Klasik Taras Bulba ve farklı öykülerden oluşan bir seçki. Hangi acıyı dindirmez ki zaman? Hangi tutku yok olup gitmez ona karşı verdiği eşitsiz savaşta ? Bizim için hangisi daha güçlüdür? Tutku mu alışkanlık mı?
Günden Kalanlar, Kazuo Ishiguro'nun Booker Ödülü kazanan 1989 tarihli aynı adlı romanından uyarlanan 1993 tarihli bir İngiliz-Amerikan dram filmi!.Yapımcılığını Ismail Merchant, Mike Nichols ve John Calley'nin üstlendiği ve Ruth Prawer Jhabvala'nın uyarladığı film James Ivory tarafından yönetilmiş. Anthony Hopkins'i James…devamıGünden Kalanlar, Kazuo Ishiguro'nun Booker Ödülü kazanan 1989 tarihli aynı adlı romanından uyarlanan 1993 tarihli bir İngiliz-Amerikan dram filmi!.Yapımcılığını Ismail Merchant, Mike Nichols ve John Calley'nin üstlendiği ve Ruth Prawer Jhabvala'nın uyarladığı film James Ivory tarafından yönetilmiş. Anthony Hopkins'i James Stevens olarak ve Emma Thompson'ı Bayan Kenton olarak, James Fox, Christopher Reeve, Hugh Grant ve Ben Chaplin de yardımcı rollerinde oynadığı bu filmi, kitabı okuduktan sonra izledim. Birinci Dünya savaşı bitiminden sonra toparlanmaya çalışan ülkeler, ne yazık ki ikinci dünya savaşı sarmalina girmeden hemen öncesi. Mekan Darlington Malikanesi ve kahramanımiz Baş Uşak tani malikanenin kahyası Mr. Stevens. Duygularını asla işine karistirmayan ilginç bir karekter. Sadece işine odaklanmis bir yaşam. Babasının ölümünü, sevdiği kadinin aşkına hayır diyen, tuhaf bir vakar görüntüsü ile dolaşan centilmen, ağzı sıkı buna karşın hayatını iş odakli gören, kısaca yaşamını iş uğruna harcayan bir karekter...Oyunculuklar mükemmel ötesi. Yönetmen başuşak rolü için önce Jack Nicholson'u düşünmüş ancak Nicholson senaryoyu çok begenmesine karşın bu rolü bir İngiliz'in oynamasınin daha doğru olacağını söyleyerek kibarca geri çevirmiş. İyi ki de öyle yapmış. Varmış bir bildigi Usta'nın! Antony Hopkins ve Emma Thompson döktürüyor. Kadro ustalar geçidi zaten. Yönetmen çok iyi iş çıkarmış. Naçizane onerim şudur ki bu tür uyarlama filmleri izlemeden önce kitabın okunması, filmin daha iyi anlanmasini sağlıyor ...
İrlanda ve İngiltere arasındaki derin anlaşmazlığı, İrlandaca'nin yaşatılması ve korunması üzerine ayrıntılı bir gözlem...Ira, terör ve emperyalizm üçgeninde sıkışmış bir yaşam...Çok sade ve güzel bir anlatımı var. İnsanda derin empati duygusu uyandıran derinlikli ve hayran olunasi bir kitap ....
İngiliz kocası ile Londra'da yaşayan Amerikalı bir kadının kendisini öldüreceğini söyleyen bir adam tarafından takip edilmeye ve telefonlar almasıyla başlayan bir suç gerilimi. Çok sayıda şüphelinin olmasına dayanan olay örgüsü içinde kimsenin kendisine inanmadığı bir kadının şaşırtıcı, heyecan verici bir…devamıİngiliz kocası ile Londra'da yaşayan Amerikalı bir kadının kendisini öldüreceğini söyleyen bir adam tarafından takip edilmeye ve telefonlar almasıyla başlayan bir suç gerilimi.
Çok sayıda şüphelinin olmasına dayanan olay örgüsü içinde kimsenin kendisine inanmadığı bir kadının şaşırtıcı, heyecan verici bir yolculuğu.
Başta alışılmışın dışındaki rolüyle olağanüstü bir Doris Day olmak üzere tüm oyunculuk performanslarının kusursuz olduğu, şık çekimleri ve mükemmel müzikleriyle Hitchcock filmlerini sevenleri üzmeyecektir.
- Nora! !
- Nora İrlanda Piyangosunu tutturdu ve ayrıldı. Ben yeni hizmetçiyim.
- Oh, Tony, ben de seni arıyordum.
- Ne oldu? Fazlaca sis mi yuttun?
- Hiç böyle korkmamıştım. Bağıramadım bile. Sadece koşabildiğim kadar koştum. Korkunçtu. Beni öldüreceğini söyledi.
