Eğlencelik, çerez niyetine film. Çok bir şey beklemeden, çalışırken kenarda açılacak tarzda. Celal ile Ceren’den sonra beklentiyi karşılamıyor. Ama yine de izlerken keyif aldım.
Eğlenceli vakit geçirebileceğiniz, bazı sahnelerinde gayet doya doya gülebileceğiniz bir film olmuş. Genel olarak lohusalık döneminin zorluklarını mizahi bir dille anlatmaya çalışan eğlencelik bir iş var karşımızda. Süre biraz uzun geldi. Oyuncular oldukça doğal ve samimiydi, filmin final bölümünde verdiği…devamıEğlenceli vakit geçirebileceğiniz, bazı sahnelerinde gayet doya doya gülebileceğiniz bir film olmuş. Genel olarak lohusalık döneminin zorluklarını mizahi bir dille anlatmaya çalışan eğlencelik bir iş var karşımızda. Süre biraz uzun geldi. Oyuncular oldukça doğal ve samimiydi, filmin final bölümünde verdiği kamu spotu niteliğindeki mesajlar da güzeldi. Açıkçası son dönem saçma Türk filmlerinden biri diye açtım ama beklentimi karşıladı diyebilirim. Tavsiye ederim.
Lohusa, yeni ebeveyn olan bir anne ve babanın ilk 40 gün boyunca başlarına gelen komik olayları anlatıyor. Burcu ve Onur, çocuklarına kavuşacakları günü heyecanla bekleyen evli bir çiftir. Hamileliği boyunca doğumdan sonra onu bekleyen hayatla ilgili söylenenleri umursamayan Burcu, lohusa depresyonuna girmeyeceğine emindir. Ancak doğumun ardından bebeğiyle tek başına ilgilenmesi, uykusuzluk, hormonlarının değişmesi onun bambaşka gerçeklerle yüzleşmesine ve kendisini birbirinden komik olayların içerisinde bulmasına neden olur. Bu süreci en iyi şekilde yönetmeye çalışan Burcu, lohusa döneminin üstesinden gelmeyi başarabilecek midir?
Filmin Oscar ödüllü olduğunu bilmeden tesadüfen açtık ve tek kelimeyle bayıldım. Duygusal bir film. Filmdeki sağır ailenin gerçek hayatta sağır olması gerçekten inanılmaz (Emilia Jones hariç). 2022'de 'Yılın En İyi Filmi' dalında Oscar ödülü almış. Aptalca birkaç müstehcen sahne ve…devamıFilmin Oscar ödüllü olduğunu bilmeden tesadüfen açtık ve tek kelimeyle bayıldım. Duygusal bir film. Filmdeki sağır ailenin gerçek hayatta sağır olması gerçekten inanılmaz (Emilia Jones hariç). 2022'de 'Yılın En İyi Filmi' dalında Oscar ödülü almış. Aptalca birkaç müstehcen sahne ve argo espriler olmasa ailece gönül rahatlığıyla birlikte izleyin derdim ya da kumanda elde tetikte yine izleyin derim. Empati duygusu yüksek olan insanların kesinlikle izlemesi gereken bir film.
İşitme engelli bir ailenin tek duyan üyesi olan kendi hayatı ve ailesi hatta aşkı arasında sıkışıp kalan ve hiçbirine yeterince vakit ayıramayan Ruby'nin öyküsünü anlatıyor film. Onun haricinde düşünün ki bir kızınız var. En önemli yeteneğini göremiyorsunuz veya tam ters açıdan ailenizle bunu paylaşamıyorsunuz.
