Carry on my wayward son There’ll be peace when you are done Lay your weary head to rest Don’t you cry no more No more. (Kansas - Carry on my wayward son) İlk birkaç sezon her bölüm yeni konu işlenerek…devamıCarry on my wayward son
There’ll be peace when you are done
Lay your weary head to rest
Don’t you cry no more
No more.
(Kansas - Carry on my wayward son)
İlk birkaç sezon her bölüm yeni konu işlenerek heyecanla yeni bölümleri izlemek istiyorsunuz. Daha sonra konular ciddileşince uzunca bölümlere yayılıyor. Ruhlar, vampirler, zombiler(demişken John’un cehennemden kaçarak TWD evrenine Negan olarak gelişini tebrik ederim) türlü yaratıklar, iblisler, melekler, peygamberler ve tanrı içermesiyle çoğu kurgusal evreni tek bir dizide görüyorsunuz. Bir tek uzaylı göremiyorsunuz dizide yoksa Scooby Doo evrenini bile görüyorsunuz. Dean’in sürekli ölüp ölüp tekrar dirilmesine karşın bir süre sonra ölünce “ay öyle mi fazla özletme ama bizi görüşürüz” diyor, Sam’in pms dönemleriyle uğraşıyor, koskoca melek Castiel’i türlü günahlar işlerken yakalıyor ve melekleri-iblisleri-peygamberleri tek bir parmak şıklatmakla toz eden Lucifer’ın bile bunlarla baş edememesi yetmezmiş gibi son sezonda da bölüm sonu canavarı tanrıya kafa göz dalıyorlar çünkü adamların godmode’u açık kalmış.
Dizideki oyuncular yaşlanırken, ben büyüdüm. O çocuksuluğum, neşem, masumiyetim yavaş yavaş solmaya başlarken izliyordum ben bu diziyi. Ama bu süreçte bu dizinin her bölümünü izlerken sanki solmamış gibiydi bunlar tamamiyle safe zonedu benim için. Castiel o anaçlığıyla annem, Dean o cesurluğuyla(bi bölümde kediden korkup Sam’in kucağına atlaması hariç) babam, Sam bencilliğiyle küçük kız kardeşim, Crowley yaramaz arkadaşım ve Lucifer da sürekli oyuncaklarımı kıran komşu çocuğuydu benim gözümde. Dile kolay 15 sezonu burada teker teker anlatmamı beklemiyorsunuzdur zaten.
Adam kesinlikle orada değildi. Bedeni her ne kadar orada olsa da duygularıyla bile orada değildi hiçbir zaman. Ne eşinin kendisini aldattığını anladığında ne de cinayeti işlediğinde oradaydı. Bu siyah beyaz film gibi sıradan, ismi bile hatırlanmaya değmeyecek hayatında ilk kez…devamıAdam kesinlikle orada değildi. Bedeni her ne kadar orada olsa da duygularıyla bile orada değildi hiçbir zaman. Ne eşinin kendisini aldattığını anladığında ne de cinayeti işlediğinde oradaydı. Bu siyah beyaz film gibi sıradan, ismi bile hatırlanmaya değmeyecek hayatında ilk kez kendini gerçekleştirmeye, orada ‘varolmaya’ çalıştı. Ama o, Maslow’un hiyerarşisindeki gibi hayatında sevgi&ait olma gereksinimini karşılamadan saygınlığa ulaşabileceğini ve böylelikle kendini gerçekleştirebileceğini, orada olacağını sandı. Bu da onun kendi sonunu getirmesine neden oldu. Bence sadece ‘duygularını’ gösterseydi orada olabilecekti belki de.
İlk bölümü izlediğinizde hepsinin katıksız salak olduğunu düşünüyorsunuz fakat diğer bölümleri de izleyince aslında daha fazla salak olduklarını fark ediyorsunuz ve robot Luna'ya bile azan olacak düşüncesi aklınızdan çıkmıyor. Kısaca Avustralya'nın nerede olduğunu bilmeyen insanları toplamışlar, cinsel organları dışında başka…devamıİlk bölümü izlediğinizde hepsinin katıksız salak olduğunu düşünüyorsunuz fakat diğer bölümleri de izleyince aslında daha fazla salak olduklarını fark ediyorsunuz ve robot Luna'ya bile azan olacak düşüncesi aklınızdan çıkmıyor. Kısaca Avustralya'nın nerede olduğunu bilmeyen insanları toplamışlar, cinsel organları dışında başka bi organa sahip olduklarını bildiklerini dahi düşünmüyorsunuz.
"Zengin ve şımarık gençler içlerindeki duygusal kısımları keşfedecekler" konulu soft porn, pardon dizi. En azından dizi sayesinde sapyoseksüel olduğunuzu farkedebilirsiniz.
