Amazon Prime üyeliği alınca ne izleyelim diye bakarken şans verelim dedik. Çok zor bitirdik gerçekten. Müzikal ve tiyatral bir yapısı var, konu ilgi çekici gibi olsa da işleyiş çok ama çok sıkıcıydı. Zaten ilk yorum da benden gelmiş belli ki…devamıAmazon Prime üyeliği alınca ne izleyelim diye bakarken şans verelim dedik. Çok zor bitirdik gerçekten. Müzikal ve tiyatral bir yapısı var, konu ilgi çekici gibi olsa da işleyiş çok ama çok sıkıcıydı. Zaten ilk yorum da benden gelmiş belli ki kimsenin ilgisini çekmemiş
Birkaç gün önce Atv’de “Tv’de İlk” başlığı ile yayınlanınca izledim. Filmin bu kadar güzel olacağını açıkçası beklemiyordum ama biyografi filmleri neticede yaşanmışlıklardan izler taşıdığı için her zaman sonuna kadar kendini izletmeyi başarıyor. Göğebakan’ın hayatının tam olarak yansıtılamamış eleştirileri olan bir…devamıBirkaç gün önce Atv’de “Tv’de İlk” başlığı ile yayınlanınca izledim. Filmin bu kadar güzel olacağını açıkçası beklemiyordum ama biyografi filmleri neticede yaşanmışlıklardan izler taşıdığı için her zaman sonuna kadar kendini izletmeyi başarıyor.
Göğebakan’ın hayatının tam olarak yansıtılamamış eleştirileri olan bir yapım. Burak Sevinç birebir canlandırmış, yok böyle bir oyunculuk. Hatta filmdeki şarkıları da bizzat seslendirmiş, sesi de harikaymış, helal olsun. Murat Göğebakan’ın oğlu ile hastanedeki konuşma sahnesinde çok duygulandım ve dayanamadım ağladım. Kimse yaşattığını yasamadan ölmez demişler. Murat Göğebakan’ın eşi Gül’e reva gördüğünü, ikinci karısı Selma da Murat Göğebakan’a reva gördü.
Yüzüne karşı ne söylense "eyyvallah" cevabı alınacağı önceden bilinen enteresan bir adamın dramı var karşımızda, yazdığı söylediği onlarca harika şarkıyı hatıra olarak bırakan bir adam.. Kesinlikle bir şansı verilmeyi hak ediyor.
Güney Kore’de oldukça yaygın olan lise zorbalığı hakkında yapılmış dizi. Hoş kızın başına gelenlere zorbalık demek hafif kalır. İşkence demek daha doğru olur. Netflix'in Kore malı “ufak tefek cinayetler” dizisi de diyebiliriz zira konusu ya da işlenişi aynı olmasa da…devamıGüney Kore’de oldukça yaygın olan lise zorbalığı hakkında yapılmış dizi. Hoş kızın başına gelenlere zorbalık demek hafif kalır. İşkence demek daha doğru olur. Netflix'in Kore malı “ufak tefek cinayetler” dizisi de diyebiliriz zira konusu ya da işlenişi aynı olmasa da vibe olarak ufak tefek cinayetleri anımsattı bana. Lise dönemi hesaplaşmalar, mağdur kızın yıllar sonra ortaya çıkması, karşısında onun canını yakmış bir ekip (buradaki fiziksel), elebaşı bir kadın, kadının kocası falan derken sanki benzer bir seyrin içindeymişim gibi hissettim.
Başroldeki kadın oyuncu “Moon Dong Eun” ile erkek başrol olan doktor “Joo Yeo-jeong” arasındaki yaş farkı yüzünden ne yaparlarsa yapsınlar abla kardeş gibi durduklarından aradaki aşkı seyirciye hissettirilememiş gibi geldi bana.
16 bölümlük ilk sezonda her bölüm ortalama 1 saat sürüyor, bence 10-12 bölümde anlatılabilecek olayları biraz uzatmışlar, bu da zaman zaman insanı sıkıyor. Eğer intikam hikayelerini seviyorsanız bu diziye bir şans verin derim.
