Canım Tarık Akan... Ölmeden önce de yapmış yapacağını... Pek de popüler olmayan fakat popüler olması gereken filmlerden... Mişka ve Popuç un bilinmeyen aşk hikayesi. Köksüzlüğün hikayesi. Göç hikayesi. Kimsesizliğin hikayesi. Küçük bir kız ile yaşlı bir insan dostluğunun hikayesi. Çok…devamıCanım Tarık Akan...
Ölmeden önce de yapmış yapacağını...
Pek de popüler olmayan fakat popüler olması gereken filmlerden...
Mişka ve Popuç un bilinmeyen aşk hikayesi.
Köksüzlüğün hikayesi.
Göç hikayesi.
Kimsesizliğin hikayesi.
Küçük bir kız ile yaşlı bir insan dostluğunun hikayesi.
Çok küçük kimsenin uğramadığı ücra bir köyde piyano ve müzik sevgisinin hikayesi.
Aşıklar atışmasının hikayesi.
Samimiyetin, sevginin, güzelliğin ama mutsuz sonun hikayesi...
Canım Tarık Akan... Her daim aydın, her daim güzel, her daim insan, her daim yakışıklı...
İzleyin izlettirin....
Sığacak yerin yok.. Bu öykülerdeki başroldeki insanlar bir yere sığamıyor... Ne evine, ne köyüne, ne şehrine, ne yurduna, ne de HAYATA... Kitaptaki öyküler öyle öyküler ki; bizden, gerçek, içinizi acıtan ve yaralı... Öyle öyküler ki; kendi yaralarını saramayan ve psikiyatristten…devamıSığacak yerin yok..
Bu öykülerdeki başroldeki insanlar bir yere sığamıyor...
Ne evine, ne köyüne, ne şehrine, ne yurduna, ne de HAYATA...
Kitaptaki öyküler öyle öyküler ki; bizden, gerçek, içinizi acıtan ve yaralı...
Öyle öyküler ki; kendi yaralarını saramayan ve psikiyatristten yardım isteyen...
Öyle öyküler ki; asla yargılayamadığımız, çünkü toplumsal olarak yaraladığımız kadınlar....
Öyle öyküler ki; her bir öyküde kendimize benzeyen kişiler, anneler, babalar ve arkadaşlar bulduğumuz; ama herkese dürüstçe anlatamadığımız...
Okurken içimden bir şeyler kopuyor ve olamaz diyorum... Bu kadar şey hiç bir yere sığmaz.. Hiç bir yürek kaldırmaz...
Tüm öyküler etkileyiciydi.. Ama en son öykü... Beni benden aldı...
Psikiyatrist bir doktorun başka bir isim ile yayınladığı ve öyküleri özune sadık kalarak, ufak tefek değişiklikler yapıp, isimleri değiştirerek yayınladığı gerçek hayattan kesitler sunduğu, çok güzel bir öykü kitabi..
Arkadaşımın ilk kitabı. Çok edebi bir dil beklemeyiniz ama içtenlik, samimiyet ve gerçeklik dolu...
Güzel okumalar diliyorum...
Hüzünle ama gerçeklikle...
Canım Mina Urgan; Hocam, öğretmenim, arkadaşım, ablam (Kitap o kadar içten ki, anılar o kadar samimi paylaşılmış ki; onu nerede gördüğüm, nasıl hitap etmem gerektiği ile ilgili kavram kargaşası yaşadım resmen :)) ) Öyle 'İyi', öyle samimi, öyle içten, öyle…devamıCanım Mina Urgan; Hocam, öğretmenim, arkadaşım, ablam (Kitap o kadar içten ki, anılar o kadar samimi paylaşılmış ki; onu nerede gördüğüm, nasıl hitap etmem gerektiği ile ilgili kavram kargaşası yaşadım resmen :)) )
Öyle 'İyi', öyle samimi, öyle içten, öyle anaç, öyle öğretmen, öyle dürüst, öyle sosyalist bir insan ki..
Kelimelere dökemiyorum düşündüklerimi.
İyi ki yolum kesişmiş, iyi ki geç de olsa okuyabildim Mina Urgan anılarını...
Kitap klasik bir anı kitabı değil.. Çünkü yazarken düşündürüyor, öğretiyor, eğlendiriyor, geçmişimizi anlatıyor, Atatürk dahil, Kemalizm dahil; tüm açık yürekliliğiyle yazıyor da yazıyor...
Benim yaşlarımdaki kitap kurdu arkadaşlarımın çoğunun okuduğunu tahmin edebiliyorum. Ama hâlâ okumayan yaş almış arkadaşlarımın ve daha yaşamının başlarında olan bütün genç kitapsever arkadaşlarımın okumasını isterim Mina Urgan anılarını...
Ben çok sevdim kitabı..
