"Nasıl romanlar hayatı yeniden kurgulamaksa insan da tıpkı bir yazar gibi anılarını kurgular, o kadar da mutlu değildir o anda, çok da gülmemiştir aslında, o cümleyi de dememiştir… Yalanlar katar anılarına ve aslında, şimdi; geçmişini inşa eder."
"Mason: Baba, dünyada gerçek bir sihir yok, değil mi? Baba: Ne demek istiyorsun? Mason: Bilirsin, elfler gibi. İnsanlar bunu uydurdu. Baba: Ah, bilmiyorum. Demek istediğim, sana elflerin balina gibi bir şeyden daha büyülü olduğunu düşündüren ne? Ne demek istediğimi anladın…devamı"Mason: Baba, dünyada gerçek bir sihir yok, değil mi?
Baba: Ne demek istiyorsun?
Mason: Bilirsin, elfler gibi. İnsanlar bunu uydurdu.
Baba: Ah, bilmiyorum. Demek istediğim, sana elflerin balina gibi bir şeyden daha büyülü olduğunu düşündüren ne? Ne demek istediğimi anladın mı? Ya sana okyanusun altında sonar kullanan ve şarkılar söyleyen dev bir deniz memelisi var ve o kadar büyük ki kalbi bir araba genişliğinde ve atardamarlarında yürüyebilirsin deseydim? Demek istediğim, bunun oldukça sihirli olduğunu düşünürdün, değil mi?"
Zihin yapı taşlarından yaratıcılığa bir yolculuk. Kitaba göre bilincimiz bir konu hakkında belli düşüncelere sabitlendiyse, bilinç dışımız da zıt yönde ilerlemeye başlamıştır. Farkındalık düzeyimizin altından gelenlerin önemi önceden orada olduğunu fark edemediklerimizle bize ışık tutması ve bilinçle birleşerek düşüncelerde tamamlayıcı…devamıZihin yapı taşlarından yaratıcılığa bir yolculuk. Kitaba göre bilincimiz bir konu hakkında belli düşüncelere sabitlendiyse, bilinç dışımız da zıt yönde ilerlemeye başlamıştır. Farkındalık düzeyimizin altından gelenlerin önemi önceden orada olduğunu fark edemediklerimizle bize ışık tutması ve bilinçle birleşerek düşüncelerde tamamlayıcı rol üstlenmesidir.
Kararsız kaldığımız ya da çözemediğimiz meselelere genelde aynı düşünce biçimiyle yaklaşırız ve sonuca varamayız. Ama bazen öyle bir an gelir ki bilinç ve bilinç dışındaki tüm parçalar birleşir ve çözümü buluruz. Köhler' in kavrama yoluyla öğrenme çalışmasına benzeyen bu "hah" dedirten zamanlarımızda garip bir coşku ve haz hisseder, çevremizi daha canlı algılarız. İşte bu yaratıcılık anımızdır. Yaratım gücümüzse sıkı bilinçli çalışma ve bilincin gevşeme zamanlarına bağlıdır.
Modern zamanlarda ise sorun bilinci gevşetme aşamasında çıkıyor. Her türlü dijital cihaz, yapmış olmak için yaptıklarımız, kendimize yarattığımız gürültüler... Yalnızlığı başarısızlık olarak kodladığımız için tek başımıza kalamıyor, kendimizi sürekli bu uyarıcılarla bir araya getiriyor, getirmeye de teşvik ediliyoruz. Neden teşvik ediliyoruz? Yaratıcı düşünme tekdüzelik ve dogmalar için bir tehdittir. Bu yüzden bizimle bilinç dışımız arasına engeller konulması gerekir. Kitapta da yazıldığı gibi: "Dogmatikler bu yüzden sanatçıların ipini kaçırmak istemezler... Kapitalizm sanatçının ipini onu satın alarak tutmak niyetinde." (Burada "sanatçı" kelimesi yaratıcı düşünceyi ilke edinenleri kapsamaktadır.)
Özetle yaratıcılığımız bilinç ve bilinç dışı deneyimlerimizin birleşimi olarak meydana gelir. Bilinç dışımıza erişmek ise mevcut düzende bir cesaret işidir.