Bir Zamanlar Anadolu 4 yıldır izleme listemde olan bir filmdi, uzun süresi sebebiyle hep erteliyordum, sonunda izledim. Film, bozkırın ortasında gömülü bir cesedin peşindeki insanların hikâyesini anlatırken, işlenen cinayetten ziyade cinayeti araştıranların ruhlarındaki karanlığa ışık tutuyor. Gündelik yaşamın her yanına…devamıBir Zamanlar Anadolu 4 yıldır izleme listemde olan bir filmdi, uzun süresi sebebiyle hep erteliyordum, sonunda izledim. Film, bozkırın ortasında gömülü bir cesedin peşindeki insanların hikâyesini anlatırken, işlenen cinayetten ziyade cinayeti araştıranların ruhlarındaki karanlığa ışık tutuyor.
Gündelik yaşamın her yanına sirayet etmiş bir iktidar hiyerarşisi, bir ezme-ezilme yarışı var adeta filmde. Komiser Naci altında çalışan memurlar ve katil zanlısı karşısında muktedir, telefonda onu azarlayan karısı ve savcı karşısında ise kifayetsiz. Savcı neredeyse herkesin üzerinde muktedir. Ortada mücadele edecek gerçek bir iktidar alanı olmadığından, bulunan her alanda top çevrilen iktidar oyunu da elbette çıkar ilişkileri tarafından belirleniyor. Çünkü, polisin reçete yazdırmak için eli doktora muhtaç; muhtarın bir ‘mezarlık ihalesi’ durumu var, otopsi teknisyeninin yeni otopsi aletlerine ihtiyacı var, ikisi de savcının eline bakıyor.
Gördüklerimiz daha çok araba içlerindeki sohbetlerde, birilerinin yüzüne karşı ve hemen akabinde arkasından edilen laflarda, küçük düşürmelerde, yapılan tuhaf şakalarda, insanların birbirleriyle kurdukları ilişkilerde gizli.
Bir de neredeyse tamamen sessiz olanlar, sesi çıkmayanlar var. Katil zanlıları Kenan ve Ramazan, maktulün karısı Gülnaz ve oğlu Adem ve hatta maktul Yaşar. Onlar topyekûn bu dünyanın en alt tabakasındakiler, bir mevki sahibi olmayanlar. Bir de, bütün bunların arasında her şeye biraz uzak duruyor gibi görünen Doktor Cemal var.
Nuri Bilge Ceylan’ın filmleri söylendiği gibidir; yavaştır, sekanslar durgundur, oyuncular düşünceli, sahne kasvetlidir… Depresiftir hatta biraz… Eh nihayetinde söylemekte bir sakınca görmüyorum ‘anlaşılması zordur’… Yani olması gerektiği gibidir, hayat gibidir Nuri Bilge Ceylan sineması… Bir Zamanlar Anadolu’da tam olması gerektiği gibi, Filmde bütün bir gece boyunca bozkırın kör karanlık yollarında bir çeşmeden diğerine yapılan yolculuk, film niyetini yavaş yavaş açık etmeye başladığı andan itibaren giderek daha da metaforik bir hale bürünüyor.
Son dönemlerde izlediğim en güzel filmlerden biriydi, eski bir yapım ama adını çok duymuştum bugüne kısmetmiş. Konya’nın Hüyük ilçesi Çavuş köyünde çekilmiş film. Yönetmen Atalay Taşdiken de Beyşehir doğumluymuş. Köy yaşantısını yüzde yüz saf haliyle yansıtmışlar. Yokluk, en çok çocukken…devamıSon dönemlerde izlediğim en güzel filmlerden biriydi, eski bir yapım ama adını çok duymuştum bugüne kısmetmiş. Konya’nın Hüyük ilçesi Çavuş köyünde çekilmiş film. Yönetmen Atalay Taşdiken de Beyşehir doğumluymuş. Köy yaşantısını yüzde yüz saf haliyle yansıtmışlar.
Yokluk, en çok çocukken mi bu kadar zor acaba? En çok çocukken mi bu kadar büyük boşluklar açıyor da, kapanmasına bir ömür yetmiyor sonra? En çok çocukken mi hissettiriyor varlığını, tam da elde avuçta çocukluktan başka hiçbir şey yokken?
