kitabın ilk yarısına kadar kara mizah hoşuma gitse de diğer yarısında anlamadığım bir dile geçildi resmen. Ailenin o en başındaki karamsarlık ve hayattan zevk almama durumunun belli bir noktadan sonra Alan sayesinde tam tersine dönmesi fikri güzeldi. Ama bu daha…devamıkitabın ilk yarısına kadar kara mizah hoşuma gitse de diğer yarısında anlamadığım bir dile geçildi resmen. Ailenin o en başındaki karamsarlık ve hayattan zevk almama durumunun belli bir noktadan sonra Alan sayesinde tam tersine dönmesi fikri güzeldi. Ama bu daha anlaşılır bir dille ya da stille yapılabilirdi diye düşünüyorum. Açıkçası bu tarz dil kullanılınca kendimi anlama özürlüsü gibi hissediyorumsjdjjdk çevremdeki övgülerin aksine kitaba bayılmadım kısacası.
En Sevdiğim Dizileri Paylaşıyorum! "İnsanlar özgür iradeleri olduğunu sanıyor ama aslında bir sistemin içinde, bir labirentte sıkışmış durumdalar. ... İnsanlar bunun mutlu bir oyun olduğunu düşünüyor. Lanet olsun, bu bir kabus ve en kötüsü de gerçek olması." — Colin Ritman,…devamıEn Sevdiğim Dizileri Paylaşıyorum!
"İnsanlar özgür iradeleri olduğunu sanıyor ama aslında bir sistemin içinde, bir labirentte sıkışmış durumdalar. ... İnsanlar bunun mutlu bir oyun olduğunu düşünüyor. Lanet olsun, bu bir kabus ve en kötüsü de gerçek olması." — Colin Ritman, Bandersnatch
Bende bir çok kişi gibi Candan Erçetin’in o güzel “yalan” şarkısını fonda duyduğumda filmi izlemeye karar verdim, genel olarak beğendim, bir yerlerde böyle zor hayatların olduğunu bilerek izlemek insanın vicdani yönünü ortaya çıkarıyor, ister istemez bir erkek olarak onunla dertleniyorsun..…devamıBende bir çok kişi gibi Candan Erçetin’in o güzel “yalan” şarkısını fonda duyduğumda filmi izlemeye karar verdim, genel olarak beğendim, bir yerlerde böyle zor hayatların olduğunu bilerek izlemek insanın vicdani yönünü ortaya çıkarıyor, ister istemez bir erkek olarak onunla dertleniyorsun.. güzel film.
Yaşam , yaşamak , hayat adı ne olursa olsun bazıları için görmesek de duymasak da çok çok zordur. Bu da olmaz denilen şeylerin de olabilir olduğunu gösteren bir kitaptı , hüzün dolu , üzücüydü.
Nasıl bırakıp bizi gitti günler, geceler? Nerede önümüzdeki uzun uzun seneler? Bu hazin, bu ezik duruş, kabul ediş neden? Bu hayal kim, kim bu resimler? Yıllar, yıllar Saçıma gümüş teller Elime solan güller Yüzüme derin izler çizdiniz Yıllar, yıllar Niye…devamıNasıl bırakıp bizi gitti günler, geceler?
Nerede önümüzdeki uzun uzun seneler?
Bu hazin, bu ezik duruş, kabul ediş neden?
Bu hayal kim, kim bu resimler?
Yıllar, yıllar
Saçıma gümüş teller
Elime solan güller
Yüzüme derin izler çizdiniz
Yıllar, yıllar
Niye batıyor günler?
Hani nerede dünler?
Ya siz nerede bittiniz?
İngiliz edebiyatından eserler okumayı sevenler burada mı? #kitapkonusu Jane küçük yaşta öksüz kalmış bir kız çocuğudur. Annesinin ve babasının ölümünden sonra dayısıyla birlikte yaşamaya başlar. Ne yazık ki dayısı bir süre sonra ölür. Dayısının vasiyeti üzerine Jane’e yengesi bakmaya başlar.…devamıİngiliz edebiyatından eserler okumayı sevenler burada mı?
#kitapkonusu
Jane küçük yaşta öksüz kalmış bir kız çocuğudur. Annesinin ve babasının ölümünden sonra dayısıyla birlikte yaşamaya başlar. Ne yazık ki dayısı bir süre sonra ölür. Dayısının vasiyeti üzerine Jane’e yengesi bakmaya başlar. Jane için zor günler başlamıştır… Ne yapsa teyzesine ve kuzenlerine yaranamaz. Jane’den kurtulmak isteyen yengesi, Jane’i yatılı okula gönderir.
Bu okulda 6 yıl öğrenci, 2 yıl öğretmen olarak kalan Jane bir malikanede mürebbiye olarak iş bulur. Malikanenin sahibi Edward Rochester’ın manevi kızı Adela’ya, ders vermeye başlar. Malikaneye alışmış olan Jane, günler geçtikçe evin gizemli efendisi Mr. Rochester’a aşık olur. Bununla da kalmaz. Malikane de büyük bir sır vardır ve bu sırrı sadece Jane bilmemektedir.
