Ne diyebilirim ki izlemek için çok gecikmişim. Jean ve Agnes ikilisini birlikte izlemek çok keyifliydi. Fikir üretimi ve çekim aşamalarını, ortaya çıkan harika eserleri sanki yanlarındaymış gibi adım adım yaşayarak izliyorsunuz. Tavsiyemdir.
Spoiler içeriyor
İçten içe reddettiğin ve çokça eleştirdiğin, aslına bakınca senin de özünü oluşturan o çevreden gerçekten uzaklaşabilir veya tamamen kopabilir misin? Sinan'ın yenik düştüğü savaş işte bu. Filmi sevdim sevmemin en temel sebebi hiçbir şeyin yapay durmayışı.(nuri bilge diyince sahneler 20…devamıİçten içe reddettiğin ve çokça eleştirdiğin, aslına bakınca senin de özünü oluşturan o çevreden gerçekten uzaklaşabilir veya tamamen kopabilir misin? Sinan'ın yenik düştüğü savaş işte bu.
Filmi sevdim sevmemin en temel sebebi hiçbir şeyin yapay durmayışı.(nuri bilge diyince sahneler 20 tekrarla çekilmiş olabilir ama olsun:)) Rüzgarda savrulan yaprak kadar gerçek ve doğal bir akış izledim.
Peki neden Ahlat Ağacı ?
Sinan ve babası bir sahnede ahlat hakkında konuşurlar ve Sinan ağacı kendisine babasına hatta dedesine benzetir ,uyumsuz şekilsiz olduğunu söyler ne kadar tuhaf görünürse görünsün başka bir yere gidemez orada yetişmiş büyümüş orada kök salmıştır.
Babanın çocukken ağaçta unutulduğu ve tüm yüzünü karınca bastığı sahnesiyle ağacın hemen altında uyuya kaldığı ve karıncaların üzerinde gezindiği sahne bunu destekleyici nitelikte.
.
.
.
İnsan neden illa en yakınındaki hayatı seçip onu yaşamak zorunda ki ? Bu soruyu Hatice soruyor bize. Bunun bence bir çok sebebi varken en temel sebebi gelir düzeyi. Düşük bir gelir düzeyi insana fazla seçenek sunmaz, hak tanımaz gidebileceğin bir sınır vardır. Romantizmi bırakırsak aslında en yakın hayat dediğimize bile ulaşmakta güçlük çekeriz.
Mesele yaşamak değil hayatta kalmak olunca içsel savaşın ne önemi vardır ki?
Kendi kendini yer durursun sonuç elde edemezsin.
Bir yere kadar açılır yine geri dönersin çünkü daha fazlası kökünde yoktur. Bazen tamamen bu fikre kapılırım. Bu sebepledir ki belki savunduklarımızdan çok uzak olan o dayatılmışı yaşarız.Ya da korkaklıktır, alışılmışı terk edememedir ama bunu söylemeye cesaretimiz yoktur. Bilmiyorum.
Film yorumundan uzaklaşmadan değinmek istediğim son şey final sahnesi.
Sinan su çıkmayacağı söylenen kuyuyu inatla kazmaya devam ederken kaçamadığı o sınırın içinde yine bir reddedişe gitme çabasında göründüğü gibi başka bir yer veya yol arayışını da bırakmak zorunda kalmış.
İzlemek, hakkında konuşmak ve fazlasını düşünmek için güzel bir filmdi.
Spoiler içeriyor
Louis Wain'in adını duyar eserlerini görür fakat hayat hikayesini pek bilmezdim. Sanatkarların hayat hikayelerini konu alan filmleri seviyorum onlarla görüşebilme imkanı edinmiş gibi hissediyorum yaşamlarıyla ve eserleriyle bağ kuruyorum. Kendi hayatımda da hayvanların özellikle kedilerin yeri ayrıdır, hem vahşileşebilen hem…devamıLouis Wain'in adını duyar eserlerini görür fakat hayat hikayesini pek bilmezdim.
