Spoiler içeriyor
Kendisinden çok izleyici kitlesine şaşırdığım birkaç filmden biridir. Fight Club, American Psycho ve başka birkaç filmde benzer durumla karşılaşıyorum. Bir kısım filmi yere göğe sığdıramazken diğer bir kesim yaşının da verdiği yeniyetme düşünceyle kendine filmden rol model bile seçerken, bir…devamıKendisinden çok izleyici kitlesine şaşırdığım birkaç filmden biridir. Fight Club, American Psycho ve başka birkaç filmde benzer durumla karşılaşıyorum. Bir kısım filmi yere göğe sığdıramazken diğer bir kesim yaşının da verdiği yeniyetme düşünceyle kendine filmden rol model bile seçerken, bir grup da çıkıp "amaaan abartı, içi boş, gereksiz yere şişirilmiş" diyip geçiyor. Aralarından zararlı bir film diyenler de çıkıyor. Bunun sebebini bu film için özel olarak belirtmek gerekirse, filmin tek bir konu üzerine eğilmemiş olması diyebilirim. Sistem eleştirisi desen var, aile içi sorunlar desen o da var, bireysel sorunlar mı? Olmaz mıı o da var tabisii. E hâl böyle olunca herkes kendi tuttuğu yerden ipin ucunu aramış durmuş.
Filmin en büyük başarısı da bu, herkese bir anlamda hitap edebilmek.
Lester karakteri ilk dakikalarda içine kapanmış, görev ve kimliklerini boş vermiş biri olarak karşımıza çıkıyor. Tabi her zaman böyle olmadığını, onun da gençlik ateşiyle yanarak yaşadığını hissettiği zamanlar olduğunu görüyoruz, bu dönem aynı duyguları ve heyecanı taşıyarak hayatını birleştirdiği eşiyle gelinen son noktada ise işler pek de yolunda gidiyormuş gibi gözükmüyor, biraz zamanın biraz da sistemin eli değiyor yani çiftimize. Hayat bu iki kişiyi, ortak yaşamlarında farklı kişilere dönüşecekleri sınavlardan geçiriyor.
Lester iş hayatının, toplumun ve eşinin baskısıyla giderek içine kapanıyor; yaşamak istediği şeyleri sürekli erteliyor. Carolyn ise aynı baskılar karşısında sisteme tamamen teslim oluyor. Başarıyı, statüyü ve maddi değerleri hayatının merkezine koyuyor; giderek daha yüzeysel, soğuk ve kontrolcü bir karaktere dönüşüyor. Burada ikisinin de birbirlerini sağlıksız şekilde besleyerek, ilişkilerini çürüttüklerini ve içi boş hâle getirdiklerini görüyoruz, üstelik ikisi de bu durumu sorgulamanın mesuliyetinden yıllarca kaçarak her şeyi daha da ağırlaştırıyorlar.
Sadece evliliği değil yaşamı da tüketen karakterlerimiz, yeniden nefes alabildiklerini hissetmek için yeni bir tutku arayışındalar. Bunu ilk başaran Lester oluyor, kendini baba, eş ve çalışan şeklinde sıralanan tüm kimliklerinden bağımsızca yeniden genç ve gözleri ateşli haliyle görmeyi arzulayan Lester, bunu bir yeniyetmenin vücudunda bulacağına kendini inandırmakta gecikmiyor.
(Açıkçası bu sahnelerinin karakter gelişimi vs. açısından savunulacak tarafını pek göremiyorum, bunların normalleştirilmesine de karşıyım ama maalesef karşılaştığım birçok ergenlik çağındaki kişinin benzer ilişkilerin içine çekildiğini de görmekteyim, anlıyorum da ama görmek yine de hoşuma gitmiyor, ister gerçek hayatta isterse de filmlerde. Filmdir diyip geçemiyorum, Fight Club'tan esinlenen kitle kadar buradaki Angela karakterinden de etkilenenlerin olduğunu düşünüyorum. Ama bu konunun ucu çok uzaklara gideceğinden- bireyin izlediği içeriklerden, karşılaştığı tiplemelerden ve maruz kaldığı olaylardan kötü yönlü ve sığ derecede etkilenmeyecek şekilde sağlam bir temel üzerine kişilik inşası vs.- filme geri dönmek istiyorum.)
