"Kuşlara benzer kelimeler, odana dolarlar bir akşam. Nereden gelirler bilinmez. Kah çığlık çığlığadırlar, kâh sesleri işitilmez. Çiçeğe benzer kelimeler: turuncu, erguvan, beyaz. Bir rüzgâr sürükler hepsini. Bulutlara güven olmaz..." Cemil Meriç, Bu Ülke
"Sen düşüncelerin bulutlaştığını bilir misin? Bulutlaşır, cıvıklaşır, katranlaşır. Tedailer zikzak çizer boyuna. Kafatasında musikisi biter kelimelerin, uğultu başlar, şuuraltının veya şuursuzluğun uğultusu. Hayat, uyku ile uyuşukluk arasında rakseder. Tehlikeye düşen vücut için, şuur bir safradır. Külçe gibi, leş gibi yaşamak…devamı"Sen düşüncelerin bulutlaştığını bilir misin? Bulutlaşır, cıvıklaşır, katranlaşır. Tedailer zikzak çizer boyuna. Kafatasında musikisi biter kelimelerin, uğultu başlar, şuuraltının veya şuursuzluğun uğultusu. Hayat, uyku ile uyuşukluk arasında rakseder. Tehlikeye düşen vücut için, şuur bir safradır. Külçe gibi, leş gibi yaşamak da yaşamaktır. Zekânın sürekli isyanlarından bîzar olan madde, bu şımarık, bu geveze, bu mütecessis meşaleyi bir üfleyişte söndürür. Cinnet maddenin zaferi."
Cemil Meriç, Bu Ülke
"Kendimizi tanımak... Ruhumuzun mahzenlerinde bizden habersiz yaşayan bir alay misafir var. Berhanenin bazen bir, bazen birkaç odası aydınlık. Işık binanın üst katlarında. Kendini tanımak. Kendini, yani eriyeni, dağılanı, dumanlaşanı. Sen acıların, utançların, zilletlerinle aynısın. Rüyaların, hayallerin, dileklerinle bir başkası. Gideceksin.…devamı"Kendimizi tanımak... Ruhumuzun mahzenlerinde bizden habersiz yaşayan bir alay misafir var. Berhanenin bazen bir, bazen birkaç odası aydınlık. Işık binanın üst katlarında. Kendini tanımak. Kendini, yani eriyeni, dağılanı, dumanlaşanı. Sen acıların, utançların, zilletlerinle aynısın. Rüyaların, hayallerin, dileklerinle bir başkası.
Gideceksin. Tanrılar bile rolünü bitiren aktörler gibi kâh birer birer, kâh hep beraber çekiliyor bu sahneden. Senin zavallı gölgen zaman perdesine belki bir kere bile aksetmeden, oyuna katılmayan bir kukla gibi unutulup gidecek."
"o zaman ben atlıydım işte saçlarımda geceler morarırdı yorgun olamazdım çok uzaklardaydı yurdum çünkü boyuna tüfenkler doldurmuştum sularım girilmezdi çığlıklardan canavarlar besliyordum ulu bir askerdim sanki"
"İşte o zaman sevgilim, oynanan komediyi eldivenler, yeni çizmeler, yeni önlükler, işçiler bir ağızdan anlattılar. İşçilerin ne kontratı var ne saati. Her zaman yarım saat, bir saat fazla çalıştırılmak... Hasta olunca umursanmamak. Hiçbir şeylerini düşünmemek... Yalnız, yalnız kesesini doldurmak... Elli…devamı"İşte o zaman sevgilim, oynanan komediyi eldivenler, yeni çizmeler, yeni önlükler, işçiler bir ağızdan anlattılar. İşçilerin ne kontratı var ne saati. Her zaman yarım saat, bir saat fazla çalıştırılmak... Hasta olunca umursanmamak. Hiçbir şeylerini düşünmemek... Yalnız, yalnız kesesini doldurmak... Elli iki yaşında çocuklar çalıştırmak, bunları okutmamak... İşte işverenin zihniyeti!
Ben çalışmanın ne demek olduğunu gördüm. Ne demek olmadığını öğrendim. İnsanoğlunun halini sana bir parça gösterdim mi dersin? Ne gezer sevgilim!"
Oruç Aruoba'yı ve kalemini çok seviyorum. Onu okurken kendinizden bir şeyler bulmamanız imkansız. Yer yer düşündürdü, yer yer kendimden bir şeyler bulmamı sağladı. Aruoba dünyaya ve insanın kendi şahsına ışık tutan bir yazardır. Okuduğunuz zaman bunu çok daha iyi anlayacaksınız.…devamıOruç Aruoba'yı ve kalemini çok seviyorum. Onu okurken kendinizden bir şeyler bulmamanız imkansız. Yer yer düşündürdü, yer yer kendimden bir şeyler bulmamı sağladı.
Aruoba dünyaya ve insanın kendi şahsına ışık tutan bir yazardır. Okuduğunuz zaman bunu çok daha iyi anlayacaksınız. Tavsiye ederim.