Kitap, resmen hareketli hayatımda bir nefes olup bana dur bir soluklan dedi. Gece uyumadan önce okudum ve beni sakinleştirdi. Kitabı okurken ben de o kitabevinin içindeydim. Bu çok klişe bir cümle bence. Okurken kitabın içinde olmak… Ama gerçekten öyle oldu.…devamıKitap, resmen hareketli hayatımda bir nefes olup bana dur bir soluklan dedi. Gece uyumadan önce okudum ve beni sakinleştirdi. Kitabı okurken ben de o kitabevinin içindeydim. Bu çok klişe bir cümle bence. Okurken kitabın içinde olmak… Ama gerçekten öyle oldu. Okurken karakterleri beynimde canlandırdım. Kitabevinin köşesinde onları izleyen biri gibi okudum kitabı.
Yeongju baş karakter ve kendisi kocasından boşanmış. Kitabevi açmasıyla ve Minjun’un orada barista olarak çalışmasıyla kitabın hikayesi başlıyor. Okurken bazı karakterler de hikayeye giriyor.
Aslında kitap hayattan bir kesit gibi. Ama bence huzurluydu. İlk defa bana huzur veren bir hikaye okudum. Ben de kitap okumayı film dizi izlemeyi seven biriyim. Hoşuma gitti. Heyecan ve aksiyon isteyen birisi için belki kitap sıkıcı olur. Şöyle örnek verebilirim ama; ben gerilim, gizem, polisiye kitapları seven biri olarak sıkılmadan bu kitabı okudum. Bence insanların fikirleriyle kitaba başlamayın. Kitabın arkasını okuyun ve ben bu kitabı okumak istiyorum diyin yeter.
...Kendi kendine düşünerek bulduğu cevap, o anın doğru cevabıydı. Youngju hayatın doğru cevaplara sarılarak yaşamak, kimi zaman o cevapla çarpışıp, o cevabı deneyimlemekten ibaret olduğunu biliyordu. Derken bunca zaman boyunca kucakladığımız doğru cevabın aslında yanlış olduğunu fark ettiğimiz an gelirdi.…devamı...Kendi kendine düşünerek bulduğu cevap, o anın doğru cevabıydı. Youngju hayatın doğru cevaplara sarılarak yaşamak, kimi zaman o cevapla çarpışıp, o cevabı deneyimlemekten ibaret olduğunu biliyordu. Derken bunca zaman boyunca kucakladığımız doğru cevabın aslında yanlış olduğunu fark ettiğimiz an gelirdi. O zaman, tekrar bir başka doğru cevaba tutunup yaşamaya devam ederdik. Böyle böyle doğru cevaplarımız sürekli değişime uğrardı.
...Minjun yavaş yavaş anlamıştı: Bir şeye ilgi göstermeye başlayınca nihayetinde kendi içimize bakmaya başlıyorduk.
..."Kişinin kendisine objektif bir yaklaşım sergilemesi zordur. Kitap okusa bile..."
..."Böyle devam ederse kesin başarılı olurum!" diye körü körüne inandığından yönteminin doğru olup olmadığını ölçecek zekaya sahip olmadığı için, tek bir yola inanarak koşturduğundan başka yolların da olduğunu fark edemeyecek kadar akılsız olduğu için pişman olduğunu söylemek üzereydi ki vazgeçti.
"Endişelenme. Ben gerçekten iyiyim."
..."Müzikte ahengin kulağa hoş gelebilmesi için öncesinde ahenksizlik olmalıymış. Bu sebeple müzikte ahenk ve ahenksizliğin bir arada var olması gerekiyormuş. Yaşamımızın da müzik gibi olduğunu söylüyor. Uyumdan önce uyumsuzluk olduğu için hayatlarımızın güzelliğini hissedebiliyormuşuz." ..... Ben şu anda hangi evredeyim?"