Film size Manik-Depresif duygular yaşatıyor. Öyle ki bir yanağınız sert bir tokat yemiş gibi içinizi sızlatırken, diğer yanağınız kulaklarınıza varıncaya kadar gülüyor. Sessizliğin sesi olmaya çalışırken, bir yanda sahip olduğu ebeveynlerden dolayı dışarıda dışlanan, içeride ise o sessizliğin içinde olmadığı için farklı gözle bakılan bir hayatın sıkışmışlığını izliyoruz. Komedi içinde farklılığın dramını yada farklılığın içindeki komediyi seyrediyoruz. Hele son bölüme doğru Ruby’in şarkı söylediği sahnede ortamın bir anda sessizleşmesi ve babanın gözünden olayı anlama çabası müthişti. İşte bu dedirtti.
Ve müzikler... Etta James sesinden ''Something's Got a Hold On Me'' ile filme başlarken (Ki kendi beyaz, sesi esmer Christina Aguilera'da çok güzel söyler), ''Happy Birthday'' ''bu kadar mı güzel söylenir'' deyip filme devam ediyorsunuz. Yani müthiş.
Hayata karşı bakış açısı geliştiren filmler vardır ya bu film de onlardan birisi olmuş kesinlikle. Akıp giden bir film aynı zamanda, epey sevdim. Ruby şarkı söylerken sesin kısılıp babanın gözünden olayları izlememiz bence filmin en vurucu sahnesiydi. Mutlaka izleyiniz efendim.
IMDB top 250 listesine girmeyi başarmış olan hint filmi. 3 idiots'un ve Munna Bhai Mbbs'nin yazarı ve PK'ın prdoüktörü Vidhu Vinod Chopra'nın yazıp yönettiği, son zamanlarda izlediğim en iyi Hint filmlerinden biri oldu. Müzik var ve gayet kıvamında, güzel. Klasik…devamıIMDB top 250 listesine girmeyi başarmış olan hint filmi. 3 idiots'un ve Munna Bhai Mbbs'nin yazarı ve PK'ın prdoüktörü Vidhu Vinod Chopra'nın yazıp yönettiği, son zamanlarda izlediğim en iyi Hint filmlerinden biri oldu. Müzik var ve gayet kıvamında, güzel. Klasik hint filmlerindeki dans olayı yok. Oyunculuklar çok iyiydi, Hintlilerin olayı bu sanırım o nedenle de hissettiriyor ve izlettiriyor. Yeşilçam'dan sonra unuttuğumuz "sıradan insan samimiyetini" çok iyi işliyorlar.
İmkansızlıklarla boğuşan coğrafyaların hikayeleri derin oluyor. Hindistan'daki imkansızlık seviyesi çok başka bir boyut, bizim hayal edemeyeceğimiz seviyeler bunlar. İzlerken, "bu kadar da abartılmaz." dediğimiz bir çok şey aslında Hindistan hayatının olağan akışında var. Bu film; o imkansızlıkların içerisinde mücadele eden bir genci ve ona kendi imkanları çerçevesinde destek olmaya çalışan bir grup genci ele alıyor. Sürükleyici ve etkileyici bir film. İçinde aynı zamanda bayağı dokunaklı bir aşk hikayesi de barındırıyor.
Dürüst bir insan olmak, boş vermişliği bir kenara atıp cesur bir vatandaş olmak, liyakatli bir devlet memuru olmak gibi sistemsel olarak her bireyi ilgilendiren önemli bir konuya değiniyor. Köylü olduğu için ciddiye alınmayan, yokluktan ve yoksulluktan gelip okuyarak, çalışarak, her zorluğa karşı mücadele ederek kamunun üst kademesinde görev almaya çalışan Manoj'un gerçek yaşam öyküsüne odaklanıyor film.
Filmde en sevdiğim replikler şunlardı
"Güç, dürüst bir adamın elinde olursa büyük fark yaratabilir"
"Dünya'yı aydınlatan güneş olamayabilirim ama lamba olup sokağımı aydınlatabilirim."
"Yenilgiyi kabul etmem, kolay kolay yenilmem.
yeni bir kafiye tuttururum, zamanın sayfalarına yazar dururum."
