Spoiler içeriyor
Lee Weiner'a göre protestonun Oscar'ı olan ve orada aday (sanık) olmanın onur sayıldığı, Vietnam savaşına karşı çıkan protestocuların yargılandığı dava. 'Davalar 2'ye ayrılır hukuk davaları ve ceza davaları. Politik dava diye bir şey yoktur.' (Aslında bütün organizasyon insan eliyle oluştuğu…devamıLee Weiner'a göre protestonun Oscar'ı olan ve orada aday (sanık) olmanın onur sayıldığı, Vietnam savaşına karşı çıkan protestocuların yargılandığı dava. 'Davalar 2'ye ayrılır hukuk davaları ve ceza davaları. Politik dava diye bir şey yoktur.' (Aslında bütün organizasyon insan eliyle oluştuğu için unpolitic dava bulmak zordur) Filmi seyir halinde olduğum her an oluşan fikirlerimden dolayı bir mahkemede eşzamanlı olarak yargılansaydım beyanlarıma dair oldukça tutarsız tutanaklar tutulurdu. Yargılamanın süjelerine karşı beslediğim hisler filmin dakikalarında ve yargılamanın günlerinde sürekli olarak değişime uğradı. Bu filmden önce Şikago 7'lisine dair pek fikrim yoktu. Filmden sonra da filmdeki kadar oluştu. Yippieler, UGP, Vietnam Savaşı, DTÖ, Kara Panterler... Bunlardan ziyade duruşma gidişatıyla ilgiliydim. Başlarda Abbie'nin tavırlarını fazla lakayıt buldum. Aktivistler bir davanın bayrağını taşıyan ve bunu sadece gönüllülük esasına dayalı yapan samimi insanlar ve aktivizm biraz ağırlık taşımalı kanaatindeydim. Abbie ise -Tom'un da ilerleyen sahnelerde kendisine çıkıştığında söylediği gibi- derdi savaş bitirmek değil popülerlik olan bir tip gibi gelmişti. Mahkeme huzurunda yaptığı yersiz şakalar, aynı zamanda stand up yapması, tarzı vs de bu hissimi beslemişti. Sonlarda bir şey oldu. Tom gibi kurallı düşünmekten sıyrıldım bir an. Her davanın her karakterden insana ihtiyacı oluyor. Tam olarak doğrusu ve yanlışı yok. Abbie'nin 'zafer tanımlarımız farklı' dediği ve kültürel devrimi vurguladığı yerlerde fikrim evrildi. Kendisine beslediğim antipatinin kaynağının ise The Spy'da Mossad ajanı olmasından sebep olduğunu fark ettim. Benim kuralcılığı daha makul bulmamın da etkisi var tabi :D Mahkeme ise başlarda sanıkların tavırlarının gevşekliğinden dolayı daha itidalli durmuştu. Günler ilerledikçe yargıcın mahkeme salonu hakimiyeti, hukuki değerleri korumaya çok uzak bir hale geldi. Sadece insanları zapt etmek ve susturmak üzere bir politika izledi. Arka planda idarenin yaptığı katakullileri gözden kaçırdı ya da baştan satılmıştı -bu dava karşılığı bir kazanç elde etmiş olmasa da fikrinin ve vicdanının hür olmaması, kalıplarla orada oturması da dahil- Bobby ile ilgili hükmü kabul edilemezdi. Zaman zaman hak verdiğim kararlarını dahi silip süpürdü, doğrudan negatif tarafa çekti düşüncelerimi. Adam ısrarla avukatı olmadığını belirtti. Soru sormak istedi -doğrudan soramasa da- yargıç aracılığıyla sorabilirdi. Asla dinlemedi. Sonunda Bobby'nin orada oluşu bile haksız çıktı. Savcı Schultz ise başından sonuna olması gerektiği kadar, olması gerektiği noktadaydı. Sanıklarla parkta rastlaştığında herkes dümdüz insandı ve çok tatlılardı. (Kendall Roy'a üzüldük hafif, yiğidin boynunu bükerse sevda büker ve Fransızca '1 yumurta' demek için enough dersiniz bu yüzden Fransızlar kahvaltıda bir yumurta yer) Herkes vatanın bir evladı işte. Bu tiyatral mahkemenin en beğendiğim öznesi ise tabi ki savunma makamı oldu. Tanık sorguları, iddia makamıyla tez antitezleşme, sanıklarla duruşma ön hazırlıkları, arka planda delil toplama çalışmaları, yargıçla birebir diyalogları vs. Kunstler işinin ehli. En düşük puan ise 'yargılamadan bağımsız' polislere gidiyor. Orantısız güç kullanıyorlar, rozetlerini, isim kartlarını çıkarıyorlar. İsyan ateşini körükleyen de arkadan iş çeviren de usulsüzlük yapan da çoğunlukla onların içinden birileri. Görevleri temel haklarını kullanan vatandaşları korumak olduğu halde karşılarına dikiliyorlar. Vietnam'da kan akmasın diye barışçıl bir protesto yapıp dağılacak olan kalabalığın kendi kanları akmış oluyor. Böyle hengamelerde de ortalığı karıştıran şey aslında insanlardan ziyade his: aşırılık, kontrolsüzlük. Orada bir an birisi tepeye çıkın diyor ve kalabalık tepeye koşuyor. Ortada bireylerden oluşan topluluk değil de bir fikir ve onun her komuta yüksek coşan ruhu oluyor sanki. Kolluk tarafı da aynı. Vurun deniyor vuruluyor. Niçini nasılı yok. Bu sistem uzuvlarını kullanan insanlar zeki ve mutedil olsa, güdüleri muhakemelerinin önüne geçmese sistem de daha tıkır işler. İşlemeyen kısımlar da daha kolay devrime uğrar devinime uğrar ne bileyim olur bir şeyler işte. Abbie gerçekten kürsüdeyken komikti. 'Ne zaman doğdun?' 'Psikolojik olarak 1960' 'O zamana kadar ne yapıyordun?' 'Hiçbir şey, sanırım buna Amerikan Eğitim Sistemi deniyor' same feel bro. Sonlara doğru onu daha iyi anladım. Muhtemelen film olmasının da etkisiyle hafif karikatürize edilmiş. Başta dediğim gibi oyuncunun etkisi de var. Gerçekte daha zeki ve tutkulu biri olduğuna eminim. 52 yaşındayken intihar etmiş. ARE..