Filmin başında beğendiğim alıntıları kaydetmek gibi bir gafillikte bulundum. Haddinden fazla olmaya başlayınca bu filmin neden bir başyapıt olduğunu anladım. Filmi beğenmeyen, sıkıcıydı, ben fantastik sevmem diyen güruhu gerçekten çok kıskandım filmin onlara da bir cevabı var “cehalet mutluluktur”. Bu…devamıFilmin başında beğendiğim alıntıları kaydetmek gibi bir gafillikte bulundum. Haddinden fazla olmaya başlayınca bu filmin neden bir başyapıt olduğunu anladım. Filmi beğenmeyen, sıkıcıydı, ben fantastik sevmem diyen güruhu gerçekten çok kıskandım filmin onlara da bir cevabı var “cehalet mutluluktur”. Bu filmi babam 17 defa izlemiş ve gerçekten filmi anlayabilmek için tek bir kere izlemek asla yetmez. Çünkü filmi hangi bakış açısıyla izlerseniz tamamen ona dönüşüyor. Aradan 27 yıl geçmiş değişen hiçbir şey yok. Hala hepimiz sistemin köleleriyiz, bu alenen de olsa hiçbir şey yapmıyoruz.
Bu filmin çekilmesinin arkasında gelecek dünya düzenini yani şu anki sistemi, yıllar önce planlayan büyük güçlerin bir ifşasını; fantastik bir film ile dünyaya duyurma çabası olarak yorumluyorum. Matrix’e bir nevi internet diyebiliriz ama şu anki durumumuz bundan çok daha vahim. İnternetten uzak dursak ve bilinçli tüketiciler olmasak paketli gıdalar tüketsek yine sistemin kurbanı oluyoruz. Hatta ve hatta gıdalar tüketmeyip kullansak bile. Çünkü artık sadece yiyip içtiklerimizle değil kullandığımız ürünlerle de bizim insanlığımızla hatta cinsiyetimizle oynuyorlar. Erkeklerin testesteron seviyesini kasıtlı olarak düşürüyorlar. Bu da bir nevi nüfus azaltma politikası. İnstagram’da buna verilen isim erkeklerin prensesleşmesi. Bununla insanlarla alay etse de kanıtlanmış bir bilimsel gerçek. Hadi diyelim bundan da uzak durduk. Zamanında bize zorla aşı vurdular ve şu an Çapa Tıp’ta okuyan arkadaşım da bu aşının yararlarını savunuyor. Evet, Fahrettin Koca bile hacamat yaptırın bile demişken. Yani siz Türkiye’nin en iyi üniversitesine gitseniz de aşının ne kadar süper bir şey olduğuyla ilgili beyninizi yıkıyorlar.
Sosyal çürümeye hiç girmeyeceğim bile. Batı özentiliğinden öyle bir hale geldik ki onlar yanımızda usturuplu kalıyor. Televizyonda çıkan dizilerin bize hiçbir etkisi olmadığını savunan büyük bir güruh var. Daha da komiği tüm vaktini reels izleyerek geçiren ebeveyn sürüsü durumlarında, çocuklarının sosyal medya bağımlısı olmasından yakınıyor. Minnacık çocuklar YouTube shorts izleyerek büyüyor. Sonra 7 yaşındaki çocuğun çantasından silah çıkarıyoruz.
Aileler aynı masada yemek yiyemiyor çünkü ne hikmetse birden bire hepimiz dizi izleyerek yemek yeme hastalığına yakalandık. Kimse kimsenin yüzüne bakmıyor aman ha suratımızı asık görmesinler sonra arkaplanda slime videosu izleyerek derdimizi dinlemek zorunda kalırlar. Yahu camilerde kıble manzaraya doğru değil de kıbleyi değiştirdi bu insanlar ya. Hepimiz bi anda yurtdışına çıkmaya başladık dönüşte gittiğin ülkenin bayrağını sorsan emoji kısmında hangisi olduğunu bulamaz. (Foto çekilmeye gitmiş çünkü) Laf anlatan insanlar cringe gelmeye başladı bi anda hepimize. Kendini geliştiren insanları küçümsemeye başladık. Çünkü hepimiz instagram okulundan mezunuz ya biraz gelişmiş birini görelim çekemeyiz hiçbirimiz. Sonra da makyaj yaparak farazi isim takarak çok matah bi şeymiş gibi anlatırız bunu kamera karşısında.
Ahir zaman.. Eskiden ben bu çağa ait değilim gibi salakça söylemlerde bulunurdum. Rabbim bana öyle bir gücünü hatırlattı ki kendime sadece “yaratırken sana mı soracaktı?” diyebildim. Bu kadar her şeyin farkında olmak ve dünyanın haline üzülmek yine bize yakışan bi durum olmaz. Daha doğrusu ümitsizliğe kapılmak bize yakışmaz. Bunlardan bahsetmem de sizleri ümitsizliğe sürüklemekten ziyade bilinçli müslümanlar olmamız gerektiğindendir. Derdi bıraktığım gibi dermanı da bırakıp kaçıyorum.
"Ey insan! Sen kendine mâlik değilsin. Sen, kudreti nihayetsiz bir Kadîr, rahmeti hadsiz bir Rahîm-i Zât-ı Zülcelal'in memluküsün. Öyle ise sen, kendi hayatını kendine yükleyip zahmet çekme; çünki hayatı veren odur, idare eden de odur. Hem dünya sahibsiz değil ki, sen kendi kafana dünya yükünü yüklettirerek ehvalini düşünüp merak etme; çünki onun sahibi Hakîm'dir, Alîm'dir. Sen de misafirsin; fuzulî olarak karışma, karıştırma. Hem insanlar, hayvanlar gibi mevcudat, başı boş değiller; belki vazifedar memurdurlar. Bir Hakîm-i Rahîm'in nazarındadırlar. Onların âlâm ve meşakkatlerini düşünüp, ruhuna elem çektirme. Ve onların Hâlık-ı Rahîm'inin rahmetinden daha ileri şefkatini sürme. Hem sana düşmanlık vaziyetini alan mikroptan tâ taun ve tufan ve kaht ve zelzeleye kadar bütün eşyanın dizginleri, o Rahîm-i Hakîm'in elindedirler. O Hakîm'dir, abes iş yapmaz. Rahîm'dir, rahîmiyeti çoktur. Yaptığı her işinde bir nevi lütuf var."
Ayet-ül Kübra - 205
Son olarak filmdeki en sevdiğim sahneden alıntı yapacağım.
Kâhin: Şeker ister misin?
Neo: Kararımın ne olacağını biliyor musun?
Kâhin: Bilmesem Kâhin olmazdım, değil mi?
Neo: Zaten biliyorsan nasıl seçeceğim?
Kâhin: Çünkü buraya karar vermek için gelmedin. Kararını çoktan verdin. Buraya bu kararı neden verdiğini anlamaya geldin.