Pedofili ve gay şakası yapmadığı bir on dakika izleyemedim yine, baydı yarıda bıraktım. Humanity ve Supernatural izleyin gerisi tekrara düşüyor ve gereksiz iğrençleşiyor
Spoiler içeriyor
IMAX aracılığı ile izleme fırsatı buldum.Zaten ımax ile izlenmesi için yapılmış bir film olduğunu düşünüyorum.Fırsatı olanlar paraya kıysın biraz kaçırmasın:) Şimdi sövebilirim yönetmene: Kardeşim bu albay kesin yine ölmedi, sanırım başka kötü karakter inşa edemiyorsunuz ve kaldı ki filmin afişine…devamıIMAX aracılığı ile izleme fırsatı buldum.Zaten ımax ile izlenmesi için yapılmış bir film olduğunu düşünüyorum.Fırsatı olanlar paraya kıysın biraz kaçırmasın:)
Şimdi sövebilirim yönetmene: Kardeşim bu albay kesin yine ölmedi, sanırım başka kötü karakter inşa edemiyorsunuz ve kaldı ki filmin afişine yerleştirdiğiniz kadının da derinliği yoktu ve acaba bunu nasıl başardınız üç buçuk saatlik filmde? Klasik seksi kötü kadın karakter izlediğimi düşünüyorum ve ayrıca gerçekten üçüncü filmle beraber sıkıldım şu konsolide olma,hava insanlarına karşı savaşma ve kesin bir neticeye bağlanamama muhabbetinden. Koskoca avatar gibi bir evren yaratıyorsun, bunu mükemmel ve her filmde üstüne katan unsurlarla süslüyorsun ama şu kendini tekrar eden ve neticeye bağlanamayan, beş film olmak için saatler harcatan senaryoya bizi mahkum da ediyorsun. Ne ayaksın James'çim. Yapay zekanın y'si dahi filmde yokmuş her şey büyük bir emeğin ürünüymüş bunun nankörlüğünü yapmayacağım elbette, teşekkür ederim bu bakımdan. Ama o kadar sinirlendim ki bu senaryoya. Üçüncü filmi çıkarın atın ikinci filmden bu yana bir şey değişmedi.
Bu da akıllara şunu getiriyor: Avatar senaryo kaygısına asla düşmeyen bir görsel şölen projesi mi?
Ama kendimce biraz konuyu da irdeleyeceğim: Eywa evrenin tanrı(ça)sı. Her şey. Şimdi şunu da merak ediyorum ben: bu eywa neden sırtını döndü ateş kabilesine ve en başlarda kiri'ye? Semavi dinlerin tanrı bizi terk mi etti diyerek isyan eden helak olmuş/lanetlenmiş kavimleri baz alınmış bu bakımdan. Bu üçüncü filmle beraber ayrıca kesin eminim: insanın gücü(pandoradaki yıkıcılığı), insanın berbat bir ırk oluşu(pandoradaki yıkıcılığı) ve ekoloji/insan açmazı(pandoradaki yıkıcılığı) temel taşlar. Yani konu pandora ve insan. Filmin adı pandora olsa yeriymiş çünkü her filmde pandora da dünyaya dönmesin diye Jack'in gayretlerini görüyoruz.
Ahh atlanan çok şey var filmde. Bazı ölümlerin yası bu filmde tutulmadı, kesin onu da dördüncü filmde göreceğiz. Zira bu filmin yarısı yas idi.
Ayrıca filmde en mükemmel yaratılmış şahsın Neytiri olduğunu düşünüyorum. Kadın bu filmde biraz arka planda kalmış, dolayısıyla Jack'le olan bağları da ne noktaya geldi veya gerçekten hâla birbirlerine aşıklar mı ondan da emin olamıyorsunuz.
Albaya ısındırma filmi olmuş yavaştan. Demedi demeyin finalde albay canını verir pandora ve Sully'ler için:) Yani gittikçe dönüşeceği şey : The Last of Us part 2: Abby o.sunu sevdirme gayreti.
neyse, bazı şeyleri de kendi içimde yaşayacağım yoksa anlatacak çok şey var.
Bkz. Gecenin Sonuna Yolculuk/Ferdinand Celine Hissettirdikleri bu kitapla aynıydı. Kendi adıma hayran kaldığımı söyleyebilirim. Milliyetçilik bu tarz sanat eserlerinde(bahsettiğim kitabı da buna dahil ediyorum) çok ikinci planda kalıyor. Alman, Fransız, Türk olmanın savaş meydanında bir önemi olmadığını çünkü savaşırken insan…devamıBkz. Gecenin Sonuna Yolculuk/Ferdinand Celine
Hissettirdikleri bu kitapla aynıydı. Kendi adıma hayran kaldığımı söyleyebilirim. Milliyetçilik bu tarz sanat eserlerinde(bahsettiğim kitabı da buna dahil ediyorum) çok ikinci planda kalıyor. Alman, Fransız, Türk olmanın savaş meydanında bir önemi olmadığını çünkü savaşırken insan olmanın vasıfları ile savaşılabildiğini görüyorsunuz. Kimse Türk diye ölümsüz/korkusuz olmuyor. Filmin kısaca bu olduğunu söyleyebilirim
Okuyorum ve bitsin istemiyorum. İsmiyle müsemmadır kitap. İrdeleme biçimini çok sevdim yazarın. Üstelik dili de hayli akıcı. Statü takıntılarımıza karşı sunduğu çözümlerin ilk akla gelenlerden olmaması, başlıkların altını gerçekten mükemmel örneklerle doldurması ise hayli etkileyici. Kendime not: Hayat sana dayattığında…devamıOkuyorum ve bitsin istemiyorum. İsmiyle müsemmadır kitap. İrdeleme biçimini çok sevdim yazarın. Üstelik dili de hayli akıcı.