Acaba bu sır nedir? Jane bütün gerçekleri öğrendiğinde hayal bile edemeyeceği zorluklar onu beklemektedir. Peki, Jane bu gerçeği öğrendikten sonra neler yapacak? Aşkından vazgeçecek mi?
#kitapyorumu
Çok merak ettiğim bir kitaptı. Sonunda okuyabildim. İyi ki okumuşum. Uzun olmasına rağmen akıcı ilerledi. Jane ve Mr. Rochester’ın hikayesi çok güzel işlenmiş. Mr. Rochester pek çok badire atlatmış biri. Günahkar olduğunu düşünürken karşısına Jane çıkıyor. Jane’in temiz ruhunu, diğer insanlardan farklı olduğunu gören Mr. Rochester, Jane’in; yaralarını iyileştirebileceğini düşünüyor. Böylece ona bağlanmaya başlıyor. Tabii bu zaman zarfında Jane’de Mr. Rochester’a aşık olmaya başlıyor ve olanlar oluyor…
Jane malikanede bir şeylerin ters gittiğini fark ediyor ama bu tersliğin ne olduğunu bulamıyor. Aynı şey benim için de geçerli. Bu tersliğin sır açıklanasıya kadar ne olduğunu bulamadım.
Sır açıklandıktan sonra roman çok farklı bir yere çekiliyor. Jane yeni tanıştığı kişilerle ilgili bir bilgi öğreniyor ve bu bilgi hayatını değiştiriyor.
Jane sırrı öğrendikten sonra Mr. Rochester’a olanlara çok üzüldüm. Ama böyle olmasaydı kitabın sonu o kadar çarpıcı olamazdı diye düşünüyorum. Böyle olması kitaba güzel bir hüzün kattı.
En sevdiğiniz İngiliz edebiyatı eseri hangisi?
Spoiler içeriyor
Yalan Bahçesinde Bir Gül / Tess'e Son Bakış Benim için bir kitabın satırlarında başlayıp, bir filmin karelerinde tamamlanan bir yolculuk oldu.. Thomas Hardy'nin kaleminden dökülen Tess, yalnızca bir karakter değil, zamanın, kaderin ve insan ruhunun sessiz bir çığlığıydı. Ben bu…devamıYalan Bahçesinde Bir Gül / Tess'e Son Bakış
Benim için bir kitabın satırlarında başlayıp, bir filmin karelerinde tamamlanan bir yolculuk oldu..
Thomas Hardy'nin kaleminden dökülen Tess, yalnızca bir karakter değil, zamanın, kaderin ve insan ruhunun sessiz bir çığlığıydı. Ben bu hikâyeye sadece bir okuyucu gibi değil, bir tanık gibi eşlik ettim. Her sayfası içime işledi; sonra da filmini de izlemek istedim. Filmi izlerken sayfalar gözümün önünde canlandı diyebilirim. Bazen bir bakış, bazen bir cümle kitaptan alınmıştı, kelimesi kelimesine. Ama yine de eksikti, çünkü nerdeyse 600 küsür sayfalık bir kitabı üç saate sığdırmak mümkün değil. Ama ruhunu yansıtmıştı.. Filmde kitaptan bire bir alıntılar görünce çok mutlu oldum. Tanıdık duygulardı çünkü.. :)
Filmde duyduğum her cümlede, okuduğum satırların gölgesi vardı. O taşra evleri, sisli yollar, suskun bakışlar... Hepsi tanıdıktı. Sanki kitabın arasında gezinirken, dönemin içindeymişim gibi hissettim. Her sahne beni yeniden sayfalara götürdü..
Kitabı okurken Tess'e çok güldüm hatta kendimce alay bile ettim; susmaları, tepkileri bana garip gelmişti. Ama filmi izlerken... gerçekten hiç beklemediğim şekilde duygulandım. Aynı hikâyeyi bu kez kalbimle dinledim sanki. Ve galiba az da olsa Tess'i anlamaya çalıştım sjsjjsjs ama başaramadım sjsjsjs
Spoiler içeriyor
NOT: Bu yazı, kitabı sadece okuyup bitirmeyen, onu içselleştiren bir okurun gözünden yazılmıştır.. Kitabı ilk elime aldığımda kalınlığıyla biraz gözümü korkuttu. Sayfaları çevirdikçe özellikle uzun doğa tasvirlerinden sıkıldım. Ama sonra fark ettim ki bu aşırı betimlemelerin ardında çok daha karanlık,…devamıNOT: Bu yazı, kitabı sadece okuyup bitirmeyen, onu içselleştiren bir okurun gözünden yazılmıştır..
Kitabı ilk elime aldığımda kalınlığıyla biraz gözümü korkuttu. Sayfaları çevirdikçe özellikle uzun doğa tasvirlerinden sıkıldım. Ama sonra fark ettim ki bu aşırı betimlemelerin ardında çok daha karanlık, çok daha gerçek bir hikâye yatıyor: Bir kadının çırpındıkça daha da yalnızlaştığı bir dünya..