Evet filme dönecek olursak, Lester'in inanışının asıl temelini filmin sonundaki sahnelerde görüyoruz. Lester'in Angela'yı isteme sebebinin aslında gençliğinin temsili oluşu, olaylar bir fanteziden ötesine geçerek Angela'nın gerçek bir kişi olduğunu anladığı anda tüm isteğinin farkındalıkla parçalanmasında yansıyor. Zaten bundan sonraki diyalogları da bunun göstergesi, artık Angela'nın hayatını merak ediyor, ona kızını soruyor, onu bir arzu nesnesi olarak değil kızının arkadaşı olarak görmeye başlıyor. Filmin başından beri peşinden koştuğu tutku, tam onu elde edeceği anda anlamını yitiriyor.
İşin ironik tarafı da burada başlıyor. Çünkü o ana kadar hayatını anlamlı kılacağını düşündüğü hemen hemen her şey ya gerçekleşmiş ya da gözünde değerini kaybetmiş durumda. Kariyer hırsı yok olmuş, statünün anlamsızlığını kabul etmiş, burgercide çalışabilecek kadar sistemin dayattığı başarı anlayışından uzaklaşmış, gençlik takıntısını ise Angela'nın gerçekliğiyle birlikte geride bırakmış durumda.
Bu yüzden finalden sonra Lester yaşasaydı hayatı nasıl devam ederdi sorusunun cevabını vermekte zorlanıyorum. Çünkü film boyunca onu ayakta tuttuğunu sandığı bütün motivasyonlar ya sönüyor ya da dönüşüyor. Belki de ilk kez gerçekten yaşamaya hazır hâle gelmişti; belki de ilk kez yaşayacak bir nedeni kalmamıştı. Film bu sorunun cevabını vermiyor ama izleyiciyi tam da bu ikilemin içinde bırakıyor.
Bir diğer dikkat çeken kısım bence ihanet bölümüydü, çoğu kişinin ilk aldatan olarak Carolyn'ı göstermesini yanlış buluyorum. Fiziksel olarak ilk adımı atan Carolyn olabilir; ancak bana göre Lester çok daha önce eşini zihninde aldatmaya başlamıştı. Angela'yı sürekli cinselleştirmesi, onunla ilgili kurduğu fanteziler ve zihinsel olarak evliliğinden tamamen kopmuş olması da ihanetin bir türü. Carolyn'in başka bir adama yönelmesi ise bana göre bu kopuşu fark ettikten sonra geliyor. Bu yüzden ilk ihaneti yalnızca fiziksel eylem üzerinden değerlendirmek eksik kalıyor.
Renklerin ve kameranın kullanımı üzerine birkaç incelemede güzel detaylara değinilmiş, tutkunun simgesi olarak kırmızının seçilmesi gibi. Ama ben Carolyn'ın sahnelerinde yoğun kırmızı detayı hatırlamıyorum, gül bahçesi dışında. Gülleri beslerken en canlı kırmızıyı görüyoruz, eşini aldattığını sahnelerde ise böyle bir canlılığa denk gelmiyoruz. Bunun sebebi, esas tutkusunu yüksek statü sahibi bir erkeğin kollarında veya rütbe yükselişinde değil de, içten içe bahçesinin canlanmasında ve bunun nezdinde kendinin de yaşayacak oluşunda görmesi olabilir mi? Bilemiyorum.
Baş karakter Lester evet ama her karakterin bir hikayesi var. Komşu Frank, Frank'in oğlu, Lester'in kızı, Angela... Hepsiyle ilgili yorum yazasım var ama bir yerden sonra yazmak yorucu geliyor. Belki daha sonra burada diğer karakterlerle ilgili yazmaya devam ederim.
Son olarak, hayatı geniş pencereden ele almasına, fark ettiğim ve etmediğim güzel detaylara sahip olmasına rağmen tamamen kusursuz bir film diyemem. Özellikle Lester'ın dönüşümünün çok kısa bir zamana sıkıştırılması beni ikna etmedi. Birkaç olay ve uyuşturucu kullanımıyla yılların ezilmişliğinden sıyrılıp bambaşka birine dönüşmesi bana oldukça hızlandırılmış geldi. Gerçek hayatta böyle bir uyanışın çok daha sancılı ve uzun süreceğini düşünüyorum.