Statü takıntılarımıza karşı sunduğu çözümlerin ilk akla gelenlerden olmaması, başlıkların altını gerçekten mükemmel örneklerle doldurması ise hayli etkileyici.
Kendime not: Hayat sana dayattığında alıntılarını oku bu kitabın. Ve asla anlatabilme telaşına girme hiçbir şey için.
Raf'taki bağımsız gönderilinden birinde bu kitaba dair çok önceleri nokta atışları yapmışım. Onu da bir oku. Sanattan ayrılma. Bazen aklına gelecek ki, sen işe yaramazsın. Bu hem iyi hem kötü, unutma. Statün ne olursa olsun. Ve unutma ki, çoğunluğun yanılgıda olmadığı bir konu yok. Dolayısıyla çoğunluğun içinde olduğu bir yargıdan müstesnasın. Bu bir yargı değil, bu bir safsata. Bir zamanlar zamanın tanrı olduğunu düşündüren o toy ve kararlı fikrinin altında yatanlar, zamanla baş edemeyişinden gelir. Zaman sen mutlu iken de geçecek. Bazen zaman sanki borsada değeri belirlenen bir kıymet olacak. Bazen yekpare sadece sana özgü bir şey. Çeşidi olmayan. Zaman içinde akmak mı zamanla akmak mı düşünceleri ile bu kitap aklına elbet gelecek. Yorulma. Bekleme. Sadece ol ve sadece yap veya yapma. Bütüncül kavrayışın olgunluğu ilr sarhoş olmaya bak. Bilgeliğin bu olsun. Bilgilerin en yücesi budur belki de. Kendinin dışında adımlamak. Dışarılarda turlamak. Arada kendine uğramak ve de.
İkinci sezonun ilk bölümünü de izleyerek, artık birkaç yorum yapmadan duramayacağım. Animesi de mangası kadar muazzam gidiyor. Açılış müziklerine hayranım başından beri. Biraz felsefesi hakkında yazacağım: Karakterin gelişimi ilham verici. Bunun bir oyuncu gelişimi olması şu fikirleri uyandırıyor: 1- Sung…devamıİkinci sezonun ilk bölümünü de izleyerek, artık birkaç yorum yapmadan duramayacağım.
Animesi de mangası kadar muazzam gidiyor. Açılış müziklerine hayranım başından beri. Biraz felsefesi hakkında yazacağım:
Karakterin gelişimi ilham verici. Bunun bir oyuncu gelişimi olması şu fikirleri uyandırıyor:
1- Sung Jin-Woo modern insanı sembolize ediyor. Çocukluktan yetişkinliğe geçerken hayatın masumluk ve iyilik algımızın adeta bekaretini aldığı zamanlar ,manganın henüz başlarında Sung'un ikinci uyanışına sebep olan mahzende olan kısımlarla ilgili. Orda Sung'un son sözleri daha güçlü biri olarak dönmesi için elzemmiş gibi aynı zamanda. Bir düşüş var. Bu düşüşten sonra sistemin oyununun kurallarına göre oynuyor ve başarı-güç-para Sung'un peşini bırakmıyor. Ben karakterdeki sürekli gelişim motivasyonuna hayran kaldım. Oyunun kurallarını bildikçe haz da almaya başlıyor üstelik. Ama hayat elbette canavar öldürmek gibi değil aslında bu kadar da heyecanlı değil. Ve de günlük vazifelerime böyle yaklaşamam beni öldürmeyen güçlendirir kafası çok yorucu bir kafa. Bu durumda belki de atıl kaldığım hallerde aklıma gelmeli bu anime/manga.
2- Modern insan arketipi şöyle dursun, oyuncu olarak ikinci uyanış gerçekleşmesi herkese nasip olmuyor. Dolayısıyla seçiliyorsun. Aslında bir yan karakteri iken dünyanın, asıl karakteri oluveriyorsun. Ve bu ömrünü tamamlayana kadar devam ediyor. Ya da tam tersi: sen sistemin içinde sistemin sonunu getirecek bir hatasın. İşte Sagopanın dediği gibi "kurulu bir makineyim ya arıza yaparsam? ".
