Sevgi aşkla çekenlerin sorunu sevginin neye benzediğini bilmemeleridir Kandırılmaları da kolaydır Olmayan şeyleri görmeleri de Ama düşününce hepimiz kendimizi kandırıyoruz
Sizler, kılıçlar ve mızraklar aracılığıyla yargılanacaksınız. Sizin bu sabitleşmiş nefretiniz farklılık gösteriyor. Biz bunu görüyoruz ve yok etmek istiyoruz. Biz, Victor’un elçileriyiz; onu temsil ediyoruz. Lord Marshal komutasında ordumuz geliyor. Doğrudan sizin evlerinize geliyoruz. Bu nefreti yok etmek amacıyla.
Bu Tanrı’yı sen mi yaptın? Evet, kendi ellerimle. Peki, sen mi Tanrı’yı yaptın, yoksa Tanrı mı seni yaptı? Tabii ki Tanrı bizi yarattı. Biz sadece onun heykellerini yapıyoruz.
“Ben ölülerin uyuyan sakin bir insana benzediğini sanırdım, şimdiyse bunun tam tersi olduğunu görüyorum. Uyanık ve sanki bir kavganın ardından öfkeye kapılmış birine benzediğini görüyorum.”
“İnsanlık öldü mü?” dedim. “Yok,” dedi, “ölmedi, ölmedi ama, bir şeyler oldu, başka bir yerlerde sıkıştı kaldı herhalde.” “Nerede kaldı acaba?” Mahmudun yüzü bir sevinç ışığında şakidi. İnsanlık belki Mahmudun bu ağız dolusu gülüşünde, bu yürek dolusu sevincindedir, kim bilir,…devamı“İnsanlık öldü mü?” dedim.
“Yok,” dedi, “ölmedi, ölmedi ama, bir şeyler oldu, başka bir yerlerde sıkıştı kaldı herhalde.”
“Nerede kaldı acaba?”
Mahmudun yüzü bir sevinç ışığında şakidi. İnsanlık belki Mahmudun bu ağız dolusu gülüşünde, bu yürek dolusu sevincindedir, kim bilir, belki…
“Kuşlar da gitti,” dedi Mahmut.
Sonra hiç konuşmadık. Kuşlar da gitti, kuşlarla birlikte de… Ne olacak, kuşlar da gitti.
Azgın suratlı, bereli adamlar, gözleri velfcer okuyan, camiden Allahla yaman bir dövüşten çıkmışçasına, yüzlerinin olanca nurunu orada, içeride bırakmış çıkan insanlar, mümin mi bunlar, bu öfkeden bastıkları yeri çatlatanlar, bunlar mı mümin? Kuşlar da başlarını alıp gittiler, çoktan…
Şu Taksim alanında birbirlerini ezenler, o kadar insanın içinde hak tu, diye ortalığa tükürük savuranlar, sümkürenler, sümüklerini ağaç gövdelerine sürenler, hasta yüzlüler, vıcık vıcık boyalılar, suratlarından düşen bir parça olanlar, düşman gözlüler, gülmeyenler, birbirlerine düşmanlar gibi, birbirlerini yiyeceklermiş gibi, birbirlerinin gözlerini oyuacak, kuyusunu kazacaklarmış gibi bakanlar, korkanlar, utananlar, bunlar mı, korkanlar, ben ben, ben diyenler, bunlar mı? Kuşlar da gitti…Giden kuşlarla…