Kuyaş’ın yakın tarih üzerine bazı ilginç ve alışılmadık yorumları var. Kurtuluş Savaşının başlangıç tarihinin 16 Mart 1920 olduğunu söylemesi, Kurtuluş Savaşına isim olarak Anadolu Savaşı demesi, 19 Mayıs'ın milli tarihte bir anlam ifade etmediği, salt Mustafa Kemal'in yükselişi için bir…devamıKuyaş’ın yakın tarih üzerine bazı ilginç ve alışılmadık yorumları var. Kurtuluş Savaşının başlangıç tarihinin 16 Mart 1920 olduğunu söylemesi, Kurtuluş Savaşına isim olarak Anadolu Savaşı demesi, 19 Mayıs'ın milli tarihte bir anlam ifade etmediği, salt Mustafa Kemal'in yükselişi için bir manası olduğu, Anadolu Savaşının "yedi düvel"e karşı yapılmadığı vs gibi. Burada da onları tekrar ediyor. Kitabın içinde bilhassa Lawrence ile ilgili makale epey tabu kırıcı. Son makale Gezi Parkı olaylarına dair ve iktidarın bunu 27-28 Nisan olayları gibi telakki ettiği kanaatinde. İlginç bir benzetme.
Arada birkaç ilginç ve farklı yorum görmek için bakılabilecek bir iş. Kuyaş bazı noktalarda klasik "inkılap tarihi"nin haricine çıkabilen, farklı sulara yelken açabilen biri, o bakımdan kıymetli.
Hüsrev Gerede, Atatürk'e yakın bir sima olmakla beraber hiçbir zaman mutad zevatla yıldızları uyuşan bir kişi olmadı. Hatıratında bunu gayet bariz görmek mümkün. Salih, Cevat Abbas vs hakkında yazdıkları onlara ne denli husumet beslediğini gösterir. Kitabın bilhassa son kısımları, alışılmadık…devamıHüsrev Gerede, Atatürk'e yakın bir sima olmakla beraber hiçbir zaman mutad zevatla yıldızları uyuşan bir kişi olmadı. Hatıratında bunu gayet bariz görmek mümkün. Salih, Cevat Abbas vs hakkında yazdıkları onlara ne denli husumet beslediğini gösterir. Kitabın bilhassa son kısımları, alışılmadık anektodlar ile dolu. Atatürk'e yakın ama aynı zamanda uzak bir erken Cumhuriyet ileri geleninin gözünden Atatürk ve dönemine hem içeriden hem dışarıdan bir bakış.
Gerede’nin ikinci Harpte Berlin büyükelçisi iken yaptığı diplomatik manevralar vs üzerine bir kitap. Aniden görevden alınışına Başvekil Refik Saydam’ın kendisini kıskanmasının sebep olduğunu açıkça söylemesi gibi düşüncelerini yer yer aşikarane ifade etmekle beraber mesela Von Papen’e toz kondurmamaya gayret etmesi…devamıGerede’nin ikinci Harpte Berlin büyükelçisi iken yaptığı diplomatik manevralar vs üzerine bir kitap. Aniden görevden alınışına Başvekil Refik Saydam’ın kendisini kıskanmasının sebep olduğunu açıkça söylemesi gibi düşüncelerini yer yer aşikarane ifade etmekle beraber mesela Von Papen’e toz kondurmamaya gayret etmesi gibi ilginç tavırları da var. Anlattığı kadar bir o kadar anlatmadığı, halının altına ittiği çok belli olan bir metin. Ama hiç yoktan iyidir. İkinci Harbe dair diğer tanıklıklarla takviye edildiğinde epey besleyici olabilir.