En sevdiğim kitaplar arasına girdi bile...
Keşke gerçek hayatta da tanımış olsaydım ve keşke çok daha önce okusaydım diye hayıflanmak dışında muhteşem duygular ile bitirdim kitabı...
Ellerine, emeklerine sağlık Mina Urgan..
İyi ki doğmuşsun, iyi ki yaşamışsın, iyi ki yazmışsın...
Nermin Yıldırım'ın ilk kitabı; 'Unutma beni apartmanı' İlginç olarak şu anda yazarın ilk ve son kitabını okumuş bulunmaktayım. Son kitabı 'Ev' ile de ilgili bir yazım var (naçizane) Unutma beni apartmanı kitabını çok beğendim. Hayır Süreyya, kişiliği, hayata bakışı, yaşamı…devamıNermin Yıldırım'ın ilk kitabı; 'Unutma beni apartmanı'
İlginç olarak şu anda yazarın ilk ve son kitabını okumuş bulunmaktayım. Son kitabı 'Ev' ile de ilgili bir yazım var (naçizane)
Unutma beni apartmanı kitabını çok beğendim. Hayır Süreyya, kişiliği, hayata bakışı, yaşamı değil; (ki aslında bunlar da konuşmaya, tartışmaya müsait şeyler) kitabı çok beğendim.
Öyle bir kitap ki; Süreyya'nın yaşadıkları ve bunun kişiliğine, davranışlarına yansıması; ruhsal değişimi öyle güzel veriliyor ki okuyucuya..
Her bir bölümde Süreyya'nın içsel hesaplaşması, çevresiyle mesafesi, hayata insanlara küskünlüğü, arkadaşsızlığı, insan sevmemesi ve tüm bunların kendince nedenleri ilmek ilmek dokunarak anlatılıyor...
Yetmiyor bir yandan da onu terk eden annesiyle olan telefon konuşmaları ve annesinin kendi kendiyle hesaplaşmasına da tanık oluyorsunuz.
Yetmiyor yaşadığı yıllardaki olayları hatırlatıyor Nermin Yıldırım, siyasi ve sosyal olayları, darbeleri, dünyadaki önemli olayları, depremleri anlatıyor tek tek ülkece yaşadığımız..(sanki Maraş-Hatay depremini önceden hissediyormuşçasına)
Yetmiyor dünyanın ve ülkemizin önemli edebiyatçılarını, sinema oyuncularını ve ses sanatçılarına da yer veriyor kitabında.. Bilmediğim, farkında olmadığım öyle çok şey öğreniyorum ki; ünlülerin yaşamları ve ölümleri ile ilgili birçok ince detaylar..
Yetiyor mu hayır yetmiyor, roman içerisinde yazdığı kitapları ve o karakterleri de bize anlatıyor ve onlarla bile bağ kurmamıza neden oluyor.
Yetiyor mu yetmiyor psikolojik tahliller de beraber geliyor.. Yaşam, var olma, ölüm, aşk, aile kavramı, sevme, sevmeme, terk etme, terk edilme; her konu didik didik ediliyor..
Arada sıkıldığım da oldu. Of ya hep iç ses mi okuyacam ben dediğim, biraz hareketlilik istediğim...
Ama o iç ses beni kitabın içine çektiğinde ise çıkamadım bir türlü kitaptan. Okudukça okudum. Bitmesin Süreyya istedim. Alayım karşıma konuşayım istedim Süreyya ile. Süreyya'yı düşünmekten, empati yapmaktan alamadım kendimi. Bir baktım bazen Süreyya gibi düşünüyorum. Evet diyorum ben de dünyaya "eksi"ler ile başlasam ben de olurdum öyle diyorum, ben de böyle yapardım diyorum. Sonra toparlıyorum kendimi ve tekrar ben oluyorum.
Kitap bütün bunları yaşattığı ve hissettirdiği için de çok beğenerek okudum kitabı. Ancak yazım şekli, konusu, içeriği de muhteşem bir kitap.
Sadece şunu söylemeliyim ki ruh halinizin güçlü olduğu bir zaman okuyun lütfen kitabı, aksi halde içiniz daha da kararıp, hayata küskün gözlerle bakmanız engellenemeyebilir.
Her şeye rağmen iyi ki okuduğum kitaplardan Unutma Beni Apartmanı ve iyi ki tanımışım dediğim yazarlardan Nermin Yıldırım. ..
Kitap Simyacıları Kulübü (1000k'da) ile tanıdım kitabı. Sevgili Yusuf Çorakçı önerdiğinde ilk olarak kitabın adı çok hoşuma gitti. "Beyaz Zenciler"; kitabı bilmeden, tanımadan, okumadan çok anlamlı geldi. Sonra Erling, Charly ve Rita'yı tanıdım. Hatta onlarla yaşadım, arkadaş oldum. Evet bolca…devamıKitap Simyacıları Kulübü (1000k'da) ile tanıdım kitabı.
