Telefon alarm sesini Mecnun'un zil sesi yapmıştım yani Ferdi Tayfur "fadimenin düğünü" Baya da yüksek seste kalmış, sabah dehşet içinde uyandım sonra bi gülme krizi geldi. Öbürleri de uyanmış oldu neyse 😌
Bir sabah Mevlana ‘ya yol alırken ,adres sormak için girdiğim bir pastane çalışanı önerdi bu kitabı.. ‘Çok kitap okuyan birisine benziyorsunuz,bakın bu kitabı okumadıysanız okuyun ‘dedi.. Fotoğrafını çektim..araya günler aylar girdi..başka bir ülkede başka bir şehire gittiğim tatilde türkçe kitaplar…devamıBir sabah Mevlana ‘ya yol alırken ,adres sormak için girdiğim bir pastane çalışanı önerdi bu kitabı..
‘Çok kitap okuyan birisine benziyorsunuz,bakın bu kitabı okumadıysanız okuyun ‘dedi..
Fotoğrafını çektim..araya günler aylar girdi..başka bir ülkede başka bir şehire gittiğim tatilde türkçe kitaplar satan bir kitapçıda bile aradım bulamadım..Bugün uzakta olan bana uzakların şarkısını fısıldayarak çok uzaklardan geldi bu kitap..Neden bilmiyorum heyecanlıyım..Bu kitapta benden bir parça var ..hissediyorum..
“Rıza, bazen düşünmekle istemek yetmiyor.” Çizimlerinden tut hikayesi, işlenişi, müzikleri, alt metinleri efsane efsane. Her kare o kadar detaylı ki sanki tablodan fırlamış gibi bir havası var. Ergen aşkından çok saf duyguları ancak bu duyguları ifade edememeyi konu alıyor. Zahmetsiz…devamı“Rıza, bazen düşünmekle istemek yetmiyor.”
Çizimlerinden tut hikayesi, işlenişi, müzikleri, alt metinleri efsane efsane. Her kare o kadar detaylı ki sanki tablodan fırlamış gibi bir havası var.
Ergen aşkından çok saf duyguları ancak bu duyguları ifade edememeyi konu alıyor. Zahmetsiz hiçbir şeyin olmadığını ve bu zahmetin de direkt değil de zamanla biçimlendiğini gösteriyor. Miyazaki kaleminden çıkması zaten efsane olması için yeterli benim için.
Pek çok insan gördüm bu hayatta Hepsi birbirinden farklıydı Farklı alışkanlıkları Farklı tarzları Farklı düşünce şekilleri vardı Ama neredeyse hepsinde aynı olan bir şey keşfettim O da umutlarıydı Hepsi farklıydı ama amacı aynıydı Mutlu olmak. O zaman mutluluğun tanımı nedir…devamıPek çok insan gördüm bu hayatta
Hepsi birbirinden farklıydı
Farklı alışkanlıkları
Farklı tarzları
Farklı düşünce şekilleri vardı
Ama neredeyse hepsinde aynı olan bir şey keşfettim
O da umutlarıydı
Hepsi farklıydı ama amacı aynıydı
Mutlu olmak.
O zaman mutluluğun tanımı nedir takılıyor aklıma
Çok sordu bunu aklımda ki şahıs bana
Düşünüyorum da mutluluk çok anlık bir şey bu hayatta
Bir espiriye bile 2. Kez aynı derece gülemezsin mesela
Yerini tutmaz hiç bir deneme 1. Sıraya
O anlıktır ve olmuş bitmiştir geçer anıya
Ne bir daha yaşayabilirsin o mutluluğu aynada
Ne de bulabilirsin onu başka bir yaşantıda
Diyeceğim şu ki mutluluk anlarda gizlidir
Anlık olup hemen bitiverir
Ya bulduğun vakit yaşayacaksın doya doya
Ya da hep 2. Seferi arayacaksın bata çıka...
Spoiler içeriyor
Karakterleri puanlıyorum. Lal: Bir hata kaç kez yapılır? Arkadaşların bile senin icin ne kadar uğraştı hiç akıllanmıyorsun. 3/10 Aktan:Sen ne iğrenç ne şrefsiz bi adamsın. Hareyle her haltı yiyorsun ama Lali erkek sinekten bile kıskanıp olay çıkarıyorsun toksik herifin tekisin.…devamıKarakterleri puanlıyorum.
