Bugün arkadaşımın istemesi var… İnsanlar hayatlarını geçirecekleri kişiyi bulduklarına nasıl emin oluyorlar acaba? Ben daha istemeye giderken giyeceğim gömleğe zor karar verdim, duygusal istikrar mı o da ne?
Ve ilk defa biri sana “çok fazla” olduğunu hissettirmez. Çünkü senin çokluğunu kendi içinde tanıyordur; taşan duygularını, suskunlukla yankılanan cümlelerini, aniden kahkaha atışlarını, sonra birden dünyadan çekilişlerini… O bilir, senin iniş çıkışların iniş ya da çıkış değil; tam da sensindir.…devamıVe ilk defa biri sana “çok fazla” olduğunu hissettirmez. Çünkü senin çokluğunu kendi içinde tanıyordur; taşan duygularını, suskunlukla yankılanan cümlelerini, aniden kahkaha atışlarını, sonra birden dünyadan çekilişlerini… O bilir, senin iniş çıkışların iniş ya da çıkış değil; tam da sensindir. Ne fazla ne eksik. Yanında eksilmeden çoğalabildiğin, kısmadan tam olabildiğin o nadir his. Ve belki de ilk kez, kendini küçültmeden birine sığabildiğini fark edersin… çünkü o da sınırlarını seninle genişletiyordur.
Başka bir şey isteyen ses… hep orada. En sessiz anlarda fısıldayan, en neşeli kahkahaların arasına sızan o eksik tını. İnsanın içini kemiren, adına tam konulamayan o şey. Mutluluk denince akla gelen tabloyu yaşarken bile, bir köşeden başını uzatıp “bu muydu…devamıBaşka bir şey isteyen ses… hep orada. En sessiz anlarda fısıldayan, en neşeli kahkahaların arasına sızan o eksik tını. İnsanın içini kemiren, adına tam konulamayan o şey. Mutluluk denince akla gelen tabloyu yaşarken bile, bir köşeden başını uzatıp “bu muydu yani?” diye soran huysuz bir iç ses.
İnsan hiçbir zaman tam anlamıyla huzura eremez belki. Çünkü huzur dediğimiz şey bile, bazen fazlasıyla sessiz gelir, ürkütür. İçimiz, bir yanıyla hep eksik bir cümlenin devamını bekler gibi. Ne kadar tamam gibi yaşasak da aslında hep bir “devamı gelecek” hissiyle yola devam ederiz. Yeni bir şehir, yeni bir insan, yeni bir ihtimal… Belki de aradığımız şey, hiç var olmamış bir şeyi bulma ihtimali sadece.
Yani belki de mesele aradığımızı bulmak değil, aramaya alışmış olmak. Peki, ya o başka bir şey isteyen ses susarsa? İşte o zaman gerçek huzur mu olur, yoksa en derin boşluk mu?
"Bana ne dedikleri hiç önemli değil. Önemli olan kim olduğum, ne yaptığımdır. Ben boşluğun içindeki sesim. Ben kıvılcımım. Tohumum. Kara çekirdeğim. Gerçekleri söyleyen yalanım. Kelimelerin kuyusuyum. Eski hikayenin anlatıcısıyım. Uzun hikayenin kendisiyim." Çünkü ben, başkalarının "fazla" ya da "eksik" dediği…devamı"Bana ne dedikleri hiç önemli değil.
Önemli olan kim olduğum, ne yaptığımdır.
Ben boşluğun içindeki sesim.
Ben kıvılcımım.
Tohumum. Kara çekirdeğim.
Gerçekleri söyleyen yalanım.
Kelimelerin kuyusuyum.
Eski hikayenin anlatıcısıyım.
Uzun hikayenin kendisiyim."
Çünkü ben, başkalarının "fazla" ya da "eksik" dediği tüm o parçaların tam ortasında duran garip bir denge haliyim. Ne tamamen ışığım ne de yalnızca gölge. Bazen duvarlarla konuşurum çünkü insanlarla kuramadığım bağı sessizlikle kurarım. İçimde, kendini her seferinde yeniden yazan bir roman var. Ve ben o romanın hem kahramanı hem de kötü karakteriyim. Arada anlatıcı olarak ortaya çıkıyor, olay örgüsünü sabote ediyorum. Çünkü bu hayat, kronolojik değil; sezgisel ilerliyor.
Her cümlem bir sis perdesi, her tebessümüm içe dönük bir fırtına. Anlatmaya çalıştıkça, daha çok kayboluyorum cümlelerin içinde. Ama belki de mesele bu: Anlatmak değil, anlatılır olmak. Sen okurken ben orada yaşıyor olacağım.
✓ Başlangıçtaki tirat Doctor who dizisinden alıntı [S2E5]
2 dedik, 3’te “yoldayım” mesajı geldi… Arkadaşlarım Einstein’ın izinden gidiyor: zaman görecelidir. Arkadaşlarım için saat 2, günün anlam ve önemini kavrama saati sanırım. Buluşma değil, spiritüel yolculuk planlıyoruz sanki. 2’de buluşmak mı? O sadece bir öneriymiş meğer, arkadaşlarım bunu demokratik…devamı2 dedik, 3’te “yoldayım” mesajı geldi… Arkadaşlarım Einstein’ın izinden gidiyor: zaman görecelidir.
Arkadaşlarım için saat 2, günün anlam ve önemini kavrama saati sanırım. Buluşma değil, spiritüel yolculuk planlıyoruz sanki.
2’de buluşmak mı? O sadece bir öneriymiş meğer, arkadaşlarım bunu demokratik bir referandum sandı.