"...ve bu da benim hikayem veya hikayemin bir bölümü. Size çok şey açıklayacağını sanmıyorum ama hikaye dediğiniz nedir ki zaten? Olsa olsa şu noktalarını birleştirince tanıdık bir şeyin resmini ortaya çıkardığınız türden bir çizim olabilir. Olan biten sadece budur işte!…devamı"...ve bu da benim hikayem veya hikayemin bir bölümü. Size çok şey açıklayacağını sanmıyorum ama hikaye dediğiniz nedir ki zaten? Olsa olsa şu noktalarını birleştirince tanıdık bir şeyin resmini ortaya çıkardığınız türden bir çizim olabilir. Olan biten sadece budur işte! Benim için işler böyle yürür. Bir yerden, bir insandan kalkar bir başka yere ya da bir başka insana giderim. Ve işin doğrusu, aslında fazla bir şey de değişmez. Çok farklı türde insan tanıdım. Onlarla takıldım, birlikte yaşadım, kendi küçük rollerini oynamalarını izledim. Ve benim için tanıdığım tüm bu insanlar sanki bir dizi oda gibiydiler, tıpkı vaktimi geçirdiğim o yerler gibiydiler. Yeni bir odaya ilk kez girdiğinde merak içindesindir. Bir lamba, bir TV seti, artık ne varsa ilgini çeker. Ama bir süre sonra o yenilik duygusu kaybolur. Hem de tamamen. Ve işte o zaman ortaya sıkıntı ve endişe çıkar. Ürkütücü bir dehşet duygusu... Neden söz ettiğimi anlamıyorsunuz sanırım. Her neyse, galiba burada anlatmak istediğim husus, bir süre sonra bir şeyin, sanki bir sesin sizi uyarması ve size "ayrılma vakti geldi" demesidir. Başka yerlere gitme vaktidir artık. İnsanlar temelde hep aynıdırlar. Belki farklı bir buzdolabı, tuvalet vs kullanırlar. Ya da başka bir ıvır zıvır. Ama o şey size seslenir ve yeniden amaçsızca sürüklenmeye başlarsınız. Siz gitmek istemeseniz bile bazı şeyler size yol gösterir."
"Ama sürüklenirken yalnız olmadığını düşünmek -aslında yalnız olsan bile- daima yalnız olduğunu bilmekten daha iyidir."
Gelecek nesillere 24 Temmuz 2010' da yaşamanın nasıl olduğunu göstermek amacıyla tasarlanan bu belgesel zaman kapsülü olarak değerlendiriliyor. Bu yapımı farklı kılan asıl özelliği ise dünyanın dört bir yanından hayatındaki bir günü kaydetmiş insanların görüntülerinden oluşması. Oyuncu da kameraman da…devamıGelecek nesillere 24 Temmuz 2010' da yaşamanın nasıl olduğunu göstermek amacıyla tasarlanan bu belgesel zaman kapsülü olarak değerlendiriliyor. Bu yapımı farklı kılan asıl özelliği ise dünyanın dört bir yanından hayatındaki bir günü kaydetmiş insanların görüntülerinden oluşması. Oyuncu da kameraman da senarist de "bizleriz". Standart bir güne nasıl başlıyor, sürdürüyor ve bitiriyoruz? İzlediğimizde görüyoruz ki eylemlerimiz hep aynı ama bağlamlarımız bizleri ayrı yerlere taşıyor. Yine de belgesel bittiğinde izlediğiniz insanlarla ve gösterdikleriyle uyum içinde hissediyor, kendinizden parçalar buluyorsunuz.
Şimdiye kadar yapılmış en fazla katılımcıya sahip bu film projesi tekrarlanıyor. Bu bütünde yer almak içinse 25 Temmuz 2020' deki anlarımızı filme alıp video kaydını yüklemek yeterli.
Merak edenler için link: https://lifeinaday.youtube/intl/tr_ALL/
“Şu sayısız yıldızla donanmış uçsuz bucaksız gökyüzü altındaki güzeller güzeli dünya nasıl dar gelir insanlara? Şu büyüleyici doğanın bağrında insan ruhu nasıl olur da kin, öç, kendi benzerlerini yok etme gibi duygulara kapılabilir? Nasıl olur da güzelliğin ve iyiliğin doğrudan…devamı“Şu sayısız yıldızla donanmış uçsuz bucaksız gökyüzü altındaki güzeller güzeli dünya nasıl dar gelir insanlara? Şu büyüleyici doğanın bağrında insan ruhu nasıl olur da kin, öç, kendi benzerlerini yok etme gibi duygulara kapılabilir? Nasıl olur da güzelliğin ve iyiliğin doğrudan ifadesi olan doğanın bir dokunuşuyla insan yüreğindeki bütün kötülükler yok olmaz?”