Tess'in hikâyesi sadece bir aşk ya da kader hikâyesi değil. Bence bu kitap, toplumun kadına biçtiği bütün çarpık rollerin bir temsili. Tess ne yaparsa yapsın, her şey onun suçuymuş gibi gösteriliyor. Halbuki Alec tarafından açıkça istismara uğrayan Tess'in yaptığı tek şey, sessiz kalmak.. Alec tarafından kendi arzusu olmadan yaşadığı bir şey nedeniyle hayatı boyunca toplum tarafından en kötüsü de sevdiğini sandığı adam tarafından yargılanıp cezalandırılmak..
İşin acı tarafı, Angel'ın geçmişte bir kadınla ilişkisi olduğunu biliyoruz. Ama onu hiç kimse sorgulamıyor. Angel kendi geçmişini "insani bir hata" olarak görüyor ama Tess'in yaşadıklarını "ahlaki bir çöküş" olarak yargılıyor. Daha da kötüsü bunu sadece Angel değil bir toplum benimsiyor!
Yani burada yalnızca erkeklerin kadınlar üzerindeki tahakkümünü değil, onların ahlaki ikiyüzlülüğünü de görüyoruz. Bu durum bana çok saçma geldi: Aynı suçu işleyen iki insandan biri "erkek" olduğu için masum, diğeri "kadın" olduğu için günahkâr sayılıyor. Bunu kabul etmek çok zor. Ve ne yazık ki hâlâ geçerli olan bir adaletsizlik bu..!
Bir de Tess'in ailesi var... Özellikle annesi! Ben gerçekten Tess'in annesinden nefret ettim. Kusura bakmasın kimse ama hangi anne kızını bile bile kötü bir yola iter? Açgözlülükle hareket eden bir kadın olarak gördüm onu. Bütün bu "soylu soy, zengin damat bulma hevesi, kızımızı iyi bir evliliğe sokalım" çabası, Tess'in başına ne geldiyse bunlardan dolayı geldi. Baba ise zaten umursamazın teki. Anne deli gibi bir hırsla hayal kuruyor, çocukları da umursamıyor. Sonuç olarak Tess, kardeşlerinin yükünü sırtlanmak zorunda hissediyor..
Ve böyle bir ortamda bir genç kız ne yapabilir ki? Ailesi tarafından korunmamış, sevdiği adam tarafından terk edilmiş, toplum tarafından dışlanmış biri olarak kendi başının çaresine bakmaya çalışıyor. Bu kitap bana şunu düşündürdü:
"Herkes anne baba olmamalı." Çünkü sadece çocuk doğurmakla anne-baba olunmuyor. Kendi hayatını kuramamış, kendine yön verememiş insanların çocuklarından "iyi bir hayat" beklentisi içinde olması acımasızlık. Özellikle de kız çocuklarından...
Tess karakteri çok sönük gibi görünse de aslında içten içe sessiz bir isyanı var. Onun gücü, sessizliğinde saklı. Sürekli fedakârlık yapıyor ama karşılık bulamıyor. Kadınlardan hep sabır, anlayış, suskunluk bekleniyor. Erkekler içinse her şey mübah. Kadın hayatının kırılma noktalarını sessizce taşıyor; erkeklerse bu kırılmalara neden olup sonra yollarına devam ediyor.
Sonuç olarak Tess, toplumun kadınlara biçtiği rollerin trajik bir özeti gibi..
Kadın fedakâr olacak, kadın affedilmeyecek, kadın susturulacak, kadın sonsuza kadar kendini terkeden adamın yollarını bekleyecek! Gerçekten kitabı okurken sanki Tess'e değil de tüm kadınlara haksızlık edilmiş gibi hissettim..
Hardy'nin kalemiyle anlatılsa da, bu hikâyede birçok kadının sesi var.
Ve ben bu kitabı okuduktan sonra şunu çok net anladım:
Kadınlar hâlâ affedilmeden yargılanıyor, hâlâ masumiyetlerini kanıtlamaya çalışıyorlar. Ve bu bence sadece Tess'in hikâyesi değil; bizden pek çok kadının hâlâ yaşadığı gerçek.
Bir kadının değeri ne ailesine, ne soyuna, ne de bir erkeğe bağlıdır. Kadınlar sadece var oldukları için değerlidir. Ve artık yalnızca masum olduklarını ispatlamaya çalışmak zorunda değiller.. Ve eğer illaki de bir ispat gerekiyorsa bunun kısasa kısas olmasını diliyorum...
Tavsiye: Kitabın kalınlığı gözünüzü korkutuyorsa ya da çok fazla zamanınız yoksa 3 saatlik filmi de mevcut, dilerseniz filmini de izleyebilirsiniz fakat kitabı filmine göre daha derin bir içeriğe sahip. Filminde kitapta anlatılan bazı olaylar es geçiliyor fakat çok da farklı değil.. Bilginize.. :)
“Küstürmeyin insanları hayata. Sonra her şeyden vazgeçiyorlar. Yaşamaktan, güzel olan her şeyden. Bir odada yalnızlığı; bir dağ başında kalmayı, bir adada mahsur kalmayı, nerede bir yalnızlık varsa onu istiyorlar. Küstürmeyin işte bazı insanları...” | Nazım Hikmet RAN |