"Baban başkalarına sert davranırdı. annen ise başkalarının acılarını paylaşırdı. Günün birinde sana kalan o sertliği kendine yönelttin. Baban gibi çektiren de annen gibi çeken de sen oldun."
Avrupa sinemasındaki imdb puanlarını biraz abartılı bulduğumdandır ki filmi açarken pek de fazla beklentim yoktu.Sıradan bir savaş filmi izleyeceğimi sanıyordum.Bir kere olay savaşın kanlı ve çetin atmosferinde geçse bile ana fikir bundan ibaret değil.Sıradan savaştan kaçan bir asker şans eseri…devamıAvrupa sinemasındaki imdb puanlarını biraz abartılı bulduğumdandır ki filmi açarken pek de fazla beklentim yoktu.Sıradan bir savaş filmi izleyeceğimi sanıyordum.Bir kere olay savaşın kanlı ve çetin atmosferinde geçse bile ana fikir bundan ibaret değil.Sıradan savaştan kaçan bir asker şans eseri bir yüzbaşı forması buluyor sonra da onu giyerek bir nazi yüzbaşısı gibi davranıyor.Kanun yok, hukuk yok, safi güç sarhoşluğu…Sonuç olarak ana fikir kontrolsüz güç güç değildir :)
Siyah beyaz olması farklı geldi konu da ilginç ilerliyor savaş filmlerini sevenler için alternatif olabilir.Bir kaç +18 görüntü içerir uyarayım.Beklentimin üstünde diyebilirim 6.5 /10
Her sahnesinde farklı bir duygu yeşerten müthiş yoğun bir filmdi. Filmde baba figürü sürekli “yok”. Fiziksel olarak yok,dayanak olarak yok,oğlunun ölümünde yok. Bu da Hamlet oyunundaki kaybolmuş baba figürüyle(hayalet),eksiklik,yetememezlik hisleriyle paralel işlenmiş.Yani gerçekte Shakespeare oğlunu kaybetmişken “Hamnet”’te Hamlet babasını kaybeder.…devamıHer sahnesinde farklı bir duygu yeşerten müthiş yoğun bir filmdi. Filmde baba figürü sürekli “yok”. Fiziksel olarak yok,dayanak olarak yok,oğlunun ölümünde yok. Bu da Hamlet oyunundaki kaybolmuş baba figürüyle(hayalet),eksiklik,yetememezlik hisleriyle paralel işlenmiş.Yani gerçekte Shakespeare oğlunu kaybetmişken “Hamnet”’te Hamlet babasını kaybeder.
Filmde özellikle dikkatimi çeken işleyişlerden bir tanesi Judith ve Hamnet’in arasındaki bağ. Bazı sahnelerde Judith ve Hamnet’in hareketleri paralel işlenmiş. Bu, ikizler arasındaki görünmez,güçlü ve içten bağı temsil ediyor
Ölüm sahnesine doğru ise bu paralel sahneler azalıyor ve iki ayrı birey olarak işleniyor.Bu ise birinin ölümüyle bu bağın tabiri caizse dümensiz kalmasını,kopmasını anlatıyor.
Agnes yasını alışagelmiş sekliyle bedensel ve doğrudan yaşarken,Shakespeare yasını çoğunluğun belki de absürt bulacağı şekilde dolaylı ve zihinsel yaşıyor. Bu yüzden Hamlet, yalnızca bir sanat hikâyesi değil; aynı zamanda bir babanın yasını işleme biçimi.
"Bir kez kendini bulmuş olan kişinin bu yeryüzünde yitirecek bir şeyi yoktur artık. Ve bir kez kendi içindeki insanı anlamış olan bütün insanları anlar."
Bu filmin çevirisi yapacağım. Isao Yamada'nın bütün filmlerini çevirmeyi düşünüyorum. Ne kadar sürer koleksiyonu tamamlamam bilmiyorum ama yapacağım. Flamme (1989) filmini çevirmiştim, çeviriyi japan-fans, telegram grubumuz ve youtube kanalımdan (jojomo_jp adım) bulabilirsiniz. Raf sadece ımdb aldığı için ekletemedim ama film…devamıBu filmin çevirisi yapacağım. Isao Yamada'nın bütün filmlerini çevirmeyi düşünüyorum. Ne kadar sürer koleksiyonu tamamlamam bilmiyorum ama yapacağım. Flamme (1989) filmini çevirmiştim, çeviriyi japan-fans, telegram grubumuz ve youtube kanalımdan (jojomo_jp adım) bulabilirsiniz. Raf sadece ımdb aldığı için ekletemedim ama film Letterboxd'a var. Yönetmen genelde kısa filmler çekmiş. Ayrıca Jun Miyazaki, Takashi Ito, Jun Kurosawa adlı yönetmenlerin de filmlerini çevirmeyi düşünüyorum. Raf'a ekletebildiklerimi çeviri yaptıkça paylaşırım izlemek isteyen bakar.
