Muhteşem bir yapıt. Bir baba çocuklarını kendi bildiği tarzda yetiştiriyor. Çocuklar doğada hayatta kalmayı, okumayı, düşüncelerini özgürce dile getirmeyi biliyorlar. Ama bunlar toplumun içinde gerçekleşmiyor. Toplumdan izole bir yaşam içindeler. Hırsızlık yaptıkları sahne dışında babamın verdiği eğitime bayıldım. Kapital sisteme…devamıMuhteşem bir yapıt. Bir baba çocuklarını kendi bildiği tarzda yetiştiriyor. Çocuklar doğada hayatta kalmayı, okumayı, düşüncelerini özgürce dile getirmeyi biliyorlar. Ama bunlar toplumun içinde gerçekleşmiyor. Toplumdan izole bir yaşam içindeler. Hırsızlık yaptıkları sahne dışında babamın verdiği eğitime bayıldım. Kapital sisteme karşı koymak birilerinin emeğini çalmak değildir. En büyük çocuk her şeyi biliyorum dedi. Ama kitapta yazmayan hiçbir şeyi bilmiyorum diyor. Çocukları kendimizce eğitebiliriz ama eğittiğin kitapları yazanlar da okul okumuş insanlar. Bu tezatlık dışında her şey muhteşem.
Sıkıcı. Gölün ortasındaki evde keşişin öylece durup beklemesine insan özeniyor. Alıp başını köye gidip gündelik sıkıntılardan uzak bir şekilde aynı bu keşiş gibi yaşayası geliyor insanın. Ama bırakıp gitmek ne zor.
Konusu güzel. Oyunun içine çekilip görevleri yapmak. Çocukken insan böyle bir şeyler yaşamak ister. Konu güzel ama film genel olarak o heyecanı veremiyor.
Dedektifimiz bir olayı çözmeye çalışıyor. Başta güzel gibiydi ama sonra öyle olmadığını düşünmeye başladım. Ben de herkes gibi ilk filmi öveceğim. Beklentim filmin başındaki "Netflix" ibaresiyle bitmişti zaten.
İlk Fellini filmimi izledim. Dört film daha izlemek gibi bir planım var. 8½, La Dolce Vita, La Strada, Amarcord izleyeceklerim bunlar. İtalyan filmlerinin o bağırtı çağırtısını bu filmde de görüyoruz. Her şeye bağırıyorlar. Mutlu olunca bağırıyor üzülünce de bağırıyor garip…devamıİlk Fellini filmimi izledim. Dört film daha izlemek gibi bir planım var. 8½, La Dolce Vita, La Strada, Amarcord izleyeceklerim bunlar. İtalyan filmlerinin o bağırtı çağırtısını bu filmde de görüyoruz. Her şeye bağırıyorlar. Mutlu olunca bağırıyor üzülünce de bağırıyor garip bir kültür. Kadın karakterimiz yüzüyle öyle ifadeler yapıyor ki konuşmasa da anlarız ne anlatmak istediğini. Cabiria film boyunca dört erkekle tanışıyor. İlki sevgilisi ve adam çantasındaki parayı alabilmek için onu nehire atıyor. Diğeri ünlü bir aktör bir geceyi beraber geçiriyorlar. Üçüncüsü fakirlere yardım eden bir zengin. Sonuncusu ve asıl adamımız ise Cabiria'yı her şeye rağmen sevdiğini söylüyor. Ve biz bir insana olan güven nasıl yıkılır onu izliyoruz.
Bergman'ı sevmem. Hiçbir şey anlatmadığını düşündüğüm bir filmini daha izledim. Bununla beraber beş oldu. Dayanabilirsem sevmediğim halde dört tane daha filmini izlemeyi düşünüyorum. Kötü bir yönetmen değil kendince bir şeyler yapıyor. Benim nefretim bu adamın bu kadar sevilmesinde. Aynı filmi…devamıBergman'ı sevmem. Hiçbir şey anlatmadığını düşündüğüm bir filmini daha izledim. Bununla beraber beş oldu. Dayanabilirsem sevmediğim halde dört tane daha filmini izlemeyi düşünüyorum. Kötü bir yönetmen değil kendince bir şeyler yapıyor. Benim nefretim bu adamın bu kadar sevilmesinde. Aynı filmi Bergman değil başkası çekse ağzımı açmam. Ama bu adamdan olunca hani bu kadar ünlü ya, daha iyi bir şey bekliyor insan. Hiçbir şey anlatmayı beceremediği filmlerini genelde bir buçuk saatle sınırlandırıyor ben de bu huyunu seviyordum. En azından işkence kısa sürüyor. Ama bunda gitmiş üç saati aşkın bir süreye ulaşmış. Bir de beş saatliği varmış onu izlesem kanser olacaktım demek ki. Öyle bir önyargım var ki; Bergman filmi izlemeye karar verdiğim andan itibaren gerilmeye sıkılmaya başlıyorum. Daha filmi açmadan yazacağım kötü yorumları planlamaya başlıyorum. Güzelim adamı bu kadar yüceltmeseydiniz bizim gibiler de bu kadar nefret etmezdi. Sahneleri güzel kamera güzel noktadan bakıyor hep. Bergman'a olan nefretimi belirttiğime göre filme geçeyim şimdi. Gitmiş kendi otobiyografisini çekmiş. Yani sen otobiyografisi çekilecek adam mısın ki gittin de film yaptın bunu. Banane senin amcalarının hayatından. İyi yalan uyduruyormuş da o yüzden bu seviyelere ulaşmış izlenimi vermeye çalışıyor. Ortada kurguladığı bir olay da yok. Kendi travmalarını üç saat boyunca tek bir heyecanlı sahnesi olmadan izlettiriyor bize. Bu kadar salldığıma göre şunu da söyleyebilirim artık. Yine de bir şekilde kendini izletiyor. Kendinizi o ailenin bir üyesi gibi hissetmeye başlıyorsunuz. Kötü değil yani ama sizlerin övdüğü kadar hiç değil.
