Gürgen Öz der geçerim. Aptal saptal bir mizah içermeyen adamakıllı bir komedi arıyorsanız kaçırmayın ✌️ biraz unutmaya çalışıp tekrar izlemeyi düşünüyorum ehehe
Eveet sonunda izledim. Ve bitireceğim diye mideme kramplar girdi. Evet Jim Carrey'in oyunculuğu yine müthiş, ancak eğer paranoyak biriyseniz izleyince pişman olabilirsiniz. Ben gidip Testereyi izleyeyim tekrar, her türlü korku gerilim filmine canım kurban, bunun adını bile duymak istemiyorum
İlk bir saat psikolojik gerilim üzerinden giderken, sonlara doğru fantastik gerilime geçti gibi :) Benim çıkardığım mesaj şu, "kişi neye inanırsa o'dur" Yani klasik kişilik bölünmesi filmlerinden farklı olarak, bunu bir akıl hastalığı ya da drama halinden çıkarıp biraz doğaüstü…devamıİlk bir saat psikolojik gerilim üzerinden giderken, sonlara doğru fantastik gerilime geçti gibi :)
Benim çıkardığım mesaj şu, "kişi neye inanırsa o'dur"
Yani klasik kişilik bölünmesi filmlerinden farklı olarak, bunu bir akıl hastalığı ya da drama halinden çıkarıp biraz doğaüstü boyuta taşımışlar. Gerçekten de kişiliklerden biri mesela şeker hastası ve sürekli insülin vurmak zorunda. Böyle bir kimyasal değişim olabiliyorsa neden güç anlamında kullanılmasın ki?
Ara sıra esas kızımızın flashbacklerini de izledik. Onun da bir travması vardı. Ve bu hayatını kurtardı. Ama kime göre? Çünkü Kevin'e göre o aslında çoktan ölmüştü. Acı çektiği için.
Hayatımın geri kalanında bana hiç bir film veya diziyi izleyemeyeceğimi, tek bir seçeneğim olduğunu söyleseler, bir an bile düşünmeden Hannibal derdim. O estetik, o ruh bütünlüğü, o diyaloglar... Başka hiç bir şeyde bulamadım. Bilmiyorum kaç kere izledim. Beş mi on…devamıHayatımın geri kalanında bana hiç bir film veya diziyi izleyemeyeceğimi, tek bir seçeneğim olduğunu söyleseler, bir an bile düşünmeden Hannibal derdim.
O estetik, o ruh bütünlüğü, o diyaloglar... Başka hiç bir şeyde bulamadım. Bilmiyorum kaç kere izledim. Beş mi on mu...
Will bir empattı. Ve Hannibal bir yamyam. Bedelia bir terapistti ve Hannibal bir psikopat. Jack bir kanun adamıydı. Hannibal bir suç makinesi. Alana bir doktordu. Hannibal bir hasta.
Will'in içinde bir yerlerde o karanlık vardı. İnkar etti, direndi, hatta Hannibal'a tuzak bile kurdu.
Manipüle edilmesine rağmen kimseyi öldürmedi. Ama Hannibal'da bir tek ona karşı, ondan daha büyük bir empattı. Birbirlerinin tüm zayıf noktalarını biliyor ve hem zarar verip hem armağanlar bırakıyorlardı birbirlerine...
Bir çok yan karakter oldu, ancak bu bunaltıcı veya sıkıcı değildi. Hepsinin birer yeri vardı, bir bağlantısı vardı.
Jack, Bella ve Hannibal'ın yedikleri akşam yemekleri mesela. Her birinde ipuçları gizliydi.
Ve Abigail... Narin bir gül değildi, babası onu da bir yamyam ve avcı yapmaya çalışıyordu. Ama Hannibal ve Will onun kırılgan yanlarını ortaya çıkardılar. Kafamda hep üçünü bir düşündüm. Abigail onların kızıydı aslında. Sonsuza dek Hannibal'ın kurduğu o yırtıklar olan ama kimsenin giremeyeceği "hafıza sarayında" yaşadılar.
Bu diziyi anlatmak için cümleler ve karakterler yetmez. efsane repliklerinden bir kaçı ile bitiriyorum.
"This is my design"
"İs Hannibal in love with me?"
"İt's beautiful."
1976 yapımı ve Omen serisinin başlangıç filmi. Amerika Büyükelçisi olan Robert, karısının doğumda ölen bebeği yerine, aynı anda doğan bir başka bebeği evlat edinir. Başlarda güllük gülistanlık bir hayat yaşayan bu şeker aile, daha sonraları küçük Damien'in yok açtığı felaketler…devamı1976 yapımı ve Omen serisinin başlangıç filmi. Amerika Büyükelçisi olan Robert, karısının doğumda ölen bebeği yerine, aynı anda doğan bir başka bebeği evlat edinir. Başlarda güllük gülistanlık bir hayat yaşayan bu şeker aile, daha sonraları küçük Damien'in yok açtığı felaketler silsilesi ile dehşetengiz şekilde dağılır. Şeytan rolü oynayan bir çocuğun bu kadar tatlı olmasından mı bilmiyorum filmden pek korkmadım. Zaten şu an ki korku filmleri gibi, "böö" gibi unsurlarla korkutmayı amaçlayan bir film değil.