Anneleri ölmüş, babaları başka bir kadınla evlenmiş ve çocuklarına yüz çevirmiş iki küçük kardeşin yarı felçli dedeleriyle beraber hayata tutunma çabalarını konu ediniyor film. Ahmet kardeşi Ayşe’nin sorumluluğunu üstüne almış, kendi önceliklerini ve korkularını bir kenara bırakmış, bir yandan da dedesine bakıyor; evin yemeklerini yapıp bulaşıklarını yıkıyor. Çaresizlik, terk edilmişlikle ilerleyip hüzünlendiğiniz filmin beni en çok üzen durumu ise filmin gerçek bir hikâye olması. insanın aklına ister istemez Zarifoğlu’nun “ne çok acı var” demesi geliyor.
Filmin başlangıçta genel havası höykürerek ağlayacağımı düşündürttü ama öyle olmadı. Çünkü abartılmış bir dram yoktu, hayatın gerçekleri vardı. İzledikçe içim ezildi; kırıldım. Dedenin çaresizliği, o abinin minicik haliyle Ayşe’nin her şeyi olması, Ayşeciğin saçları kesilirken ayaklarına düştüğü sahne.
Küçük, sade ama samimi bir hikâye. Üzerine yüklenen sorumluluğu elinden geldiğince üstlenmeye çalışan Ahmet ve hayata saf bir çocuk bakışıyla bakıp hala babasından medet uman Ayşe’nin “abi” diye biten tatlı cümlelerden oluşan konuşmalarıyla sempatikliğini de esirgemeyen Kız Kardeşim Mommu’yu es geçmeyin, mutlaka izleyin
Not: Filmi ilk 09 Eylül 2010'da izlemişim. 14 yıl sonra aynı keyifle yine izledim...
Film insanların girip çıkmak istemeyeceği, belalı, tehlikeli alanlarda işleniyor. Çekimde kullanılan mekanlar genelde kenar köşe diye tabir ettiğimiz yerler. Bundan dolayı konu dahilinde oluşan karakter çerçevesi entelektüel birikimi olmayan, işleri kara düzende çözmeye çalışan, kendi kanunları olan kişiler ki zaten…devamıFilm insanların girip çıkmak istemeyeceği, belalı, tehlikeli alanlarda işleniyor. Çekimde kullanılan mekanlar genelde kenar köşe diye tabir ettiğimiz yerler. Bundan dolayı konu dahilinde oluşan karakter çerçevesi entelektüel birikimi olmayan, işleri kara düzende çözmeye çalışan, kendi kanunları olan kişiler ki zaten gerçek oyunculardan oluşan bir kasta da sahip değil.
Konusu itibariyle ülkemizde hali hazırda devam eden hassas noktalara değiniyor. Yönetmen koltuğunda Sıfır Bir’in dizi versiyonunda da oturmuş, Kadri Beran Taşkın'ı görüyoruz. Kendisinin filmde ortalama bir iş çıkardığını düşünüyorum. Bunun sebebi, sahne geçişlerinin çok hızlı olması, çekim açılarının yer yer senaryoyu yansıtmaması. Her ne kadar yapımında, senaryosunda ve oyunculuklarda problemler var gibi gözükse de gayet izlenebilir bir yapıya sahip. Bu yüzden ön yargıyla yaklaşmadan gidip bir göz atmanızı öneririm. Fakat film içerisinde olay örgüsü çok zayıf olduğundan dolayı filmi sürükleyici hale getiren tek şey sahnelerin hareketliliği. Bunu dikkate almanızı öneririm.
İnsan ismine aldanıp filmin sonuna kadar mistik birşeyler bekliyor ama film boyunca saçmalıklar devam ediyor. Nasıl bir maddeyse aynı mekandaki birileri ölürken, birilerine hiçbir şey olmuyor. Yani ne anlatmaya çalıştığını anlatamayan, vakit kaybı bir film
Beyaz Tv'de denk geldim ve öylesine bir bakayım derken kopamadim. Hayatta kalma temalı filmleri zaten çok severim. Başrolde Christian Bale de olunca şans verdim. Film gerçek bir olaydan uyarlanmış. Filmin görüntü yönetmenliği iyiydi. Kamera planlarını beğendim. Christian Bale kendisine yakışır…devamıBeyaz Tv'de denk geldim ve öylesine bir bakayım derken kopamadim. Hayatta kalma temalı filmleri zaten çok severim. Başrolde Christian Bale de olunca şans verdim. Film gerçek bir olaydan uyarlanmış. Filmin görüntü yönetmenliği iyiydi. Kamera planlarını beğendim. Christian Bale kendisine yakışır bir performans ortaya koymuş. Canlandırdığı karakterin ruhsal durumunu iyi yansıtmış.