Yunanistan tarihi çok karışık. Mezhep olarak ortodokslar ama batı yanlısı bir siyaset izliyorlar. Sovyetler dini olmayan bir devlet olsa da Ruslar ortodoks sonuçta. Katolik seferleri boyunca sıkıntı yaşamış olanlar da yine Yunanlar. O yüzden halkın düşüncesinin derinliklerinde bir yerde acaba…devamıYunanistan tarihi çok karışık. Mezhep olarak ortodokslar ama batı yanlısı bir siyaset izliyorlar. Sovyetler dini olmayan bir devlet olsa da Ruslar ortodoks sonuçta. Katolik seferleri boyunca sıkıntı yaşamış olanlar da yine Yunanlar. O yüzden halkın düşüncesinin derinliklerinde bir yerde acaba "Batı yerine Rusya" mı diye bir soru var. Tabi bugün Hristiyan dünyasında bizdeki gibi ayrıştırıcı bir mezhepçilik olduğunu düşünmüyorum. Filmi anlamak için biraz Yunan tarihi bilmeniz lazım veya beş dakika internetten baksanız da yeterli olur. Benim garipsediğim kısım şurası. Filmi çekenler Fransız. Eleştirdikleri o dönem darbe yapmış olan askeri cunta. Avrupa dönemsel olarak Amerika'nın etkisi altında. Ama solcuların haklarının arandığı bir filmi nasıl çekmişler üstelik Cannes'da ödül almış. Buna da şaşırmıyorum aslında. Çünkü darbeyi yapanlar aşırı sağ. Yunanistan gibi Sovyet tehlikesi altında yaşayan bir ülkede böyle bir darbenin olması Amerika için faydalı bir olay. Ama darbe yapılanlar solcu değil. Darbeyi yapanlar solcu değil. Darbeden sonra geri gelenler de solcu değil. Amerika bir şeyler denemiş zamanında ama anlamadım. Film yavaş ilerliyor aynı yerde dönüp duruyoruz. Gerçekte bir dava böyle çözümlenir ama izleyici olarak aynı şeylerin ekranda dönmesinden biraz sıkıldım. Onun dışında film o kadar güzel restore edilmiş ki sanki bugün çekilmiş de o günü anlatıyormuş gibi olmuş.
Yani, güzel ama çok karışık. Seyirciyi şaşırtması güzel bir şey. Ama o kadar da karıştırmamak lazım bence. Sahne geçişleri paldır küldür oluyor arkada hep patlayan sesler var. İzlerken yoruldum anlayacağınız.
Dünyada iki tane boş beleş yönetmen vardır. Biri Tarkovsky diğeri Bergman. Sanat adı altında kafalarındaki saçmalıkları bize izletiyorlar. Biz de sırf ünlü oldukları için, hiçbir şey anlatmadıkları filmlerine anlam yüklemeye çalışıyoruz. Bundan beş sene önce olsa aman ne kadar güzel…devamıDünyada iki tane boş beleş yönetmen vardır. Biri Tarkovsky diğeri Bergman. Sanat adı altında kafalarındaki saçmalıkları bize izletiyorlar. Biz de sırf ünlü oldukları için, hiçbir şey anlatmadıkları filmlerine anlam yüklemeye çalışıyoruz. Bundan beş sene önce olsa aman ne kadar güzel film çekmişler derdim. Geçen zaman içerisinde kötüye kötü deme özelliği kazandım sanırım. Filme gelince üç saatin sonunda düşünüyorum ne izledim diye? Cevabı yok. Film güzel çekilmiş, sahnelerinde binlerce adam oynuyor. Kamerası güzel, üç saatlik filmde bir iki defa güzel söz de duyuyoruz. Ama başka bir şey yok. Yani birisi de çıkıp dememiş ki kardeşim sen ne anlatıyorsun? Yok neymiş Sovyetler yasaklamış da yok Cannes'da ödül almış da.