II. Viyana Kuşatmasını sadece askeri tarih açısından değil, insan ve hayvanata olan zararlarını, kuşatma doğru giden güzergahtaki olayları, ordugahta yaşananları, dönemin genel atmosferini, büyük kuzey siyasetini, Kara Mustafa Paşa’nın mizacını, Kırım Hanı Murat Giray ve Budin Beylerbeyi İbrahim Paşa ile…devamıII. Viyana Kuşatmasını sadece askeri tarih açısından değil, insan ve hayvanata olan zararlarını, kuşatma doğru giden güzergahtaki olayları, ordugahta yaşananları, dönemin genel atmosferini, büyük kuzey siyasetini, Kara Mustafa Paşa’nın mizacını, Kırım Hanı Murat Giray ve Budin Beylerbeyi İbrahim Paşa ile olan girift ilişkisini ve sürtüşmelerini, kuşatmanın safha safha tahlilini, Kahlenberg’i ve Sobieski'nin bu muharebe rolünü, bozgun sonrası toparlanma çabalarını, Estergon’un düşmesini, bilahare Kara Mustafa’nın kellesini yitirişini, bütün bu süreci Osmanlı müverrihlerinin farklı dönemlerde nasıl farklı tefsir ettiğini ilah. Osmanlı tarihinin bu en mühim olaylarından birinin tahlilini inanılmaz geniş bir bakış açısıyla sunan, klasik askeri tarih anlatımı ile yetinmeyip insan ve hayvanların ve hatta yerleşim yerlerinin hikayelerine yer veren -misal aşağı Avusturya bölgesinin kuşatmanın yarattığı tahribattan dolayı tamamen ıssızlaşması ve bölgeye kuzeyden Alman nüfus getirilmesi ve bölgenin ancak onlarca yıl sonra kendine gelmesi gibi- Kahraman Şakul gibi kaliteli bir tarihçinin elinden çıkma şahane bir iş.
Çiçeği burnunda Sadrazam Fazıl Ahmet Paşa'nın rüştünü ispatlamak için çıktığı bu seferden galip çıkması, Köprülü “hanedanı”nın yerini en az 20 sene tahkim etti. Kitap, serinin diğer kitapları gibi kuşatma stratejileri, taktikleri, yol güzergahı vs hakkında detaylı bilgi veriyor. Ayrıca Köprülüler…devamıÇiçeği burnunda Sadrazam Fazıl Ahmet Paşa'nın rüştünü ispatlamak için çıktığı bu seferden galip çıkması, Köprülü “hanedanı”nın yerini en az 20 sene tahkim etti. Kitap, serinin diğer kitapları gibi kuşatma stratejileri, taktikleri, yol güzergahı vs hakkında detaylı bilgi veriyor. Ayrıca Köprülüler dönemi serhat siyasetini de dönemin müverrihlerini de kullanarak gayet güzel özetliyor. Bu seferin aslında Beç yani Viyana seferi olduğunu da Evliya’yı referans vererek bildiriyor. Kalenin düşmesi, Nemçe için ağır bir yenilgi olsa da bir sene sonra Saint-Gotthard muharebesinde bunun öcünü nispeten almaları ama batıdaki XIV. Louis tehdidi yüzünden avantajlı konumlarını kullanamayıp Vasvar’a razı olduklarını anlatıyor yazar. Kuşatma serisinin diğer kitaplarında bahsetmeyi unuttuğum şeyi burada ikmal edeyim bu arada. Görsel tarafı muazzam serinin, barkod okutarak kalelerin 3 boyutlu tasarımını izlemek mümkün. Zaten bu modellemeyi kullanarak Şakul, hangi tabyaya ne kadar humbara atıldığını daha iyi gözlemlediğini ve kaynakları daha iyi analiz edebildiğini söylüyor. Kısaca Osmanlı askerî tarihi içinde harikulade bir kitap serisi. Kandiye’yi de bekliyorum.
IV. Mehmet’i geçtim Hatice Turhan Sultan sefere çıkıyor! Bu kadar güçlü bir kalenin düşmesi Leh tarafındaki anlaşmazlık -Leh kralı ve kale komutanı Sobieski arasında- sayesinde vuku buluyor. Yoksa Viyana bozgunu sonrası Sobieski yıllarca kuşatmasına rağmen bu kaleyi düşüremedi. Ama 1672…devamıIV. Mehmet’i geçtim Hatice Turhan Sultan sefere çıkıyor! Bu kadar güçlü bir kalenin düşmesi Leh tarafındaki anlaşmazlık -Leh kralı ve kale komutanı Sobieski arasında- sayesinde vuku buluyor. Yoksa Viyana bozgunu sonrası Sobieski yıllarca kuşatmasına rağmen bu kaleyi düşüremedi. Ama 1672 yılındaki kuşatmada Osmanlılar kaleyi yalnızca 10 gün içinde düşürdü! Köprülüler devrinde Osmanlıların kale cenginde ne denli becerikli olduğunu bu kuşatma serisinden görmek mümkün. Zaten dönemin savaş usulü büyük meydan muharebeleri değil, kale kuşatmalarıdır. Louis XIV de saltanatını kale kuşatmaları ile geçiriyor ki aynı yıllardır.