Lal: Bir hata kaç kez yapılır? Arkadaşların bile senin icin ne kadar uğraştı hiç akıllanmıyorsun. 3/10
Aktan:Sen ne iğrenç ne şrefsiz bi adamsın. Hareyle her haltı yiyorsun ama Lali erkek sinekten bile kıskanıp olay çıkarıyorsun toksik herifin tekisin. –82522525252582/10
Ekin: Sen gerçek bir bacıparatorsun. 100000000/10
Meriç: Queen, dobra, Seda Sayan vibe.
10000000/10
Eşref: GREEN FLAG. Mükemmel bir detaysın. 10000000/10
Hare: Yuva yıkanın yuvası olmaz sinsi şeytan yılan. –8262826262525/10
Barış: Seni nikah günü terk edenler utansın ahın tuttu merak etme.10/10
Yelda: Aktana haddini bildiren who is this diva??? 1000/10
Bir yerlerdeyim biliyorum aklındayım yüreğindeyim biliyorum seninleyim Yürüdüğün yoldayım çizdiğin resimdeyim İzlediğin filmde ağladığın şarkıdayım seni hissettiğim her an bende seninleyim binbir heves büyüttüğüm çocukluğum can kırıkları bata bata yaralarını sardığım Artık seviliyoruz dediğimdeki o mutluluğunu Sana yoldaş verdim canına…devamıBir yerlerdeyim biliyorum aklındayım yüreğindeyim biliyorum seninleyim
Yürüdüğün yoldayım çizdiğin resimdeyim
İzlediğin filmde ağladığın şarkıdayım
seni hissettiğim her an bende seninleyim
binbir heves büyüttüğüm çocukluğum
can kırıkları bata bata yaralarını sardığım
Artık seviliyoruz dediğimdeki o mutluluğunu
Sana yoldaş verdim canına can verdim
Bir gün ölürsem bilmediğin bir yerlerde
Olur da hissedemezsen beni
Bil ki o gün değil çok önceden ölmüştüm çocukluğumu bıraktım sana emanet...
"anladım neden yorgunluk gülümserlik getiriyor insana hayatın bana başat bana avrat oluşunu öğrendim." `:ismet özel` byung-chul han, yorgunluk toplumu`nda yorgunluğu tek bir deneyim olarak değil, iki karşıt kip olarak düşünmeyi önerir. 1. tüketen yorgunluk birincisi, geç kapitalizmin ürettiği performans öznesinin…devamı"anladım neden yorgunluk
gülümserlik getiriyor insana
hayatın bana başat
bana avrat oluşunu öğrendim."
`:ismet özel`
byung-chul han, yorgunluk toplumu`nda yorgunluğu tek bir deneyim olarak değil, iki karşıt kip olarak düşünmeyi önerir.
1. tüketen yorgunluk
birincisi, geç kapitalizmin ürettiği performans öznesinin yorgunluğudur. bu, "pozitif potansiyel"in mutlaklığı içinden doğar. yapabilirsin, daha fazlasını yapabilirsin, kendini aşabilirsin buyruğunun yorgunluğu. burada özne dışarıdan zorlanmaz, kendini zorlar. sonuç, bir şey yapamama halidir. ama bu durma dinlenme değildir. bu, tükenmedir. insan işinden, hedefinden, hatta kendinden yorulur. yorgunluk burada ayırıcıdır. "ben ve yapmam gerekenler" arasına mesafe koyar, dünyayı bir yükler toplamına çevirir. "ben senden/sizden/kendimden yoruldum, der. özne ile nesne ayrımı yaparak. han’ın tarif ettiği depresif, dağılmış, içe çökmüş özne tam da bu pozitiflik fazlalığının ürünüdür.
2. nefes veren yorgunluk
ama han, peter handke üzerinden bir başka yorgunluk biçimini de görünür kılar. bu, "negatif potansiyel"den gelen, durabilen, askıya alabilen, gevşeyebilen bir yorgunluktur. bir şeylere karşı değil, bir şeylerle birlikte yaşanır. nesnelerden değil, birlikte olmaktan doğar. ayırmaz, birleştirir. felç etmez, yavaşlatır. bu yüzden de tüketmez, toparlar.