Sanatkarların hayat hikayelerini konu alan filmleri seviyorum onlarla görüşebilme imkanı edinmiş gibi hissediyorum yaşamlarıyla ve eserleriyle bağ kuruyorum.
Kendi hayatımda da hayvanların özellikle kedilerin yeri ayrıdır, hem vahşileşebilen hem de uyum sağlayabilen ve evcilleşebilen oldukça hisli varlıklar. Aslında Louis Wain'in filmde de sürekli vurgulanan o farklı ve sıradışı karakteri de kedilerin bu çok yönlülüğüne ve canlılığına benziyor.
Film içersinde en çok üzüldüğüm kısım kedisi Peter'ın öldüğü kısım oldu. İlk kaldığı hastanede ki tükenmişliği de oldukça kırıcıydı, aynı zamanda eserlerinin telif hakkını alamamış olması, yaşadığı maddi sıkıntılar ve ailesinin yükü, eşinin ölümü, kardeşinin, annesinin hastalığı vb. yaşamış olduğu trajik olaylar da pek iç açıcı değildi tabii. :/
Louis'in zihinsel yorgunluğu, hatırları, korkuları, aşkı, geçirdiği yoğun atakları, üzerinde bulunan sorumluluk duygusunun yarattığı baskı...
Açıkçası filmin vermek istediği duygu yoğunluğu bana geçti ve benim içimde Louis Wain'i daha fazla tanıma isteği uyandırdı.
Ek olarak Emily tarafından defterin arasına, Louis'in yaralarına bırakılmış o şal parçası beni bitirdi. :'(
Yalnız kalmadın Louis Wain başardın, bir kez daha anıldın, eserlerini ve dolaylı yoldan acılarını da bizlerle paylaştın. ❣️
Spoiler içeriyor
Bu film uzunca betimlenmiş bir varoluş şiiri. Tamamiyle eylemsiz kalabilir miyiz? Hiçbir şey yapmamak da özünde bir şey yapmak sayılmaz mı? Asıl kaçmaya çalıştığımız şey nedir olanlar mı yoksa olanları anlamlandırış şeklimiz mi? Anlamlandırmamayı tercih edebilir miyiz? Gerçekten kayıtsız kalabilir…devamıBu film uzunca betimlenmiş bir varoluş şiiri.
Tamamiyle eylemsiz kalabilir miyiz?
Hiçbir şey yapmamak da özünde bir şey yapmak sayılmaz mı?
Asıl kaçmaya çalıştığımız şey nedir olanlar mı yoksa olanları anlamlandırış şeklimiz mi?
Anlamlandırmamayı tercih edebilir miyiz?
Gerçekten kayıtsız kalabilir miyiz?
Peki tüm bunların bir önemi var mı?
-''Adresi olmayan bir mektubu ileten postacı gibi Paris boyunca yürüyorsun''.
İzlemek, dinlemek ve üzerine düşünmek keyif vericiydi.
Spoiler içeriyor
Agnes Varda serüvenine bu filmle başlamış oldum. Mona'yı izlemek çok keyifliydi. Kendini özgürlüğe adamış bir ruhun yorgun tarafını çok güzel yansıttığını düşünüyorum. Rutin işlerden uzaklaşan, kalıpları hiç umursamayan biri Mona. Aslında onu kendimce bir tanıma sığdırmam da doğru olmadı. Film…devamıAgnes Varda serüvenine bu filmle başlamış oldum. Mona'yı izlemek çok keyifliydi. Kendini özgürlüğe adamış bir ruhun yorgun tarafını çok güzel yansıttığını düşünüyorum. Rutin işlerden uzaklaşan, kalıpları hiç umursamayan biri Mona. Aslında onu kendimce bir tanıma sığdırmam da doğru olmadı. Film boyu bi noktada düşmesini bekledim fakat Mona kendince bir dünyanın içindeydi ve onun için düşüş veya yükseliş pek fark etmiyordu, ne olursa olsun devam edebiliyordu. Onu tanımış olan bir kaç kişi tarafından serseri ve boş biri olarak tanımlanıyordu bunun sebebi bir inanca, bağlılığa ve yaşanılanlara karşı bir değişime ihtiyaç duymamasıydı. Kendi çizgisinde ilerliyor ve yaşayacağı şeyleri kendi belirliyordu. Filmin başında öleceğini biliyorsunuz ama sarsıcı gelmiyor doğal ve kabul edilebilir olduğunu fark ediyorsunuz. Bunun yanı sıra yolculuğu sanki hiç tükenmeyecekmiş ve sürekli devam edecekmiş gibi Mona'nın dünyasında güçlü bir şekilde ilerliyor. Filmde gösterilen içi oyuk hastalıklı ağaçların düzene hapsolmuş bireyleri semolize ettiğini düşünüyorum. Kesilmelerinin ise doğal olmadan yaşayıp ölmelerini ifade ettiğini. Daha farklı yorumlanabilir tabii ama ben bu şekilde görmek istedim. Atmosferden çok etkilendim. Soğuk kasvetli havası çok güzeldi. Nihilizm rüzgarları estiren iyi bir filmdi.
