'' İnsan evladının kendini kendi yarattığı kalabalığa kabul ettirebilmek için iki kişilik yalnızlıklara sığınması, kendine benzer yavrular doğurup...doğurtup ölümü yenebileceğini düşünmesi ne acı, ne zavallı bir aldanıştır öyle değil mi? ''
Gerçekler çoğunlukla acı, her zaman özgürleştiricidir. Bak, sana felsefenin en temel ilkeleri ile konuşuyorum. Ben o kayayı sırtımda taşımak yerine, önüme koydum heykel gibi yontuyorum. Bir şeye benziyor mu bilmiyorum ama eserimle gurur duyuyorum Osman.
'Ve en üzgün hissettiğim kısımlar yalnızca sıkıcı balina tasvirlerinin olduğu bölümlerdi. Çünkü biliyordum ki yazar sadece bizi kendi üzücü hikayesinden korumaya çalışıyordu. Kısacık bir süreliğine...'
Aynı şeyin, tam olarak aynı şeyin, ona nasıl baktığımız, onu hangi zihinsel bağlama oturtuğumuza bağlı olarak bize kendimizi bu kadar farklı hissettirmesi ne kadar tuhaftı.
Sabahleyin bitlilerle dolu, kimsenin kimseye hürmet etmediği, kimsenin kimseyi hürmete layık bulmadığı, istismar edenin, çalanın zengin ve bahtiyar olduğu, esnafının azgın, zenginin deli, haris, egoist, gaddar, fakirinin kayıtsız, sersem olduğu bir şehirde; işin kötüsü sensiz, oldukça kirli bir yatakta uyanıyorum.…devamıSabahleyin bitlilerle dolu, kimsenin kimseye hürmet etmediği, kimsenin kimseyi hürmete layık bulmadığı, istismar edenin, çalanın zengin ve bahtiyar olduğu, esnafının azgın, zenginin deli, haris, egoist, gaddar, fakirinin kayıtsız, sersem olduğu bir şehirde; işin kötüsü sensiz, oldukça kirli bir yatakta uyanıyorum. Ama sevgilim, olacak, büyük hayaller kuruyorum
Annesi onu kolundan tutup yataktan çıkardığı gibi merdivenden sürüklerken, çocuk 'Bir şans daha ver anneciğim. Bir şans daha, ' diye yalvarıyordu. Burası o kimsenin inmediği bodrumlardan, içeride o ıslak topraktan gelen rutubet kokusu var, etrafı örümcek ağları bürümüş paslı borularla…devamıAnnesi onu kolundan tutup yataktan çıkardığı gibi merdivenden sürüklerken, çocuk 'Bir şans daha ver anneciğim. Bir şans daha, ' diye yalvarıyordu. Burası o kimsenin inmediği bodrumlardan, içeride o ıslak topraktan gelen rutubet kokusu var, etrafı örümcek ağları bürümüş paslı borularla dolu; bacaklarında, ayak parmaklarında kendi çişinin ıslaklığı. Bir ayağını öbür ayağının üzerine koymuş ayakta duruyor, sanki yere ne kadar az temas ederse o kadar az bodrumun içinde olacakmış gibi. Gözlerini kapatıyor. Benim süper gücüm bu işte, diye düşünüyor: Etrafımdaki her şeyden daha karanlık bir karanlık yapmak. Ağlaması duruyor.
... onu bırakmaya hazır olduklarından kuşkulandığı Insanlar için bu kadar çaba harcamanın sevinci ve acısıyla bitkin düşüp bir süre konuşmadan öylece kalırdı.
Tüm bunlar ne içindi? Furlong merak ediyordu. Çalışıp durmak ve boyuna kaygılanmak. Hiçbir şey değişmeyecek, hiçbir zaman başka bir şey, yeni bir şey yaşanmayacak olabilir miydi?
Anlamıyorlardı. Hırsızlığın o şeyi istemekle hiçbir alakası olmadığını anlamıyorlardı; mesele cüretti, dehşetti, çalıp elini kolunu sallayarak gidebilmekti.
Bahçede yapılacak iş olduğu sürece koruma altındaki bir alanda yaşarsın, mevsimliik bir ölümsüzlüğün tadını çıkarırsın. Şu anda yapılacak onca şey varken insan nasıl ölür? Kışın işler bitince ölünmeli.