bunu ilk kez lisedeki bir piknikte çok çıplak biçimde hissettiğimi hatırlıyorum. hepimiz bir şeyin ucundan tutmuş, masa kuruyor, bir şeyler taşıyorduk. bir arkadaşım işi ustaca başkasına yıkıp hiç yorulmadan masaya oturmanın hesabını yapıyordu. bana tuhaf gelmişti. çünkü orada mesele masanın kurulması değildi. birlikte kurmaktı. pikniğin parçası biraz da birlikte dağılmak, birlikte yorulmaktı. kendini yormayarak "kârlı" çıkmıştı ama deneyimin dışına düşmüştü. yorgunluğu paylaşmamak, aslında o anı paylaşmamaktı.
aynı şeyi yıllar önce okuduğum gorki’deki bir sahnede de sezmiştim. `kazana atılan bez parçaları` belki teknik olarak fazlaydı. birinin dediği gibi, herkesin bir şey atmasına gerek yoktu. ama herkesin bir parça atması, yapılan şeyi birinin işi olmaktan çıkarıp ortak bir eyleme çeviriyordu. orada yorgunluk, verimsizlik değil, ait olmanın bedensel karşılığıydı. sonuca değil, birlikte oluşa yazılan bir yorgunluktu bu.
ismet özel’in dizesindeki "gülümserlik getiren" yorgunluğu da böyle tatlı içten bir yorgunluktur.. performans öznesinin çöken yorgunluğu değil. hayata katılmış olmanın, bir şeye ve birilerine değmiş olmanın yorgunluğudur. insanı eksiltmez, gevşetir. sertliğini alır, yalnızlığını değil. dostluk bağı kurar, toplumsallaştırır.
kısacası, han’ın ayırdığı iki yorgunluk şunu söyler: biri pozitif potansiyelin zorbalığından doğar ve insanı yalnızlaştırır, diğeri negatif potansiyelin açtığı boşluktan doğar ve insanı dünyaya geri verir.
Amir khan filmlerinde anlatılmak istenen hikaye her zaman ilgi çekici olmuştur. Gerçekten on numara bir film olmuş. Aamir Khan yine döktürmüş, adamın rolü için girdiği o fiziksel değişim bile ne kadar emek verdiğini kanıtlıyor. Sadece bir güreş filmi değil; babanın…devamıAmir khan filmlerinde anlatılmak istenen hikaye her zaman ilgi çekici olmuştur.
Gerçekten on numara bir film olmuş. Aamir Khan yine döktürmüş, adamın rolü için girdiği o fiziksel değişim bile ne kadar emek verdiğini kanıtlıyor. Sadece bir güreş filmi değil; babanın kızlarına olan güveni, o azim ve vazgeçmeme hikayesi insanı acayip gaza getiriyor.Müzikleri ve o final sahnesindeki heyecanıyla izleyeni içine çekiyor. Hem duygulandırıyor hem de "helal olsun" dedirtiyor. "İmkansız diye bir şey yoktur"u o kadar samimi anlatmışlar ki, bittikten sonra insanın hemen bir şeylere başlayası geliyor. İzlemeyen çok şey kaçırır, tam bir başyapıt!
Spoiler içeriyor
“Kan bağı her şeyi çözmüyor; bazen en derin yaralar en yakınlardan geliyor.” Eylül Erdem, zorlu bir çocukluk geçirmiş, ailesel problemler nedeniyle erken yaşta hayata karşı sertleşmiş bir genç kadındır. Asi, kural tanımayan ve otoriteye karşı gelen bir yapıya sahipken, iç…devamı“Kan bağı her şeyi çözmüyor; bazen en derin yaralar en yakınlardan geliyor.”
Eylül Erdem, zorlu bir çocukluk geçirmiş, ailesel problemler nedeniyle erken yaşta hayata karşı sertleşmiş bir genç kadındır. Asi, kural tanımayan ve otoriteye karşı gelen bir yapıya sahipken, iç dünyasında kırılgan ve duygusal bir kişiliği barındırır.
Bu özellikleri, onun çevresiyle kurduğu ilişkilerde zaman zaman çatışmalara neden olur.
Hayatındaki dönüm noktalarından biri, eğitim hayatına yeniden yön vermesi ve tıp alanında ilerlemeye karar vermesidir.
Disiplinli bir çalışma süreci sonunda başarılı bir doktor olur. Meslek hayatı, onun hem insanlara yardım etmesini sağlar hem de geçmişiyle yüzleşmesinde önemli bir rol oynar.Eylül Erdem'in karakter gelişiminde, hayatına giren insanların etkisi büyüktür.