- Kim dedi?
- Meydanda ki adamın biri.
MIDNIGHT LACE (1960)
Director: David Miller
Cinematography by Russell Metty
Yazarlar için inziva yeri olan bir pansiyonu işleten karı-koca çift ve doğduğu köye başarılı bir gazeteci olarak geri dönen kadın üzerinden dört mevsim süren bir hikaye. Kırsal kesimin gördüğü en kısa şortu giymeye cesaret eden bir kadının çevresinden kendini beğenmişlik…devamıYazarlar için inziva yeri olan bir pansiyonu işleten karı-koca çift ve doğduğu köye başarılı bir gazeteci olarak geri dönen kadın üzerinden dört mevsim süren bir hikaye.
Kırsal kesimin gördüğü en kısa şortu giymeye cesaret eden bir kadının çevresinden kendini beğenmişlik ve ikiyüzlülük gibi olağan taşra dünyasının temaları üzerinden edebiyat dünyasıyla hafifçe dalga geçen İngiliz usulü kara mizahın eksik kalmadığı romantik drama.
Oyuncu kadrosunun muhteşem olduğu, görsellerin Guardians of the Galaxy (2014), Doctor Strange (2016), Three Billboards Outside Ebbing, Missouri (2017), The Banshees of Inisherin (2022) gibi yapımların görüntü yönetmeni Ben Nott'a teslim edildiği eğlenceli, iyi yönetilmiş bir film.
Thomas Hardy'nin Çılgın Kalabalıktan Uzak romanının serbest bir uyarlaması olan film, 2010 yılında Cannes Film Festivali'nden yarışma dışı bir ödülle dönen kıymeti bilinmemiş bir mücevher.
- Örnek aldığın biri var mı?
- Herkes bunu soruyor. Ne dememi bekliyorsun? Phil Collins mi? Muppet'daki baterist hayvan mı?
TAMARA DREWE (2010)
Director: Stephen Frears
Cinematography by Ben Nott
Adalet diye birşey yok ama bazan böyle istasnai gerçekleri anımsayınca umut geri geliveriyor 🙏🙏🙏 Yıl 1884... Fransa... Almanya'yla yaptıkları savaştan dolayı büyük kayıplar veren, içte de derin çalkantılar yaşayan fransa... başarısızlığın nedeni olarak gösterilecek küçücük bir olay, bir kişi, ''bir…devamıAdalet diye birşey yok ama bazan böyle istasnai gerçekleri anımsayınca umut geri geliveriyor 🙏🙏🙏
Yıl 1884... Fransa... Almanya'yla yaptıkları savaştan dolayı büyük kayıplar veren, içte de derin çalkantılar yaşayan fransa... başarısızlığın nedeni olarak gösterilecek küçücük bir olay, bir kişi, ''bir günah keçisi arayan Fransa devleti''... ve imdada yetişen, Fransız haber alma servisi'ne geldiği iddia edilen imzasız bir mektup...
Bu mektuba göre, Fransa Genelkurmay'ında görevli bir subay, Almanlar’a çok gizli askeri bilgiler vermektedir. Mektupta ayrıca bir adet 'çizelge' gönderilmiştir. Bu çizelge, ordudaki işbirlikçi bir subay tarafından almanlar'a verilmek üzere hazırlanmıştır. ve içinde kimi askeri birliklerin durumu ile ilgili bilgiler vardır. yani, işlenen suçun kanıtı...
''Nereden geldiği, kimin hazırladığı belli olmayan bu belge'' ; fransız ordusu tarafından kurtarıcı olarak görülür. böylece ''savaştaki başarısızlık açıklanılabilecektir.''Bunun kanıtı eldedir artık ama ''bir de suçlu gerekmektedir.'' Uzun 'araştırmalar' sonucu, bu suçun mal edileceği kişi bulunur. Bu kişi ordu içinde bir subaydır. Genelkurmayda stajyerlik yapmaktadır. Üstelik bir yahudidir. Böylece olay, bir kişi ile açıklanan sönük bir olay olmaktan çıkacak;ırkçı, şoven bir dalga yaratılarak yahudiler hedef tahtasına oturtulacak, ordu da bu sayede işin içinden sıyrılmış olacaktır. Bu muhteşem 'buluşla' suçlu açıklanır: ''Yüzbaşı Dreyfus.''