Spoiler içeriyor
Bir hayvandan aşağı olsam bile benim de yaşamaya hakkım yok mu? 👇🏻 Geçmişteki küçük bir sözünün (diliyle işlediği günahın) tüm hayatını belirlediğini gören karakterimiz filmin sonunda gerçekle yüzleştiğinde, yaşama hakkını kullanabilmek için bildiği her şeyi unutmayı seçer. Bu, acı veren…devamıBir hayvandan aşağı olsam bile benim de yaşamaya hakkım yok mu?
👇🏻
Geçmişteki küçük bir sözünün (diliyle işlediği günahın) tüm hayatını belirlediğini gören karakterimiz filmin sonunda gerçekle yüzleştiğinde, yaşama hakkını kullanabilmek için bildiği her şeyi unutmayı seçer. Bu, acı veren bir varoluştan kaçmak için insanın kendi hakikatinden vazgeçmektedir nitekim Dae-su son sahnede hipnoz yöntemiyle hafızasını sildirerek Mido mutlu bir hayat sürdürmeyi tercih etmiştir.
Acaba????
Tam bu noktada filmde ana noktaya konulan bir diğer unsur, hapishanedeki tabloda yazan söz ile devam istiyorum;
Gülün dünya da sizinle gülsün ağlayın ama yalnız ağlayın
👇🏻
Filmin son karesindeki o yüz ifadesinde gülse bile kamera yüze yaklaştıkça zoraki bir gülüş olduğunu fark ederiz, gözlerine baktığımızda ise halen derin bir hüzün görürüz hipnozun tam anlamıyla işe yaramadığını hissederiz. Aslında hapishanede on beş yıl boyunca direkt gözünün önündeki yazan o müthiş söz tam olarak burada ortaya çıkıyor, Dışarıya karşı gülüyor çünkü dünya sadece buna eşlik eder ama o korkunç sırrıyla içeride yalnız ağlamaya devam ediyor. Yönetmenin tam bu noktada kardaki ayak izlerine yaptığı çekim ise hipnozun amacına ulaşmadığının işaretlerinden biridir.
Dae-Sun on beş yıl hapiste kalmasına ve tablodaki bu söz sürekli gözünün önünde olmasına rağmen hapisten çıktığı ilk an olan çatı sahnesinde adamın hikayesini sonuna kadar dinlemez; kendi hikayesini anlatır ve adam atlatmaya başladığında arkasına bile bakmadan yürüyüp gider. Bu, repliğin "ağlarsan yalnız ağlarsın" kısmının güzel bir göndermedir.
İster kum tanesi olsun ister kaya ikisi de aynı şekilde batar suya
👇🏻
Lee Woo-jin bu sözle şunu kasteder: "Yaptığın şeyin küçük bir dedikodu (kum tanesi) ya da büyük bir suç (kaya) olması sonucu değiştirmez. Her ikisi de suyun dibini boylar." Oh Dae-su için o an yaptığı şey sadece küçük bir boş boğazlıktı ancak bir hayatın kararmasına neden oldu. Film, sebep-sonuç ilişkisinde eylemin büyüklüğüne değil yarattığı etkiye odaklanır.
Bu replik aslında filmin finaline de işaret eder. İster hafızanı sildir (kum tanesi) ister her şeyi kabullen (kaya) o kederden kaçış yoktur. O trajik gerçek(suyun dibi) ve geri döndürülemezlik yaşanmıştır.
Puan:S Tier(8-9)
Selamlar arkadaşlar, Ciddi bir disiplin süreci başlatıyorum. YKS, KPSS, MSÜ veya herhangi bir sınav fark etmeksizin; kendine güvenen, masanın başında gerçekten oturabilecek yol arkadaşları arıyorum. Net konuşalım: Benimle birlikte tempoyu artıracak, birbirini yukarı çekecek kişiler lazım. Grubun amacı motivasyon emojileri…devamıSelamlar arkadaşlar,
Ciddi bir disiplin süreci başlatıyorum. YKS, KPSS, MSÜ veya herhangi bir sınav fark etmeksizin; kendine güvenen, masanın başında gerçekten oturabilecek yol arkadaşları arıyorum.