Sevgili Yusuf Çorakçı önerdiğinde ilk olarak kitabın adı çok hoşuma gitti.
"Beyaz Zenciler"; kitabı bilmeden, tanımadan, okumadan çok anlamlı geldi.
Sonra Erling, Charly ve Rita'yı tanıdım. Hatta onlarla yaşadım, arkadaş oldum.
Evet bolca parasızlık çektiler, sarhoş oldular ve ot sardılar ama edebiyata ve sanata bağlı oldular ve hayatlarının hiç bir döneminde kitapsız ve sanatsız kalmadılar.
Beni en çok etkileyen Erling ve Charly'nin kitap bağımlılığı, Rita'nın resimleri ve aralarındaki yıkılmayan upuzun süren dostluk idi...
Bu dostluk öyle sağlamdı ki; Charly bir seferlik kazandığı yüksek bir meblağ para ile arkadaşlarını ultralüks bir lokantaya götürmüş ve taksi ile şehir turu yaptırmış... Bu dostluk öyle sağlamdı ki; Erling'in kendi yazılarını gönderdiği ve red yediği yayınevinden, Charly'nin ilk denemede kitabının kabul edildiği mektubu Erling açtığında kendisinin kabul edilmiş gibi sevindiği bir dostluk...
Evet yeraltı edebiyatı deyince bir çoğumuz kaçıyoruz biliyorum. H.Günday kadar rahatsız edici de olsa, Beyaz Zenciler gibi daha yumuşatılmış da olsa yeraltında yaşanılanlar "ne yazık ki" varlar. Görmezden gelemeyiz. Hatta bu kitaplar ile bu yaşantıları görüyoruz, çünkü fantastik değil. Zaten kitaplar da aaa çok güzel, siz de gelin bu hayata demiyorlar ki....
Sadece hayatta farkında olmamızı sağlıyorlar...
Kitap Simyacıları Kulübüne ve Yusuf Çorakçı'ya bu guzel farkındalığı bize yaşattığı için bolca teşekkürler...
Hoşça kalın... Kitaplarla kalın...
Canım Zeynep Kaçar. İlk olarak Kabuk ile tanıdım yazarı. Çok sevmiştim Kabuk romanını. Sonra 2. Kitabı Yalnız'ı çıkar çıkmaz almıştım. Ama ancak şimdi okuyabildim. Yalnız'da; -Feray'ı anlatarak kadınları, kızları, seçimlerimizi, kadere boyun eğmeyi, ya da kaderi yenebilmeyi anlatmış Zeynep Kaçar...…devamıCanım Zeynep Kaçar.
İlk olarak Kabuk ile tanıdım yazarı. Çok sevmiştim Kabuk romanını. Sonra 2. Kitabı Yalnız'ı çıkar çıkmaz almıştım. Ama ancak şimdi okuyabildim.
Yalnız'da;
-Feray'ı anlatarak kadınları, kızları, seçimlerimizi, kadere boyun eğmeyi, ya da kaderi yenebilmeyi anlatmış Zeynep Kaçar...
-Veli'yi anlatarak bir hekimin, din ve tarikat adı altında nasıl üfürükçüye evrilebileceğini anlatmış Zeynep Kaçar...
-Esma'yı, Cenneti ve öldürülen diğer kızları kadınları anlatarak Özgecan'ı, Narin'i, Güldünya'yı ve diğer tüm kadın cinayetlerini anlatmış Zeynep Kaçar...
-Ve Defne... Annesinden ayrılıp beyni yıkanan güzel bir genç kızı anlatmış Zeynep Kaçar..
-Sadece insanları değil.. İstanbul'un, taksimin nasıl bozulduğunu.. Tüm ülkenin yozlaşma sürecini usulca, teker teker, tane tane anlatmış romanında Zeynep Kaçar..
Bölümleri şimdiki zaman ve geçmiş zaman olarak ilerliyor...
Sıkılmıyorsunuz, ama ruhunuz daralıyor... İster istemez kararıyor dünya...
Ama umut muhteşem bir his.. Umudun her zaman var olacağını gösteriyor Feray bize...
Kabuk gibi Yalnız'ı da çok severek okudum.
İçim acıyarak ama umutla...
Ferayların hep başarması dileğiyle....
Raf soruyor; - Ne söylemek istersin? Öyle çok şey söylemek isterim, öyle çok şey yazmak isterim ki... Bütün karakterler hakkında günlerce konuşabilir, sayfalarca yazabilirim... Samimiyet, içtenlik, sevgi, iyilik, umut, saflık, aşk gibi olumlu kavramların yanında; kötülük, tembellik, ölüm, mutsuzluk, fakirlik,…devamıRaf soruyor;
- Ne söylemek istersin?