Spoiler içeriyor
Psikolojik gerilim türündeki bu yapım, izleyicilerini bilinçaltının derinliklerine doğru bir yolculuğa çıkarıyor. Hükümet tarafından geliştirilen bir proje ve bu proje dâhilinde insanların zihinlerini yönetmek için eğitilen insanlar var. Hipnotik denilen bu insanlar; karşısındakinin gözlerine bakıp onlara birkaç kelime etmek suretiyle…devamıPsikolojik gerilim türündeki bu yapım, izleyicilerini bilinçaltının derinliklerine doğru bir yolculuğa çıkarıyor. Hükümet tarafından geliştirilen bir proje ve bu proje dâhilinde insanların zihinlerini yönetmek için eğitilen insanlar var. Hipnotik denilen bu insanlar; karşısındakinin gözlerine bakıp onlara birkaç kelime etmek suretiyle onların tüm gerçeklik algılarıyla oynayabiliyorlar. Dedektif Danny Rourke (Ben Affleck) da banka soyguncularını takip etmek için girdiği vakada, kendini bambaşka bir komplonun içinde buluyor. Hipnotiklerin peşine düşen dedektif, bir yandan da 4 yıl önce kendi dikkatsizliği yüzünden gözünün önünde kaçırılan kızına ulaşmaya çalışıyor.
Bir buçuk saatlik filmde hikâye defalarca yön değiştiriyor, defalarca twist atıyor. Bunların hiçbiri ne şaşırtıyor ne de kafanızı allak bullak ediyor. Mevzunun nereye varacağı çoğunlukla tahmin edilebilir ya da tahmin bile etmeyeceğiniz kadar lüzumsuz bir yol izliyor. Inception’da ve Doctor Strange’de sonrasında da bir sürü yerde gördüğümüz sokağın, mahallenin bükülmesi gibi sahneler ve buralarda geçen kovalamacalar görüyoruz. Hipnotikler hem sizi kontrol altına alıp istediklerini yaptırabiliyor hem de beyninizi bulandırıp olmayan şeyleri varmış gibi gösterebiliyor. Aralıksız koşuşturmanın ardından dedektif de hipnotiklerin taraf değiştirmiş eski bir üyesi çıkıyor. Hem sisteme çomak sokmak hem de kızını korumak için en başından beri her şeyi planladığını görüyoruz.
Dünyanın En İyi Dizileri sıralamasında ikinci sırada yer alıyor, eski bir dizi, ondan olsa gerek burada bile çok az entry girilmiş. 3.cü sıradaki Breaking Bad'de yüzlerce yorum varken.. Dizi tıpkı Breaking Bad gibi yavaş akıyor, adeta bir kitap okur gibi..…devamıDünyanın En İyi Dizileri sıralamasında ikinci sırada yer alıyor, eski bir dizi, ondan olsa gerek burada bile çok az entry girilmiş. 3.cü sıradaki Breaking Bad'de yüzlerce yorum varken.. Dizi tıpkı Breaking Bad gibi yavaş akıyor, adeta bir kitap okur gibi.. Ama sabır ederseniz şahane gidiyor. İlk sezonu bitirmek üzereyim. 5 sezonu da izlerim gibime geliyor..
"Uyuşturucunun peşine gidersen, uyuşturucu bağımlıları ve satıcılarına ulaşırsın. Ama parayı takip etmeye başlarsan, seni nereye götüreceğini bilemezsin. Bu yüzden telefon dinlemeleri, kablolu haberleşmeler veya kontrol edemeyecekleri hiçbir şey istemiyorlar. Çünkü o kayıt bir kez başladığında, ne söyleneceğini kim bilebilir?" Sanırım ilk sezon için en vurucu replik ve sezonun özeti niteliğinde...