Net konuşalım:
Benimle birlikte tempoyu artıracak, birbirini yukarı çekecek kişiler lazım.
Grubun amacı motivasyon emojileri paylaşmak değil, odaklanmak.
Vakit öldürecek, boş muhabbetle goygoy yapacak değil; cidden ter dökecek, azimli profillerle ilerlemek istiyorum.
"Benim şakaya vaktim yok, hedefim belli" diyorsan hemen iletişime geç. Kontenjanı kalabalık tutup kaliteyi bozmayacağım, sadece odaklanacak kişileri bekliyorum. 🔥📚
"Başka bir yaşamda başka bir mutlu son biz bunu hak etmiştik" Alıntının bu filme ait olduğunu bilmiyordum. Yıllarca izlemeyi ertelemiştim. Film güzel sonu da etkileyici.
Siyah Lale, Alexandre Dumas’ın okuduğum 2. Romanı ki Monte Cristo Kontu en sevdiğim romanken bunu da bayılarak okudum diyebilirim. Hikâye, Hollanda'da geçer ve merkezinde Cornelius van Baerle vardır. Cornelius’un en büyük tutkusu, imkânsız sayılan siyah laleyi yetiştirmektir. Ancak siyasi olaylar…devamıSiyah Lale, Alexandre Dumas’ın okuduğum 2. Romanı ki Monte Cristo Kontu en sevdiğim romanken bunu da bayılarak okudum diyebilirim.
Hikâye, Hollanda'da geçer ve merkezinde Cornelius van Baerle vardır. Cornelius’un en büyük tutkusu, imkânsız sayılan siyah laleyi yetiştirmektir. Ancak siyasi olaylar ve kıskançlık yüzünden haksız yere suçlanıp hapse atılır. Roman burada sadece bir çiçek yetiştirme hikâyesi olmaktan çıkmış. Cornelius’un özgürlüğünü, hayallerini ve onurunu koruma mücadelesine dönüşüyor. Hapishanede Rosa ile kurduğu bağ da hikâyeye duygusal bir yön katıyor. Rosa, Cornelius’un siyah lale hayalini sürdürmesine yardım eden en önemli kişi oluyor.
Siyah lale burda sadece bir bitki değil aynı zamanda umut, sabır ve emeği temsil ediyor. Gerçekten de çok güzel bir romandı. Kesinlikle tavsiye ederim.
Özlüyoruz! Çocukluğu ve geçmişi. Geçmişin güzel oluşu da garip bir para- doks. Geçerken çok güzel gelmiyor ama geçince güzel olduğunun farkına varıyor ve özlüyoruz
İster şehirli ister köylü, çeşitli toplumlardaki insanlar empati kurma, kibarlık, hatta aşk ve çevreleri tarafından ortaya çıkartılan zorluklarla şaşırtıcı bir şekilde başa çıkabilme yeteneğine sahip olduğu kadar kendi aralarında, diğer toplumlarla ve yaşadıkları çevreyle ilişkilerinde duygusuz biçimde zalimliğe, gereksiz yere…devamıİster şehirli ister köylü, çeşitli toplumlardaki insanlar empati kurma, kibarlık, hatta aşk ve çevreleri tarafından ortaya çıkartılan zorluklarla şaşırtıcı bir şekilde başa çıkabilme yeteneğine sahip olduğu kadar kendi aralarında, diğer toplumlarla ve yaşadıkları çevreyle ilişkilerinde duygusuz biçimde zalimliğe, gereksiz yere sıkıntıya ve büyük ahmaklıklara yol açan inançlarını, değerlerini ve sosyal kurumlarını sürdürme konusunda da bir o kadar yeterlilerdir. İnsanlar daima akıllı değildir. Ayrıca yarattıkları toplumlar ve kültürler de
insan ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde tasarlanmış ideal uyumlu mekanizmalar gibi görünmemektedir.
Hasta Toplumlar, Robert B. Edgerton, sayfa 35