Öyle çok şey söylemek isterim, öyle çok şey yazmak isterim ki...
Bütün karakterler hakkında günlerce konuşabilir, sayfalarca yazabilirim...
Samimiyet, içtenlik, sevgi, iyilik, umut, saflık, aşk gibi olumlu kavramların yanında; kötülük, tembellik, ölüm, mutsuzluk, fakirlik, bekleme, bekletme, kaybeden olma, hep kaybetmek gibi olumsuz kavramları da içinde barındıran muhteşem absürt dizi...
Evet 2012'de sanırım 104. Bölüm ile veda etti ve 11 yıl sonra yeniden çekildi...
Eskisi gibi oldu ya da olmadı. O kısmı benim için önemli değil. Tekrar Mecnun'u görmek, İsmail'in saf sevgisine ortak olmak, Erdal'ın daleveralarına tanık olmak, hırsız ama kültürlü Yavuz'un performansını izlemek, diğer bütün karakterleri yeniden yaşamak, zaman zaman eski bölümleri hatırlamak öyle iyi geldi ki bana. Sevmediğim bir platform olsa da bunu sağladığı için Exxen'e teşekkür ederim.
Gelelim diziyi analiz etmeye. Bu diziyi hiç duymayan insan yoktur bence. Yine de hiç duymayan ve izlemeyen gerçek hayattaki arkadaşlarım ve burayı okuyan raftaki arkadaşlarım için şöyle söylemeliyim; Evet ben çok seviyorum, çok beğeniyorum ve övüyorum ama bir çok insan sevmeyecek ve ıgghh! bu muymuş Leyla ile Mecnun diyecektir.
Dizi absürt komedinin tepe noktasında... Lütfen bunu bilerek başlayın ya da başlamayın. Çünkü; yeri geliyor rüyanın içine giriyorsunuz, yeri geliyor Mecnun ile dünyayı kurtarıyorsunuz... Bazen de Erdal ve ölen eşi gibi, bir türlü ayrılamadığı ruh ile ortak yaşamına tanık oluyorsunuz. Ya da klonlama ile çoğaldığınızdaki komik absürtlükleri izliyorsunuz. Ak sakallı dededen medet umuyorsunuz...
Ama diziyi çok severseniz bunlar öyle normal öyle doğal geliyor ki size...
Sanmayın ki dizide sadece saçma absürt şeyler var. Gündemi, siyaseti, hayat pahallılığını, kadın haklarını, doktora şiddet olaylarını yeri geliyor en güzel, en çarpıcı repliklerle yüzümüze vuruyor.
2011'deki 104 bölümün çoğunu en az 2 defa izlemiş, 2023 deki bölümleri de 1 defa izlemiş bir izleyici olarak diyorum ki, insanlar Leyla ile Mecnun sevenler ve sevmeyenler diye 2'ye ayrılır. Ve gururla söylüyorum ben çok çok sevenler grubundayım..
Leyla ile Mecnun bir tanedir.
Umarım aynı ekip yine toplanır ve kendilerini çok özletmeden yine diziye devam ederler...
İlk filmi çok beğenerek izlemiştim. Bu filmden beklentim yüksek değildi. Diğerine göre biraz daha hafif kaldığını okumuştum çeşitli yorumlardan... Ama; *Yol filmi olması *Nejat İşler ve Yiğit Özşener gibi çok sevdiğim iki sanatçının oynaması *İlk filmi çok çok sevmiş olmam…devamıİlk filmi çok beğenerek izlemiştim. Bu filmden beklentim yüksek değildi. Diğerine göre biraz daha hafif kaldığını okumuştum çeşitli yorumlardan...
Ama;
*Yol filmi olması
*Nejat İşler ve Yiğit Özşener gibi çok sevdiğim iki sanatçının oynaması
*İlk filmi çok çok sevmiş olmam gibi... Nedenlerden dolayı izleme listeme almıştım...
Çıralı ve Olimpos'u çok severim... Film oradan görüntülerle başlıyor ve en çok sevdiğim kıyı şeridinde devam ediyor... Motosiklet ile konaklayarak İstanbul'a kadar yolculuklarını sürdürüyorlar..
Tabii yol boyunca özgürlük, ikili ilişkiler, aldatma, aldatılma gibi pek çok şeye tanık oluyorsunuz.. Yine haklı/haksız etiketi herkese yapışıyor...
Ben filmi sevdim... Çok kafa yormayacağınız, yorgun olduğunuz bir zaman diliminde; canınız bol manzaralı bir film izlemek istiyorsa, hele hele de Nejat İ. Ve Yiğit Ö. hayranı iseniz, beklentiyi yüksek tutmadan izleyin derim "Kaybedenler Kulübü Yolda" filmini...
Keyifli seyirler dilerim...