Harvey Stephens bu filmde oynadığında 6 yaşında filanmış. Baş karakter olmasına ve olayların onun üzerinden dönmesine rağmen pek göremedik. Daha çok Robert ve fotoğrafçı çocuk üzerinden gitti olaylar. Filmin tema müziği de çok güzeldi, muhtemelen açıp açıp dinlerim artık.
Çok fazla korku ve gerilim filmi izledim. Ve buna dayanarak, filmin cidden iyi olduğunu söyleyebilirim. Tek mekanda geçen ve bütçesi düşük olup yüksek hasılat yapanlardan. İzlediğiniz günün gecesinde, kabusunuza girme olasılığı yüksek. Gençliğinde yazdığı bir kitapla şöhreti yakalayan bir yazarın,…devamıÇok fazla korku ve gerilim filmi izledim. Ve buna dayanarak, filmin cidden iyi olduğunu söyleyebilirim. Tek mekanda geçen ve bütçesi düşük olup yüksek hasılat yapanlardan. İzlediğiniz günün gecesinde, kabusunuza girme olasılığı yüksek. Gençliğinde yazdığı bir kitapla şöhreti yakalayan bir yazarın, tekrar aynı üne kavuşabilmek için, hırsının kurbanı olmasını görüyoruz.
Ve o müzik... Mide bulantısı hissettiren garip bir müziği var. Bünyeniz hassassa izlemeyin, çok kan filan yok. Ama en sağlam sinirleri bile rahatsız edebilir.
Bu film için ciddi emek verilmiş. Özellikle de başrol abimiz bir sene orman kaçkını gibi olabilmek için beklemiş ve yarısını o şekilde çekmişler. Evet oldukça anlamlı duygusal ve hayranlık uyandırıcı bir filmdi. Ama beni sıkan bir şey oldu(belki de bu…devamıBu film için ciddi emek verilmiş. Özellikle de başrol abimiz bir sene orman kaçkını gibi olabilmek için beklemiş ve yarısını o şekilde çekmişler. Evet oldukça anlamlı duygusal ve hayranlık uyandırıcı bir filmdi. Ama beni sıkan bir şey oldu(belki de bu 2 saatten uzun olmasıydı) üç günde izleyebildim ancak, e haliyle bütünlük de bozuldu. Bunun yerine Robinson Crusoe okumayı tercih ederdim açıkçası.
Kitap, Stephen King'in eleştirmenlerine verdiği cevaplardan oluşan(ve bence muhteşem olan) giriş yazısıyla başlıyor. 1992 tarih. Açıkçası içeriğindeki kısa hikayelerden çok beni bu giriş yazısı etkiledi, özellikle de hala raylara konan bir on cent'in ilk üzerinden geçen treni raydan çıkaracağına, çelik…devamıKitap, Stephen King'in eleştirmenlerine verdiği cevaplardan oluşan(ve bence muhteşem olan) giriş yazısıyla başlıyor. 1992 tarih. Açıkçası içeriğindeki kısa hikayelerden çok beni bu giriş yazısı etkiledi, özellikle de hala raylara konan bir on cent'in ilk üzerinden geçen treni raydan çıkaracağına, çelik bir çubukla gölgeyi kesebileceğine ve bunun gibi şeylere, özellikle de hayaletlerin varlığına hala inandığını ve kendisini okuyanları da kısa süreliğine bunlara inandırmayı başardığını ve bu duyguyu sevdiği için hala yazmaya devam ettiğini söylüyor ... Bu yazı inanılmaz hoştu, tabii devamında gelen hikayeler de öyle.
"Kusursuz, güllük gülistanlık bir dünya masalı koca bir yalandır...Üstelik böyle bir dünya çok can sıkıcı bir yer olur" . Bu kitabı bana bir psikolog önermişti, ilk okuduğumda 14 yaşındaydım ve açıkçası pek anlamamıştım. Ancak yıllar sonra tekrar okuduğumda, ne kadar…devamı"Kusursuz, güllük gülistanlık bir dünya masalı koca bir yalandır...Üstelik böyle bir dünya çok can sıkıcı bir yer olur" . Bu kitabı bana bir psikolog önermişti, ilk okuduğumda 14 yaşındaydım ve açıkçası pek anlamamıştım. Ancak yıllar sonra tekrar okuduğumda, ne kadar etkileyici bir psikolojik öykü olduğunu anladım. Ayrıca kitabın yazarı kendi hastalığından esinlesniği ve şizofreniyi net hatlarıyla anlattığı için kesinlikle okunması gereken bir kitap.