șekilde yansıtılmıș. Sonu da biraz iç burkan cinsten fakat bu filmin sonu kötü olduğu için değil; film yavaaașca bittiği için..
Hayatımda izlediğim en muhteșem filmdir. Üzerine tanımam. :)
Kendimizi ne sanıyoruz? Hep Hollywood ya da Almanlar gözünden mi izleyeceğiz bu soykırımı, ha? Olamaz mı yani Çekler tarafından nasıl algılanıyor bu dehșet? Evet kardeșim oluyormuș; bunu Sean Ellis biraderimiz çekmiș ve iyi ki, iyi ki... Filmde tam bir soğukluk…devamıKendimizi ne sanıyoruz? Hep Hollywood ya da Almanlar gözünden mi izleyeceğiz bu soykırımı, ha? Olamaz mı yani Çekler tarafından nasıl algılanıyor bu dehșet? Evet kardeșim oluyormuș; bunu Sean Ellis biraderimiz çekmiș ve iyi ki, iyi ki...
Filmde tam bir soğukluk havası vardı, bu soğukluğu Naziler ile vermișler. Ve oyuncular o kadar halsizler ki, düșüp bayılacak ve her șey bitecek sanıyorsunuz. Yani kimse rahat değil, muhteșem hissetmiyor; sadece yașananların tesirini tașıyorlar, bașımı nasıl kurtarırım diye bakıyorlar.
Filmde sizin kanınızı donduracak bir iki sahne var, kendinizi tutamıyorsunuz, çok üzülmek istiyorsunuz; ama film o kadar soğuk, o kadar ciddi ki; "otur lan yerine diyorsunuz." Nazi filmlerinden beklediğim her zaman budur. Iși fazla dramatizeye bağlayarak prim kasan filmler çoğaldı. Ama bu film ișe tamamen gerčekçi yaklașmıș..
Final sahnesi çok sağlam. Yerimden kıpırdayamadım. Karakterlerle koșturdum ve Nazilere karșın savaștım. Muazzamdı. Bu film es geçilmemeli. Sanatsal ve bașarılı.
Türk Edebiyatı'nın belki de en efsanevî kitabıdır. Öyle bir kitap ki, hem kahkahalara boğulacak hem de bir Enstitü kuracaksınız. Baștan așağı ironi kokan ve Yanlıș batılılașmanın süregelen rezilliğini yansıtan ilginç bir kitap. Saatler hakkında birçok bilgiyi bu kitapta edinebilirsiniz. Bakmayın…devamıTürk Edebiyatı'nın belki de en efsanevî kitabıdır. Öyle bir kitap ki, hem kahkahalara boğulacak hem de bir Enstitü kuracaksınız. Baștan așağı ironi kokan ve Yanlıș batılılașmanın süregelen rezilliğini yansıtan ilginç bir kitap.
Saatler hakkında birçok bilgiyi bu kitapta edinebilirsiniz. Bakmayın isminin ironi dolu olduğuna, kitap tamamen saatler ile alakalı. Saatler üzerinden felsefe yürütülmüș, zamanımız sorgulanmıș, insanlar irdelenmiș; kötülerle iyiler beraber yapamaz denilmiș.
Bu kitabı okumayan, sahiden Türk Edebiyatı'nın mükemmel bir eserini kaçırmıștır. Gülmek istiyorsanız, yüzeysel konulardan bıktıysanız; gelin Ahmet Hamdi Reisin sembolik anlatımı ve Ironik üslûbu ile sizleri bașbașa bırakalım...