Bazen her şey yolundaymış gibi yapıyorum, ama içimde bir şeyler hep eksik sanki. Ne olduğunu ben de tam bilmiyorum… Bir yanım hayallerinin peşinden gitmek istiyor, diğer yanım alışkanlıklarına sıkı sıkı sarılıyor. İnsan kendi iç sesiyle çelişince hangi tarafa dönmeli? Sizin…devamıBazen her şey yolundaymış gibi yapıyorum, ama içimde bir şeyler hep eksik sanki. Ne olduğunu ben de tam bilmiyorum… Bir yanım hayallerinin peşinden gitmek istiyor, diğer yanım alışkanlıklarına sıkı sıkı sarılıyor. İnsan kendi iç sesiyle çelişince hangi tarafa dönmeli? Sizin hiç kendinizle aynı fikirde olmadığınız oldu mu?
Yine Aile evindeki sevgi gösterisi adı verilen kumpanya gösterinden kafayı yememek için sokaklara attım kendimi. Aile evinde yaşamak günden güne işkence hâline geliyor. Dört duvar arasında değil, beklentilerin arasında sıkışıyorsun. Nefes almak bile bazen bir başkaldırıya dönüşüyor. Ebeveyn sevgisi adı…devamıYine Aile evindeki sevgi gösterisi adı verilen kumpanya gösterinden kafayı yememek için sokaklara attım kendimi.
Aile evinde yaşamak günden güne işkence hâline geliyor. Dört duvar arasında değil, beklentilerin arasında sıkışıyorsun. Nefes almak bile bazen bir başkaldırıya dönüşüyor. Ebeveyn sevgisi adı altında yapılan her şey bir tür duygusal şantaj: “Senin iyiliğin için” denen cümlelerin ardına saklanan kontrol, “biz seni büyüttük”le başlayan her konuşmada sana ait olan hayatın ipleri ellerinden çekiliyor.
Narsist bir ebeveynin yanında yaşamak, sürekli borçlu hissetmek demek. İzin istemediğin her şey isyan sayılıyor, mutlu olduğun anlar “bizi unuttu” ya da “kim aklına koyduysa” gibi laflarla gölgeleniyor. Sana ait olan ne varsa — fikir, tercih, hatta sessizlik bile — sorgulanıyor. Ve sen hâlâ evde kalmayı, vicdanla sorumluluğu karıştırdığın için “sabretmekle” erdemli olmak arasında sıkışıyorsun. Ama unutma: Sevgi, sana kendini suçlu hissettiren bir şey olmamalı.
"Söyleyecek bir söz bulamayarak etrafıma bakındım. Otelin önünden gelen motor sesleri otobüslerin geçmeye başladığını haber veriyordu. Acele tıraş parasını vererek sokağa fırladım. İçimde tuhaf bir utanma vardı. Güzel bir manzara için bir günlük itiyadımı (alışkanlığımı) değiştirmek, bir gecelik rahatımı feda…devamı"Söyleyecek bir söz bulamayarak etrafıma bakındım. Otelin önünden gelen motor sesleri otobüslerin geçmeye başladığını haber veriyordu. Acele tıraş parasını vererek sokağa fırladım. İçimde tuhaf bir utanma vardı. Güzel bir manzara için bir günlük itiyadımı (alışkanlığımı) değiştirmek, bir gecelik rahatımı feda etmek, bana kaybedilmiş bir alışveriş gibi gelirken bir kuru selamın arkasından başını alıp giden Yusuf'u ve onun, içinde kim bilir ne dünyalar yaşayan, saçsız başını düşünüyordum.
Dört elle sarıldığımız birçok kıymetlerin; uğrunda, sahici bir insan gibi kalbimiz ve kafamızla yaşamayı feda ettiğimiz binlerce sözde mühim şeylerin ne kadar kolay fırlatılıp atılabileceğini bana öğreten Yusuf! Benden de sana selam olsun."
Adamakıllı zebun olmuş bir hâlde özgürlüğümün kölesiyim; ne zaman "ben buyum" desem, içimden başka biri çıkıyor ve itiraz ediyor. Hayat garip: Kendi kendimin patronuyum ama maaşımı hep başkalarının onayından alıyorum. (Zebun=Düşkün)
"Bende sahiden akıl yok..."diyordum." Uzaktan erimiş kurşun gibi parladığını gördüğüm bu su beni yolumdan alıkoyuyor. Düşünmüyorum ki, o su, ancak uzaktan çok güzeldir. Onunla yakından temas etmek, bir sürü küçük, fakat yekûnu[ toplamı] büyük münasebetsizliklere katlanmaya mecbur olmak demektir. Yaşım…devamı"Bende sahiden akıl yok..."diyordum." Uzaktan erimiş kurşun gibi parladığını gördüğüm bu su beni yolumdan alıkoyuyor. Düşünmüyorum ki, o su, ancak uzaktan çok güzeldir. Onunla yakından temas etmek, bir sürü küçük, fakat yekûnu[ toplamı] büyük münasebetsizliklere katlanmaya mecbur olmak demektir. Yaşım otuzu geçti. Bu manasız heveslere oyuncak olmanın bir macera telakki edileceği [ sayılacağı] yaş değildir. Küçük şeyler için büyük fedakârlıklarda bulunmayı kabadayılık telâkki edecek değilim ya?" ( Selam adlı öyküsünden bir paragraf)
Yeni Dünya,Sabahattin Ali’nin toplumsal duyarlılığını ve insan psikolojisine dair derin gözlemlerini yansıtan bir eseridir. Öyküler, sade ama etkileyici bir dille yazılmış olup, okuyucuyu Anadolu’nun farklı kesimlerinden insanlarla empati kurmaya davet eder. Yazarın, bireylerin iç dünyasını ve toplumla olan ilişkilerini ustalıkla işlemesi, eseri Türk edebiyatında özel bir yere taşır.