Spoiler içeriyor
Bergman'ın izlediğim ilk filmi oldu. Hayatı hakkında biraz araştırma yapınca filmde kendi içsel çatışmalarını yansıttığını görmek mümkün. Kaybolmuş bir benliğin, altına saklandığı maskesinin düşüş hikayesi diyebilirim. Filmin açılış kısmında verilen görüntülerle, ilerleyen dakikalarda neler hissedeceğimiz gösteriliyor aslında. Üzerimize biçilen veya…devamıBergman'ın izlediğim ilk filmi oldu. Hayatı hakkında biraz araştırma yapınca filmde kendi içsel çatışmalarını yansıttığını görmek mümkün. Kaybolmuş bir benliğin, altına saklandığı maskesinin düşüş hikayesi diyebilirim. Filmin açılış kısmında verilen görüntülerle, ilerleyen dakikalarda neler hissedeceğimiz gösteriliyor aslında.
Üzerimize biçilen veya takınmayı tercih ettiğimiz rollerimiz asıl gerçekliğimizle iç içe geçmeye başlarsa yaşanacak olan karmaşa ve bunun bizi getireceği nokta çekim açıları ve monologlarla iki ayrı vücutta oldukça iyi verilmiş. Yüzeysel bir yorum oldu fakat film yüzeysel değil daha ayrıntılı görmek isterseniz içerdiği kuramlar, psikoloji ve mitolojiye dayanan yanları hakkında yazılmış detaylı incelemeler internet üzerinde bulunuyor.
Bir tv dizisine ışınlanıyoruz, burada herkes yapması gerekeni yapıyor ve işler yolunda gidiyor. Başta huzurlu ve sakin bir ortamı varmış gibi görünüyor fakat bu sakinlik biraz da delirtici. Hayatın çeşitliliğinden yoksun tek tip ve öylesine yaşanıyor burada. Kalıplaşmış durumlar var…devamıBir tv dizisine ışınlanıyoruz, burada herkes yapması gerekeni yapıyor ve işler yolunda gidiyor. Başta huzurlu ve sakin bir ortamı varmış gibi görünüyor fakat bu sakinlik biraz da delirtici. Hayatın çeşitliliğinden yoksun tek tip ve öylesine yaşanıyor burada. Kalıplaşmış durumlar var ve kimse dışına çıkmıyor, çıkma gereği de duymuyor. Ta ki renkleri keşfedene kadar. Aslında yaşadıklarının bir hayat olmadığını farkına varıyorlar ne istediklerini kim olduklarını soruyorlar kendilerine. Biz de bu değişimin güzelliğini izliyoruz.
Bazı şeyleri sorgulamamız, kişiliğimize başkaları tarafından çizilmiş sınırları aşmamız gerekiyor.
Renklerin hafifliğini kaldırabilecek ruha sahip olmayanlar her zaman onları görünmez kılmaya aynılaştırmaya çalışır filmde de böyleleri vardı fakat tüm bu cazibenin yanında yok olup gittiler.