Kitap Amerikalı bir kadının Avustralya' nın yerli halkından Aborjinlerle çıktığı uzun bir yürüyüş hakkında. Öyle ki ana karakterimiz yürüyüşün uzunluğunu tam olarak saptayamıyor bile çünkü "zaman" Aborjinlerin kollarında taşıdıkları bir süreklilik değil. Bu durum şu soruyu zihinlere getiriyor: hayatımız boyunca…devamıKitap Amerikalı bir kadının Avustralya' nın yerli halkından Aborjinlerle çıktığı uzun bir yürüyüş hakkında. Öyle ki ana karakterimiz yürüyüşün uzunluğunu tam olarak saptayamıyor bile çünkü "zaman" Aborjinlerin kollarında taşıdıkları bir süreklilik değil. Bu durum şu soruyu zihinlere getiriyor: hayatımız boyunca öğretilen değerlere, ulaşmamız gereken ideallere bir "hiç" olarak bakan dünyayı algılayışımız açısından tamamen farklı olduğumuz bir toplulukla yolculuğa çıkmak nasıl olurdu? Uzak bir hatıra gibi baktığımız insanoğlunun geçmişi ve doğayla uyum içinde yaşamanın esintileriyle soru işaretlerine cevap veriyor sayfalar. Okuduklarımda ve izlediklerimde "yol" temasını görmeyi, sürecin irdelenmesini sevdiğim için kitabı beğendim. Olayların gerçeklik yönüne takılmaktansa okurken verdiği zevke odaklandım. Akıcı ve yumuşak ama derinlere inildiğinde yer yer sert bir kitaptı. Hoşuma giden iki alıntıyı da eklemek istiyorum:
"Bedenin işlevlerindeki bir yavaşlama, çevremize şöyle bir bakmamıza ve iyileştirmemiz gereken gerçekten önemli yaralarımızı incelememize olanak sağlar: hasar görmüş ilişkiler, inanç sistemimizde oluşmuş boşluklar, korku tümörleri, tanrıya karşı duyduğumuz kuşkular, bağışlama yetimizi yitirmemiz ve bunun gibi nedenler söz konusu olabilir."
"Tam karşımızda oturan kişinin, bizim bir yansımamız olduğunu düşünüyorlardı. O kişide gördüğümüz ve beğendiğimiz nitelikler, bizde de olan ve daha da güçlendirmek istediğimiz niteliklerdi. Bunun tam tersine o kişide hoşlanmadığımız davranışlar, tavırlar da bizim üzerinde durmamız gereken yönlerimizdir. Kendi varlığımızda aynı gücü ya da güçsüzlüğü hissetmezsek, karşıdaki kişinin iyi veya kötü niteliklerini yargılamamız imkansızdır."
"Hiç bitkilerin hissedebildiklerini, hatta algılayabildiklerini düşündünüz mü? Ağaçlar, bu fındık ağacı, şu kızılağaç, hiçbirinin acelesi yok. Oysa biz etrafta koşturup, yaygara koparıyoruz ve sıradanlığımızı haykırıyoruz. Çünkü iç doğamıza güvenmiyoruz. Sürekli şüphe içindeyiz ve telaşlıyız. Durup düşünmeye zamanımız yok."
Filmde, Jung'un bir çeşit "canlı türünün" anıları olarak nitelediği arketiplerden gölge (kişiliğin karanlık yönü) ve persona (kişiliğin dünyaya servis edilen yönü) kavram olmaktan çıkıp adeta vücut buluyor. Karakterleri gözlemledikçe kendi benliğinizi otopsi masasına yatırma ihtiyacı duyuyorsunuz. Başından sonuna kadar gerçekliğin…devamıFilmde, Jung'un bir çeşit "canlı türünün" anıları olarak nitelediği arketiplerden gölge (kişiliğin karanlık yönü) ve persona (kişiliğin dünyaya servis edilen yönü) kavram olmaktan çıkıp adeta vücut buluyor. Karakterleri gözlemledikçe kendi benliğinizi otopsi masasına yatırma ihtiyacı duyuyorsunuz. Başından sonuna kadar gerçekliğin büküldüğü yapımı seyrederken amaç olayı çözmek yerine sahneleri anlamlandırabilmek olmalı. Son olarak Elisabet' in suskunluğu bana Furuğ Ferruhzad' ın şu dizesini anımsattı: "Sessizlik, söylenmemiş sözlerden başka nedir?"