"Dışındaki değil içindeki karanlıktan kork"
Bende bıraktığı mesaj "Hayatında sevmediğin şeyler mi var; sevdiğin hayatı yaşa!" Filmin ana teması ise bizim zenginliğimizin irademiz oluşu ve tabiki "tekrar başla" "restart, restart"
İzleme Tarihim: 23 Temmuz 2024
Okuduğum birçok yorum sonrası anladım ki İlk sezonu efsane ve hemen başladım, birkaç güne de bitirdim. Matthew McConaughe kusursuz oynamış. Dövmeli uzun saçlı serseri hali de ona yakışmış. Bu performanstan sonra diğer sezonları izlememeye karar verdim. Diğer sezonlar birbirinden bağımsız.…devamıOkuduğum birçok yorum sonrası anladım ki İlk sezonu efsane ve hemen başladım, birkaç güne de bitirdim. Matthew McConaughe kusursuz oynamış. Dövmeli uzun saçlı serseri hali de ona yakışmış. Bu performanstan sonra diğer sezonları izlememeye karar verdim. Diğer sezonlar birbirinden bağımsız. zaten.
Diziyi izlerken biraz ağır ve sıkışmış bir hikâye içinde yavaş ilerliyor gibi hissetsem de merakla izlemeye devam ettirmeyi başardı. Suçun kendisi çok gösterilmese de gerilimi 8 bölümde de hissettiğiniz, çok iyi kurgulanmış bir dizi. Oyunculuklar harika, konusu rahatsız edici, sürükleyici. Dizinin üç farklı zaman aralığındaki flashbacklerle çekilmiş olmasına rağmen, üç ayrı zamandaki olayları seyirci kafasında karıştırmıyor.
Diyaloglar ve dedektif Rust'un nihilist dünya görüşü sizi fazlasıyla etkileyecektir. Sigara içiyorsanız ve bırakmayı düşünüyorsanız diziye hiç başlamayın, içmiyorsanız başlayabilirsiniz her an. Ve son olarak, epey cesur sevişme sahneleri var ve acayip küfürlü bir text var. Ailece izlenmeye uygun değil.
Show TV'de bu akşam denk gelip izledim. Algı Eke'nin samimi oyunculuğu ve Sinop Boyabat'ın güzelliği ile çabucak bitiverdi. Fena değildi, yaz akşamlarında TV'de benim gibi denk gelirseniz şans verebilirsiniz. Konusu şu şekilde, Günfer, geçimini pastacılıktan sağlayan genç bir kadındır. Babasının…devamıShow TV'de bu akşam denk gelip izledim. Algı Eke'nin samimi oyunculuğu ve Sinop Boyabat'ın güzelliği ile çabucak bitiverdi. Fena değildi, yaz akşamlarında TV'de benim gibi denk gelirseniz şans verebilirsiniz.
Konusu şu şekilde, Günfer, geçimini pastacılıktan sağlayan genç bir kadındır. Babasının vefatından sonra büyük bir yıkıma uğrayan Günfer, tam kendisini toparlamaya çalışırken, amcasının kumar borcu yüzünden baba yadigarı olan emek fırınına mafyanın dadanmasıyla iyice kötü olur. Bunlar yetmezmiş gibi bir de evlenme hayalleri kurduğu Yaşar tarafından aldatıldığını öğrenmesi Günfer'i hayatını altüst eder. Başına gelen felaketlere karşı direnen Günfer'in hayatı, mahallenin zengin çocuğu Gökhan ile yollarının kesişmesi ile bambaşka bir hal alır.