Burdaki arıza karakterin yeniden doğuşuna sebep oluyor ve kimse hatta kendisi dahi anlamıyor bu gelişimi. Ama gelişmek level atlamak haz veriyor. Bu bizim için geçerli mi? Gelişmek baştan sona aynı hazzı verir mi? Bunun da marjinal fayda eğrisi vardır. Dolayısıyla tahmin ediyorum gelişim hazzı başlarda faydası yüksek iken sonlara doğru faydası azalan hatta zarar vermeye başlayan bir şey oluyor.
Nedendir bilmiyorum, sadece manganın bir yerinde küçük hazlarından keyif almaya başladım hayatın. Enteresandı. Yani çok param olsa da arada küçük hazlar kovalayacağımı farkettim. Mütevazi bir yaşamım olsa da. Sanırım kabullenmek, kendini teşvik etmek ve kendini biraz da iştahlandırmak yanlış olmaz.
İnanılmaz oyunun,inanılmaz belgeseli. Oyun tarihinin en iyilerinden, belgeselini izlerken neden böyle düşünüldüğü aşikar oluyor. Oynayalı 2 yıldan fazla oldu ama unutamıyorum. Teşekkürler Naughty Dog.
Handke yalın yazım dili ve kısa cümlelerin ardına gizlediği sessiz çığlıklar ile etkileyici bir eser yaratmış.Nobel ödüllü yazarın okuduğum ilk kitabı idi. Marianne'ı anlamak kolay gözükebilir ama değil.Zaten eserde yanıltıcı olan buydu bana kalırsa.Anlıyorsunuz neden her şeyden uzaklaştığını,neden yalnız kalmayı…devamıHandke yalın yazım dili ve kısa cümlelerin ardına gizlediği sessiz çığlıklar ile etkileyici bir eser yaratmış.Nobel ödüllü yazarın okuduğum ilk kitabı idi. Marianne'ı anlamak kolay gözükebilir ama değil.Zaten eserde yanıltıcı olan buydu bana kalırsa.Anlıyorsunuz neden her şeyden uzaklaştığını,neden yalnız kalmayı isteyip yalnız ölmekten korktuğunu;ama bir yandan da anlamıyorsunuz, mutluluğun aynı zamanda ona neden korkutucu geldiğini,onun sadece tekdüze bir varlık düzleminde olmayı daha rahatlatıcı bulmasını. Romandaki diğer şahsiyetler,tıpkı hayatımıza aldığımız, birkaç karmaşık insanlık hallerine sahip olmaktan öteye gidememiş "birinci,ikinci ya da üçüncü dereceden tanıdıklarımızın" bazen olup bazen de olmamasını anımsattı.Romanın akışına birkaç cümle ile dahil olup uzaklaşıyorlar.Nadir karşılaşıyorum kitaplarda ama açıkçası seviyorum bu durumu.
Önerilir.Alıntı paylaşmayacağım zira sanırım kitabın salt bir yerinde güçlü bir monolog vardı o da kitap hakkında çok fazla şey söylüyor zaten.
Kendi potansiyelini kendisi yok etmiş bir film olmuş. İç savaşın sebeplerine dair izleyiciyi aydınlatma amacı gütmemiş yönetmen, savaş fotoğrafçısı olan Reuters muhabirlerinin mesleki deformasyonlarını yer yer çeşitli diyaloglarda göstermeye çalışmış. Başrol seçiminin doğru olduğunu düşünüyorum bu noktada ama spoiler vermeden…devamıKendi potansiyelini kendisi yok etmiş bir film olmuş. İç savaşın sebeplerine dair izleyiciyi aydınlatma amacı gütmemiş yönetmen, savaş fotoğrafçısı olan Reuters muhabirlerinin mesleki deformasyonlarını yer yer çeşitli diyaloglarda göstermeye çalışmış. Başrol seçiminin doğru olduğunu düşünüyorum bu noktada ama spoiler vermeden şu kadarını söyleyebilirim ki sen ön planda bunu işleyip arka planda savaş psikolojisini bize yaşatmak istiyorsan, ön plana aldığın konuya yakışır bir son sunmalısın. Hele ki bu sonu asla aceleye getirmemelisin, izleyiciyi boğmadan elbette... Ne bileyim mesela fotoğraflar çekildi film boyunca, bunları en sonda hızlıca geçebilirdin. Bir röportajla yahut... Gazeteciliğe yakışır bir son olabilirdi. Yarım bıraktı film bizi bu bakımdan.
Savaş romanlarında hissettiğim duyguyu bu yapımda da hissettiysem bu film başarılı olabilmiştir bu bakımdan. Gerçekten etkileyiciydi ama bi göz ucuyla izlersen filmi o kadar etkileyici de olmayabilir. Genelde sinemada izlediğinde kaçınılmaz olur bu atmosferi solumak zaten.
İzleyin izletin ama siz de bi yarım kalmış hissedeceksiniz sonunda. Hayal gücünüzle tamamlayabilirsiniz benim gibi.