Viyana bozgunun belki de habercisi olan bu sefer -yani ikinci sefer- Kiev'in yalnızca birkaç yüz kilometre ötesinde kuzey serhaddini Moskoflardan korumak için çarpışan Köprülüler devri Osmanlı'sının lojistik, siyasi vs hep çok tarafına da ışık tutuyor. Şakul’un dediği gibi Viyana ancak…devamıViyana bozgunun belki de habercisi olan bu sefer -yani ikinci sefer- Kiev'in yalnızca birkaç yüz kilometre ötesinde kuzey serhaddini Moskoflardan korumak için çarpışan Köprülüler devri Osmanlı'sının lojistik, siyasi vs hep çok tarafına da ışık tutuyor. Şakul’un dediği gibi Viyana ancak Çehrin ile beraber okunduğu zaman daha anlam kazanıyor. Siyasi dengeler, büyük kuzey siyaseti, Adriyatik’ten Hazar’a kadar olan sahada Osmanlıların otonom yapılar tesis etme ve daha evvel varolanları da içel hâline getirme siyaseti, bunlara vasal devletlerin tepkisi vs. Salt Osmanlı askeri tarihi için değil pek çok bakımdan okunması gereken kuşatmalar serisinin en zevkli kitabı.
Hürriyet İtilafçı bir figür olarak Abdülhamid’in katipliğinden İstiklal Harbi'nin sonuna kadar serencamını anlatıyor Ahmet Reşit Bey. Başka bir nazarla bakmak açısından kıymetli ama fazla bir değeri haiz olduğunu düşünmüyorum bu hatıratın. Kendisini Mahmut Şevket Paşa suikastından dolayı müdafaa ediyor, fail…devamıHürriyet İtilafçı bir figür olarak Abdülhamid’in katipliğinden İstiklal Harbi'nin sonuna kadar serencamını anlatıyor Ahmet Reşit Bey. Başka bir nazarla bakmak açısından kıymetli ama fazla bir değeri haiz olduğunu düşünmüyorum bu hatıratın. Kendisini Mahmut Şevket Paşa suikastından dolayı müdafaa ediyor, fail değildim diye. O bakımdan hemen her hatırat gibi savunmacı. Bab-ı Âli Baskını sonrası Cemal Bey/Paşa tarafından yanlış hatırlamıyorsam İstanbul Muhafız Kumandanlığı’nda mevkuf kalması, bilahare yurtdışına çıkması vs. o kısımlar ilginçti tabii. Daha evvel Manastır, Halep ve birkaç yerde daha mutasarrıflık ve valilik yapmış. 23 Ocak Baskını olduğunda ise malûm, Dahiliye Nazırı idi. Bilahare mütareke akdolununca memlekete avdet etmiş, kendi demesiyle Sadareti gündeme gelmiş. O makama vasıl olmadığını bilmekle beraber, Damat Ferit’e epey laf etmesi, tabir-i caizse giydirmesi ne kadar konjonktürel bilmiyorum. Nihayet bu hatıratı çok sonraları yanlış hatırlamıyorsam 40’larda yazıyor. Hatıratını da İzmir’in istirdadı ile bitiriyor, Damat Ferit’e muhalefet ettiğini söylemekle Anadolu hareketine meyyal olduğunu ifade etmek istiyor ama bunda ne kadar samimi idi, emin değilim. Biraz da saray katipliği zamanında meşgul olduğu Servet-i Fünun edebiyatı ve şair arkadaşlarından da bahsediyor. Okunabilir bir metin elbette ama çok elzem bir eser olduğunu da söyleyemem.
Osmanlı askeri tarihine ilişkin en mühim adamlardan birinin kitabını bir diğeri Türkçeyi çevirmiş. Gayet güzel kitap. Ateşli silahlar kitabının daha mufassal hâli gibi. Genel Osmanlı tarihine yedirilmiş.