Diziye iki gün önce başlamıştım, büyük keyifle ilk sezonu bitirdim. Zaten bölümler kısa. Keyifli güzel akıcı bir dizi. Yavaş yavaş çok daha geniş kitlelerce konuşuluyor olması çok hoş ama halen underrated bir dizi olduğunu düşünüyorum. Yavaş yavaş konuşulmasının sebebi de…devamıDiziye iki gün önce başlamıştım, büyük keyifle ilk sezonu bitirdim. Zaten bölümler kısa. Keyifli güzel akıcı bir dizi. Yavaş yavaş çok daha geniş kitlelerce konuşuluyor olması çok hoş ama halen underrated bir dizi olduğunu düşünüyorum. Yavaş yavaş konuşulmasının sebebi de yayın haklarını alan şirketin bölümleri Youtube'a yeni yeni yüklemeye başlamış olması tabi.
Gibi ve Prens’e göre daha iyi bir iş bence. "Var Bunlar" Gibi bir şey değil kafası çok başka çok farklı benim çok hoşuma gitti. Kahve makinasıyla kavga edip terapiste gitmek nedir, bu nasıl bir kalemdir.
Bambaşka tarzlarda, böyle iyi iş çıkaran Giray Altınok ve Kerem Özdoğan ikilisinin uyumu son dönem izlediğim en iyi uyum diyebilirim. Senaryo zaten çağın ötesi. Kahve makinesiyle kavga ve köpekli bölüm favorim.
SinemaTv hangi akla hizmet bu filmi yayın kataloğuna koymuş ya, bok gibi film. Flash Tv açın izleyin daha iyi. Yazık ya her önüne gelen film çekmesin, oyuncu olmasın... Lütfen
NBC'nın önce Ahlat Ağacı sonra Kuru Otlar Üstüne filmini izlemiş biri olarak hep Kış Uykusunu izlemedin mi? Mutlaka İzle yorumları alıyordum. 4 sene önce rafıma eklemişim. Geçen gün başladım, baktım 3 saati aşkın, yarısını bitirip yattım, kalan yarısını da dün…devamıNBC'nın önce Ahlat Ağacı sonra Kuru Otlar Üstüne filmini izlemiş biri olarak hep Kış Uykusunu izlemedin mi? Mutlaka İzle yorumları alıyordum. 4 sene önce rafıma eklemişim. Geçen gün başladım, baktım 3 saati aşkın, yarısını bitirip yattım, kalan yarısını da dün gece izledim. İstanbul'un nemden kırıldığı sıcak bir günde serin kar manzaraları içimi serinletti adeta.
Filmin en önemli kişilerinden biri, ismiyle müsemma adaşım "Aydın" karakteriydi. Karaktere Aydın isminin verilmesinde açık bir gönderme var. Bu karakter, Türk aydınının bütün açmazlarını barındıran bir karakter bence. Kış Uykusu, en genel tahlilde, Türk modernleşmesinin kadınlar, erkekler, orta sınıf, aristokrasi ve halktan kişiler üzerinde nasıl tezahür ettiğinin bir resmini sunuyor. Üstelik oldukça dürüst ve inandırıcı portrelerle. Aydın’ın karısı, çiftlik sahibi, öğretmeni, imamı, imamın kardeşi... Hepsi de etten kemikten Cumhuriyet insanları. Üç saatlik filmin, sıkmadan kendini izlettirmesinin sırrı da bu doğal anlatımında.
Film Aydın’ın karısı Nihal’de düğümlendi. Finale de onlar damga vurdu. Aydın ve Nihal arasındaki “efendi-köle” veya “kadın-erkek” ilişkisinin adım adım tepetaklak oluşu; evden gidemeyen, Aydın’dan uzaklaşamayan Nihal’in haklılığı ve haksızlıkları üzerinde duruldu.
Nuri Bilge Ceylan; her filminde farklı kurgular üzerinden benzer duyguları yaşatan, iç dünyamıza inmemizi sağlayan, günlük hayatımızda karşılaştığımız ve bizden biri olan karakterler üzerinden, aslında bizlere çok da uzak olmayan hikayeleri anlatıyor. Belki de duyguları izleyiciye geçirme başarısının önemli bir nedeni de bu.
13 Temmuz 2024