Dreyfus ne olduğunu anlamadan, yaka paça gözaltına alınır. Tek kanıt, onun yazdığı iddia edilen bu belgedir. Bu yüzden suçun da 'itiraf ettirilmesi' gerekmektedir. çok ağır koşullarda sorguya çekilir. Ama Dreyfus ilk andan itibaren işlemediği bir suçu üstlenmeyi kabul etmemiştir.Çıkarıldığı askeri mahkeme tarafından vatan haini ilan edilir ve tutuklanır. Şimdi sıra medyadadır. Gazeteler, çarşaf çarşaf vatan haini dreyfus'u yazmakta, ona karşı halkı nefret duygularına sürüklemektedir. Dreyfuss ile birlikte yahudi düşmanı kampanyalar da başlar. Bir yandan hükümet ve ordu diğer yandan medya ..hepsi oluşan bu nefreti körüklemektedir. Sağcısından solcusuna herkes Dreyfus'a lanet yağdırmaktadır. Dreyfus’un ailesi, onurlarını kurtarmak için bir hukuk mücadelesi başlatır. Ama sesleri çok cılız kalır. Hatta kardeşi bile "nasıl olur da böyle bir insanı savunursun." denilerek hedef tahtasına oturtulur.Onun suçsuz olduğuna inananlar sadece ailesi değildir. Haber alma servisinde çalışan bir yetkili ve onun suçsuz olduğunu gösteren belgeleri bir şekilde ele geçiren meclis başkanı Dreyfus’un suçsuz olduğunu bilmekte ve büyük bir azap çekmektedir. ama verdikleri uğraşları da, onları koltuklarından etmekten başka bir sonuç vermez.
Dreyfus karşıtı dalga öyle büyüktür ki; karşısına kim çıkarsa çıksın, ezip geçmektedir. İşte tam da böyle bir dönemde, bir kişi gerçekleri öğrenir ve her şey tersine dönmeye başlar: Fransız ve dünya edebiyatının en büyüklerinden, yazdığı romanlarla büyük etkiler yaratan, ''Emile Zola''...
O, dava hakkındaki gerçekleri öğrendiği andan itibaren büyük bir üzüntüye kapılır. Suçsuz olan bir kişi hapishaneye atılmış, vatan haini ilan edilmiş, onuru ayaklar altına alınmıştır. Ve Dreyfus'a bu suçlamayı yapanlar, hakkında komplo hazırlayanlar; dışarıda özgürce dolaşmaktadır. Emile Zola bu durumu sindiremez. Ülkedeki adalet kavramının çok tehlikeli bir noktada olduğunu fark eder. Dreyfuss olayının tüm gerçekliğiyle ortaya çıkmasının hayati bir mesele olduğunu düşünür ve bu düşüncelerle, gelecek tüm tepkileri göze alarak; yalnız kalmak, linç edilmek pahasına da olsa savaşa başlar. Kalemini Dreyfus'un özgürlüğü için kullanacaktır artık. Ve uzun yıllar sürecek olan bir mücadeleye atılır. Önce, yazarı olduğu gazetede 'gerçek yürüyor' isimli bir yazı yayınlar. Bu yazıda Dreyfus olayının er ya da geç ortaya çıkacağını, gerçeğin sonsuza kadar gizlenemeyeceğini belirtir. Yazdığı bu yazının etkileri büyük olmuştur. Ancak gazete daha sonra aldığı tepkiler üzerine bir daha bu konudaki yazılarını yayınlamayacağını Zola’ya bildirir. Zola bu defa broşür olarak bastırdığı 'gençliğe mektup' ve 'Fransa'ya mektup' başlıklı yazılarında ''halkın adalet kavramının nasıl yitip gittiğini'', nasıl yanlış yönlendirildiklerini, çok büyük bir suça nasıl ortak olduklarını çok sert ve net bir dille anlatır. Yine 'cumhurbaşkanı'na açık mektup' isimli yazısında, cumhurbaşkanının var olan hukuksuzluğa son vermesi, adaleti savunması gerektiğini belirtir. Yazılarının etkisi büyük olur. Ülkede Dreyfus'u savunanlar ve karşısında olanlar şeklinde iki cephe oluşur. Yazıları kovuşturmalara uğrar. soruşturmalar ve davalar açılır. Tehditler alır, linç edilmek istenir. Ama o tüm bunlara rağmen aydın tavrını sürdürür. oldukça rahat bir yaşamı vardır, ekonomik sorunları yoktur, ''istese bu olaya hiç değinmeden, gözünü kulağını kapatarak yaşayabilir'' ama o haklı olduğu dava uğruna tüm bunlardan vazgeçmeyi göze almıştır. Yazılarını inatla sürdürür.
Gerçekleri tüm yanlarıyla ortaya koyduğu halde, ordu Dreyfus’un suçsuz olduğunu kabul etmez. ... ordu açısından da durum varlık yokluk meselesi olmuştur çünkü. kendisine açılan davada da Dreyfus olayını savunmaya devam eder....hakkında bir sene tutuklama kararı alınır ama teslim olmaz. Londra’ya geçip bir sene orada yaşar. Daha sonra yaşanan kimi gelişmeler Zola’yı haklı çıkaracaktır. Bu çizelgeyi kendisinin hazırladığını belirten bir subay bunu itiraf ettikten sonra intihar eder. Davasının yeniden gözden geçirileceğini öğrenen Zola ülkesine geri döner. Ve yeniden uzun yıllar sürecek olan hukuk mücadelesi başlar.