Bu nedir abi ya Kim yaziyor bu filmleri Ferihuddin abi mi? Gaspar kardeşim sen nasıl bir travmanın ürünüsün. Film o kadar weird asf ki. Sonunda zaten klasik bir ne oldum değil ne olacağım sahneleri. Tamam movies after disaster konusunu seviyorsun…devamıBu nedir abi ya
Kim yaziyor bu filmleri Ferihuddin abi mi?
Gaspar kardeşim sen nasıl bir travmanın ürünüsün. Film o kadar weird asf ki. Sonunda zaten klasik bir ne oldum değil ne olacağım sahneleri. Tamam movies after disaster konusunu seviyorsun abi de sal artık şu tarzı.
Çekti mi konusu çekti , başarılı mı tartışılır ancak farklı bir konuyu farklı bir gözle izledik. İzlenebilir ama büyük beklentiler içerisine girilmeden. Giriş dansı çok hoşuma gitti ve o ikonik müzik 🤌🏻
"Seviliyorsun Louis. Sana sevgimi yolluyorum, sen de bana yolluyorsun. Ve böylece bu döngüde kapısından gördüğümüz o yuvanın... Beni de en az senin kadar korkuttuğunu bilmeni istiyorum. Yoldaşım ol Louis. Olabileceğin bütün o güzel şeyleri ol, ve özür dilemeden ol. Bütün…devamı"Seviliyorsun Louis. Sana sevgimi yolluyorum, sen de bana yolluyorsun. Ve böylece bu döngüde kapısından gördüğümüz o yuvanın... Beni de en az senin kadar korkuttuğunu bilmeni istiyorum. Yoldaşım ol Louis. Olabileceğin bütün o güzel şeyleri ol, ve özür dilemeden ol. Bütün sonsuzluk boyunca ol...."
Kesinlikle izlediğim en iyi dizilerden biriydi. Bir aşkın yıkıcılığını ve bencilliğini, insanı nasıl hasta edebileceğini en çok gördüğümüz serilerdendi. Sevgi iyileştirici değildir, bunu her zaman söylerim. Eğer yıkıcı değilse, içten içe kanatmıyorsa bu sadece tatlı bir uyku gibidir. Dizide de Lestat ve Louis’in aslında tatlı bir uykuyla başlayıp yavaş yavaş kabusa uyandıklarını görüyoruz.
Lestat sevgisini bir o kadar naif bir dille anlatsa da bağımlılığını, takıntısını, duygularını bir o kadar da şiddetle gösteriyordu. Onun kişiliğinde aşkın sadece bir his değil, bir yaşam amacı, bağımlılık olduğunu görüyoruz. Yani cidden onu bir güle benzetebiliriz. Yumuşak yaprakları olduğu kadar keskin dikenleri var. Sevdiği şeyi kaybetmektense onu mahvetmeyi tercih ediyor. Ama onu buna sürükleyen şey ise tek kalma korkusu. Hayatı boyunca tek kalmaktan korkmuş bir kişilikti.
Louis ise daha isyankar bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Onun aşkı daha “fedakar” diyebiliriz. Lestat için aslında birçok şeyi görmezden geliyor ve devam etmeye çalışıyor, istediği bu olmasa dahi. Yine de ondaki kurban psikolojisini fark etmemek elde değil, kendi yarattığı olayların sonuçlarında dahi kendini kurban olarak gösterebiliyor. Ama bana göre Louis’in en önemli özelliklerinden biri bir şeye bağlanma ihtiyacı. Bu geçmiş dönemlerde ailesi, sonraki bölümlerde Lestat ve giderek Claudia olarak değişiyor. Kendi duygularını adayabileceği ve kabul edilebileceği bir şeye ihtiyaç duyuyor sürekli. Bunu da “for the first time in my life, i was seen” sözleriyle görebiliyoruz.
"Sadece şunu bil mon cher, sen kendimden öte sevdiğim… ve güvendiğim tek kişisin... Bütün aşkım sana ait, sen onun koruyucususun. Artık aramızdaki bağı sonsuza dek bir perde ayırıyor. Ama bu ince bir perde... ve ben, her zaman öbür tarafındayım. Yüzüm özlemine yaslanmış…”