Günlerdir bu ânın heyecanını biriktiyorum yüreğim de. Şimdi odamda, kitabı henüz bitirmiş olmanın saâdeti ile odamın sarı loş ışığına ruhumu bırakıyorum. Ân itibariyle bu kitap ben de böylesine bir etki bıraktı. Ruhuma bir bıçak saplandı, kitabın ilk sayfasından beri bunu…devamıGünlerdir bu ânın heyecanını biriktiyorum yüreğim de. Şimdi odamda, kitabı henüz bitirmiş olmanın saâdeti ile odamın sarı loş ışığına ruhumu bırakıyorum. Ân itibariyle bu kitap ben de böylesine bir etki bıraktı. Ruhuma bir bıçak saplandı, kitabın ilk sayfasından beri bunu hissediyorum. Üstelik acıma karşı tebessüm de edebildim. İlginçtir ki şuncacık ,sadece 202 sayfalık, bir kitabın içerisinde bunca ağırlığı barındırması ve bir insanın ruhunun acısının verdiği hazzı iliklerimde hissediyor olmam inanılmaz bir durum. Yaşamamak inanılmaz bir şeymiş. Bu kitabı kıymet verdiğim birisi önermişti bana ve o gün şöyle söylemişti: "Şu ân da ne yapıyorsan, işi gücü bırakıp bu kitabı okumalısın." İşte ben o gün bu cümlenin ehemmiyetine vuruldum ve en yakın zamanda kitabı edindim. Benim için bu kitabı okumak, öneren insanı anlamak gibiydi de aynı zamanda; buna inanıyorum, bir insanı anlattıklarından daha ziyade okuduklarından, dinlediklerinden tanımalı. Ne garip; bir kitap okuyorsunuz, bir insan tanıyorsunuz. Hayatı temâşâ ettiğiniz müddetçe görürsünüz çünkü. Kitapta ıssız bir "Malte Laurıds Brıgge" var yani ıssız bir Rılke var. Rılke'nin ilk ve tek romanı olan bu eserin kahramanı Rılke'nin ta kendisidir çünkü. Büyük kentlerde yaşanan sanayileşme sürecinin insanların ruhlarında bıraktığı sızıyı apaçık görüveririz eserde. Rılke'nin ruhunun rengini de apaçık görüyoruz. Kitap boyunca korkuları, hassaten ölüme dair olan o ağır korkuları eşlik ediyor size. O kadar çok ölüm kelimesi geçti ki kitapta, insan en çok korktuğu kelimeyi diline pelesenk edermiş. Ve aşk... Öylesine güzeldi ki ondan aşkı dinlemek. Mesela bu kitaptan sonra sevmenin, karşılıksız sevmenin kudretini anladım. Ve sevilmenin, sevilmenin bir sorumluluk taşıdığını seven insana karşın bunları hep bildim. Rılke anlattı ben ona eşlik eden yahut onun bana eşlik eden ruhu ile birlikte usul usul dinledim. Öneren arkadaşımı da öyle, onu da usul usul dinledim. Rılke bana çok şey söyledi, ben de korkmuştum hâlâ da korkuyorum mesela. Ölüm diyorum ne ağır bir yazgı, ben ölümden titreyerek korkuyorum. Ben âşkın sunduğu yazgıdan çekiniyorum ve korkuyorum. Ben bekliyorum ve bundan da korkuyorum... Rılke bana dedi ki: "bana öyle geliyor ki herkes dalgın ve meşgul; gidişimizin farkında değiller bile. Sanki bir yıldız akıyor da görmüyor kimse ve kimse niyet tutmuyor. Bir şey dilemeyi unutma, Malte. İnsan dilemeyi elden bırakmamalıdır. Bence gerçekleşme yoktur, ama uzun süren, bütün bir ömür boyu devam eden dilekler vardır; öyle ki insan onların gerçekleşmesini bekleyemez zaten." Beklemek demiştim daha evvel (kendi kendime) ebede mahkum değil mi zaten?.. Kitabın insanın yüreğine âni bir bıçak sapladığına az evvel değinmiştim fakat giriş cümlesi ve o son cümlesi nefes almamı duraksattı sahiden. Sanki tüm bir kitap, o son cümle için yazılmış. Girişi şöyledir: "Demek buraya yaşanacak yer diye geliyorlar; burası ölünecek yer, desem daha doğru." Ve ruhuma saplanan o son cümle: "Şimdi korkunç zordu onu sevmek ve o, buna yalnızca Biri'nin gücünün yeteceğini seziyordu. Ama o Biri, istemiyordu henüz."
Rılke'nin içime akan romana teşekkül etmiş, nefis güncesi. Ruhunuza sarın onu, bana hep sarmam üzerine aktı, aktı ve taştı...
[ Cânım Behçet Necatigil Bey'in ince çevirisine müteşekkir olduğumu ve o şansına imrendiğimi de belirtmek isterim.]
[ Umarım spoi vermiş olmamışımdır sadece fazla alıntı yaptım sanırım. Kendimi tutamadım, rahatsızlık duyanların affına sığınıyorum.🌹]