bugün bir arkadaşımın önerisi üzerine bu filmi izledim. filmi izlerken hem derin düşüncelere dalarak, hemde biraz analiz yaparak izledim. andersin çoğu davranışında, çoğu hissettiği hisler'de kendimi buldum. konu sadece uyuşturucu değildi bence. kaybolmuşluk hissiyle dolu gibiydi. ona doğru düzgün yol…devamıbugün bir arkadaşımın önerisi üzerine bu filmi izledim.
filmi izlerken hem derin düşüncelere dalarak, hemde biraz analiz yaparak izledim.
andersin çoğu davranışında, çoğu hissettiği hisler'de kendimi buldum.
konu sadece uyuşturucu değildi bence. kaybolmuşluk hissiyle dolu gibiydi. ona doğru düzgün yol gösterecek biri de yoktu sanırım. bu yüzden bir şeylere bağlanmak istemiş olabilir yada bu düşüncem yanlıştır, bilmiyorum. fakat genel olarak psikolojik çöküş içerisindeydi. bu bariz bir şekilde anlaşılıyordu.
sonu beklediğim gibi değildi. ama sonra düşündüm ki benim beklentim her filmde olan son gibi olurdu. ama bu filmin sonu gerçekliği yüze çarpıyor gibiydi.
sanırım bu film üçlemeden oluşuyormuş. bu film dışında iki film daha varmış ve bu ikinciymiş galiba. birbirlerinin devamı değiller galiba, yapay zekaya sordum.
filmin evrenini pek sevemedim, rahatsız edici şeyler vardı benim için. ama genel olarak anderseyi anlamaya çalışmak bir nevi kendimi anlamaya çalışmak gibiydi.
konusunu sevdiyseniz izleyebilirsiniz, öneririm.
7/10
“Rules don’t make us, we make the rules.” John Wick evrenine ait ama onun kadar derinleşememiş bir yan hikâye hissi bıraktı. Aksiyon tarafında gerçekten güçlü; dövüşler akıcı, koreografi estetik, hatta bazı sahnelerde John Wick’i aratmıyor diyebilirim. Özellikle hareketlerin dans gibi…devamı“Rules don’t make us, we make the rules.”
John Wick evrenine ait ama onun kadar derinleşememiş bir yan hikâye hissi bıraktı. Aksiyon tarafında gerçekten güçlü; dövüşler akıcı, koreografi estetik, hatta bazı sahnelerde John Wick’i aratmıyor diyebilirim. Özellikle hareketlerin dans gibi akması hoşuma gitti. Ama sanırım mesele sadece nasıl dövüştüğü değil, neden dövüştüğü.
John Wick’te o motivasyonu çok net hissediyorsun. John Wick’in acısı basit ama çok sahici; kayıp duygusu direkt geçiyor. Ballerina’da ise intikam var ama aynı ağırlığı vermiyor. Karakterin geçmişi anlatılıyor ama iç dünyası tam açılmıyor. Bu yüzden aksiyon ne kadar iyi olursa olsun, duygusal bağ bir tık eksik kalıyor.
Bir de bana kalırsa John Wick evreni kendi kurallarını çok net oturtmuştu; o otel sistemi, ritüeller, sessiz anlaşmalar… Ballerina o dünyanın içinde ama o derinliği aynı seviyede hissettiremiyor. Daha çok “iyi çekilmiş bir yan hikâye” gibi duruyor.
Özetle; Ballerina kötü değil, hatta aksiyon olarak gayet iyi. Ama John Wick ile kıyaslayınca ruh tarafında geri kalıyor. Bana göre fark şu; John Wick izlettirmiyor, yaşatıyor. Ballerina ise daha çok izletiyor.
İyi seyirler..
dostoyevski’nin okuduğum ilk kitabıydı (muhtemelen sonuncu🙃) ve bu kadar zor okunacağını hiç düşünmemiştim. kitabı baş ağrısı çekmeden okuyamıyorsunuz, ben kendi zihnimi karmaşık sanırdım da bu kitabı okuduktan sonra fikrim değişti…
Çok şey yaşadım. Kırıldım, sustum, yoruldum… Ama şimdi anlıyorum ki geçmiş sadece bir ders, geleceğim ise benim elimde. İçimde kalan yaralarla değil, içimde kalan umutla yürümeyi seçiyorum. Çünkü her bitiş, yeni bir hikâyenin ilk cümlesidir. Bundan sonra canımı yakanları değil,…devamıÇok şey yaşadım. Kırıldım, sustum, yoruldum… Ama şimdi anlıyorum ki geçmiş sadece bir ders, geleceğim ise benim elimde. İçimde kalan yaralarla değil, içimde kalan umutla yürümeyi seçiyorum. Çünkü her bitiş, yeni bir hikâyenin ilk cümlesidir. Bundan sonra canımı yakanları değil, beni büyütenleri hatırlayacağım. Yeni sayfa, yeni ben, yeni başlangıçlar…
The Girl Next Door… açıkçası ben filmi genel olarak beğendim. Başlarda böyle klasik, rahat izlenen bir gençlik filmi gibi gidiyor. Çok yormuyor, akıp gidiyor. Matthew’un hayatı baya düzenli ve sıkıcı aslında, Danielle (filmdeki komşu kızı) geldikten sonra biraz renkleniyor. İkisi…devamıThe Girl Next Door…
açıkçası ben filmi genel olarak beğendim. Başlarda böyle klasik, rahat izlenen bir gençlik filmi gibi gidiyor. Çok yormuyor, akıp gidiyor.
Matthew’un hayatı baya düzenli ve sıkıcı aslında, Danielle (filmdeki komşu kızı) geldikten sonra biraz renkleniyor. İkisi arasındaki uyum da güzel, izlerken yapay durmuyor. O yüzden film seni içine çekebiliyor.
Ama ortalara doğru olaylar biraz farklı bir yere kayıyor. O kısımlarda benim biraz modum düştü açıkçası. Beklediğim gibi gitmedi, bazı şeyler daha farklı işlenebilirdi diye düşündüm. Sonlara doğru da benzer bir his oldu, tam “iyi gidiyor” derken bir şeyler eksik kalmış gibi hissettirdi.
Yine de genel olarak kötü bir film değil. Eğlenceli, yer yer duygusal ve sıkmadan izleten bir yapım. Çok büyük beklentiyle izlenmezse daha çok keyif alınır.
Gerçekten ne kadar yalnızız ya. Ve işin kötü yanı teknolojinin bu kadar geliştiği bi hayatta yalnızlık çünkü yalnızlıklaştıkça ona yöneliyoruz ve ona yöneldikçe daha da yalnızlaşıyoruz. Onun içinde birbirimizle sohbet edip sosyalleştik sanıyoruz ama baştan sona hepsi sanal saçmalık. Burasıda…devamıGerçekten ne kadar yalnızız ya. Ve işin kötü yanı teknolojinin bu kadar geliştiği bi hayatta yalnızlık çünkü yalnızlıklaştıkça ona yöneliyoruz ve ona yöneldikçe daha da yalnızlaşıyoruz. Onun içinde birbirimizle sohbet edip sosyalleştik sanıyoruz ama baştan sona hepsi sanal saçmalık. Burasıda öyle. Hepimiz yapayalnız olduğumuzu daha az hissetmek için burdayız. Neyse
Filme gelirsem de bence güzel bi filmdi. Asıl sevginin bir tene değil bir ruha yöneltilebileceği gösterilmiş. Film çok fazla şey düşündürdü aslında bana ama günlüğüme devam edicem sonrasını.