Zola'nın gerçeğe, adalete olan bu tutkusu, sonuç getirmiştir. Ülkede kaybolmuş olan bu duyguyu yeniden ortaya çıkaran Zola, Dreyfus'un da suçsuzluğunun kabul edilmesini sağlamıştır. Dreyfus davasında ise , Dreyfus'un kendi masumiyetini savunmasından çok Emile Zola'nın hayatı pahasına sürdürdüğü mücadelesi öne çıkmıştır. Emile Zola; adalete olan inancıyla, aydın tavrıyla, inatla, tüm baskılara rağmen mücadelesini... o'nun deyimiyle ''gerçek yürüyüşünü'' sürdürmüştür....
Koşullar ve mekan değişse de kadınların hayata en az 1-0 mağlup başlaması değişmiyor, degisemiyor! Her kız çocuğu sahibi olan ebeveynin ve çocukluktan genç kizliga adım atan her bireyin hatta karşı cinsi anlamak adına herkesin okuması gereken bir kitap diye düşünmüştüm…devamıKoşullar ve mekan değişse de kadınların hayata en az 1-0 mağlup başlaması değişmiyor, degisemiyor! Her kız çocuğu sahibi olan ebeveynin ve çocukluktan genç kizliga adım atan her bireyin hatta karşı cinsi anlamak adına herkesin okuması gereken bir kitap diye düşünmüştüm kitabı bitirdikten sonra ...
Romanya'da faaliyet gösteren çok uluslu bir şirket için işyeri güvenliği videosu çeken ekibin parçası olan bir kadın üzerinden komedinin ağır bastığı bir hikaye. İşi materyallerinin çekiminden, teknik ekipmanların teslimine ve havaalanında karşılamaya kadar her şeyi içeren yapım asistanın bir buçuk…devamıRomanya'da faaliyet gösteren çok uluslu bir şirket için işyeri güvenliği videosu çeken ekibin parçası olan bir kadın üzerinden komedinin ağır bastığı bir hikaye.
İşi materyallerinin çekiminden, teknik ekipmanların teslimine ve havaalanında karşılamaya kadar her şeyi içeren yapım asistanın bir buçuk gün içinde yaşadıklarını izlerken kendisine ağzı bozuk bir sosyal medya karakteri ile taksi şoförünü canlandıran yalnız bir kadının oynadığı Angela Goes On (1981) adlı filminden parçalar eşlik etmekte.
Kurumsal nezaketin sahte cilası arkasında şirket kültleri, reklamlar, sömürü, ahlaksızlık ile küfür içeren sosyal medya eğlence alışkanlıklarımız üstünden insan doğasına dair çok güçlü bir hiciv.
Gerçek Bükreş trafiğinde çekilen ve araba kullanmanın simgesi olan agresifliği yansıtan film geleneksel yapı ve tarza meydan okuyan cesur filmleri sevenleri üzmeyecektir.
- Biliyorsun, arabam aşağıda. Orada bazı serseri tipler vardı, biraz endişeliyim.
- Endişelenme, bir şey olmaz.
- Dizüstü bilgisayarım ve telefonum yüzünden biraz strese girdim.
- Mahalle kirli; ama insanları iyi. Aylardır çöpler toplanmıyor. Ama biz iyi insanlarız. "Uygar"lar sokağa daha fazla çöp atıyor.
DO NOT EXPECT TOO MUCH FROM THE END OF THE WORLD (2023)
Original title: Nu astepta prea mult de la sfârsitul lumii
Director: Radu Jude
Cinematography by Marius Panduru
#mubi
Sadık Hidayet " Diri gömülen " ( 74 sayfa ) Evet lezzetli bir Sadık Hidayet okuması daha. İlk hikaye kitabı. Ölüm, intihar, yaşam, tuhaflıklar,yaşanmışlıklar, masallar, tuhaf kahramanlarla dolu hikâyeler. Kısacası toplumun uyumsuzları ve uyumsuzlukları .. Okumayanlar için mutlaka "Kör Baykuş"…devamıSadık Hidayet " Diri gömülen " ( 74 sayfa )
Evet lezzetli bir Sadık Hidayet okuması daha. İlk hikaye kitabı. Ölüm, intihar, yaşam, tuhaflıklar,yaşanmışlıklar, masallar, tuhaf kahramanlarla dolu hikâyeler. Kısacası toplumun uyumsuzları ve uyumsuzlukları ..
Okumayanlar için mutlaka "Kör Baykuş" kitabını da tavsiye ederim.