Güzeldi keyif alarak izledim. ☔🌈
Spoiler içeriyor
Başrolü rüzgarın üstlendiği hayat dersi veren bir anime. Bir döngü içersinde umut ederiz çabalarız elde ederiz ve kaybederiz. Karakterimiz büyük bir hevesle tasarladığı uçakların gökyüzünde süzülüşlerini izlerken sonucunun nasıl olacağını da biliyordu. Tüm olay zaten buydu yani hayatın ta kendisiydi.…devamıBaşrolü rüzgarın üstlendiği hayat dersi veren bir anime. Bir döngü içersinde umut ederiz çabalarız elde ederiz ve kaybederiz. Karakterimiz büyük bir hevesle tasarladığı uçakların gökyüzünde süzülüşlerini izlerken sonucunun nasıl olacağını da biliyordu. Tüm olay zaten buydu yani hayatın ta kendisiydi. Çalıştı, çabaladı, başardı, aşık oldu kaybetti ve kabullendi, kısaca yaşadı.
(Le vent se lève ! … Il faut tenter de vivre!”)
(Rüzgar yükseliyor… yaşama tutunmak gerek!) (Paul Valery)
Bu arada depremi ve savaşı bu kadar rahatsız edici anlatabilmesi müthişti, diğer Miyazaki animelerinden daha ağır geldi bana. Başlangıcı ve sonu rüyaya dahil olan buruk bir hikaye izledim. Konunun farklı ve güzel işlendiğini düşünüyorum.
Spoiler içeriyor
Yürüyen şato aslında Howl'un kalbiydi. Dıştan yorgun ve karmaşık görünen kalbin içinde bir çocuk vardı. Howl Sophie’nin, kalbine girmesine izin verdi. Sophie ise bu fırsatı en güzel şekilde değerlendirdi. Kirlerinden fazlalıklarından arındırdı, onu sevdi en önemlisi ona inandı ve Howl'un…devamıYürüyen şato aslında Howl'un kalbiydi. Dıştan yorgun ve karmaşık görünen kalbin içinde bir çocuk vardı. Howl Sophie’nin, kalbine girmesine izin verdi. Sophie ise bu fırsatı en güzel şekilde değerlendirdi. Kirlerinden fazlalıklarından arındırdı, onu sevdi en önemlisi ona inandı ve Howl'un gerçek benliğini ortaya çıkardı. Şatodan parçalar eksildikçe Howl'un özüne daha da yaklaştığımızı hissettim. Ve mutlu sona bağlandı. Korkuluk ve Calcifer çok sevimliydi onların sahnelerini ayrıca zevk alarak izledim. Olayları tek tek incelersek belki bağlantılar mantıksız gelebilir ama ben izlerken çok huzurlu hissettim benim için güzel bi animeydi.
Spoiler içeriyor
Kendini yalnızca şövale önünde bulabildiğini söyleyen ince bir ruha, daha fazlası için asla umut verilememesi, resimlerinde barınan göz alıcı renklerin arka planında büyük bir karamsarlık olması, özellikle tırpanlı çiftçiyi anlattığı kısımda ölümden çok içten söz edişi canımı acıttı. Sürekli bahsettiği…devamıKendini yalnızca şövale önünde bulabildiğini söyleyen ince bir ruha, daha fazlası için asla umut verilememesi, resimlerinde barınan göz alıcı renklerin arka planında büyük bir karamsarlık olması, özellikle tırpanlı çiftçiyi anlattığı kısımda ölümden çok içten söz edişi canımı acıttı. Sürekli bahsettiği o güzelliğin içinde, masmavi gökyüzü ve sapsarı ekinlerin arasında kendini vurdu. Sevgiyi fazlasıyla vurgulamış, hak etmiş ama diğer bir çok isim gibi bundan muzdarip olmuş. Belgesel şeklinde kısa bir filmdi. Yalnızca mektuplarını ele alarak anlatmaları ve eserlerine fazlasıyla yer vermeleri çok hoşuma gitti.