"O kadar güzeldi ki, sevmeye cesaret bile edemedim. O kadar güzeldi ki, onu unutamıyorum. O çok güzeldi, fakat rüzgar onu alıp götürdü. "Sevinçle kaçmış" öyle dedi bana rüzgar..." /Alain Barrière - Elle Ètait Si Jolie Belki de Junie en doğrusunu…devamı"O kadar güzeldi ki, sevmeye cesaret bile edemedim.
O kadar güzeldi ki, onu unutamıyorum.
O çok güzeldi, fakat rüzgar onu alıp götürdü.
"Sevinçle kaçmış" öyle dedi bana rüzgar..."
/Alain Barrière - Elle Ètait Si Jolie
Belki de Junie en doğrusunu yaptı, birisini sevmek kısıtlı bir süreç. Karşınızdaki kişinin sevgisi size karşı bittiğinde onun her zaman bir başkasına aşık olduğunu düşünmek ve bunun acısını dindirmektense, daha sevmeden bu bitecek sevginin yasını tutmak daha doğru, daha huzurlu. Kimse Otto gibi hayatının sonuna kadar sizi sevmeyecek.
Bu film bilim-kurgu filmi adı üstünde. Gerçeklik ya da gereğinden fazla mantık aramanız saçma olur, dini inancınızı işin içine katarak gerçeklik ve mantık aramanız daha da saçma olur. Sadece senaryosuna ve kurgusuna odaklanmanız yeterli. Filmin ilk yarısı her ne kadar…devamıBu film bilim-kurgu filmi adı üstünde. Gerçeklik ya da gereğinden fazla mantık aramanız saçma olur, dini inancınızı işin içine katarak gerçeklik ve mantık aramanız daha da saçma olur. Sadece senaryosuna ve kurgusuna odaklanmanız yeterli. Filmin ilk yarısı her ne kadar romantik-dram bir film gibi görünse de ikinci yarısında reenkarnasyon, panteizm ve spiritüalizm gibi derin konuları ele alıyor.
Sofi'nin asansörde yaşadığı olay ve Ian'ın asansörde "Tüm hayatım boyunca bu çocukla yaşamak zorunda mı kalacağım" demesi ve filmin sonunda gerçek bir çocukla yaşayacağını göstererek olayı bağlamaları çok etkileyiciydi.
Ayrıca Budizm ve Jainism gibi reenkarnasyonu içeren fakat tanrısız bir evren görüşüne sahip dinler varken, filmin sonundaki kanıtlanan şeye "Tanrı" demek doğru olmaz. Bunun sonucunda da "Ateistler bunu da açıklasın", "İmana gelen bilim adamının serüveni" ya da "Tanrının elindeki ruh stoğu mu tükenmiş" demenize gerek yok.
"Fobilerimiz aslında önceki hayatımızdaki ölüm nedenimiz olabilir mi?" gibi bir düşünceye soktu bu film beni ve bunun gibi reenkarnasyonla alakalı milyonlarca düşüncenin beyninizdeki akışını durduramayabilirsiniz fakat dünyadaki nüfusun arttığını düşünmeniz ya da daha bilimsel bir şekilde insanın atomlardan ve bu atomların meydana getirdiği enerjiden meydana geldiği bu evrende her bir atoma sahip olan tüm varlıkların ömürlerinin sonu vardır. İnsan yok olduğu zaman bedenindeki mineraller, bakteriler doğaya karışacak ve başka bir canlının yaşaması için besin kaynağına dönüşecek. Ama bu değildir ki reenkarne olacağız çünkü yok olan bilincimiz başka bir bedene aktarılmış olarak uyanmayacağız asla. Bizi meydana getiren bu enerji başka bir forma bürünmüş olacak sadece.
Ve eğer olurda iki kat arasında asansörde kalırsak, asansör kabininden asla çıkmıyoruz.
2016 yılındaki şov, Victoria's Secret Fashion Show'un gelmiş geçmiş en iyi şovundan biri. Tekrar tekrar açıp izlettiriyor Youtube'dan. Meleklerin hepsi öyle nefes kesici ve güçlü görünüyor ki, özellikle de Bella. Tabi son zamanlardaki istismar itiraflarından sonra şovlarda pek de güçlülermiş…devamı2016 yılındaki şov, Victoria's Secret Fashion Show'un gelmiş geçmiş en iyi şovundan biri. Tekrar tekrar açıp izlettiriyor Youtube'dan. Meleklerin hepsi öyle nefes kesici ve güçlü görünüyor ki, özellikle de Bella. Tabi son zamanlardaki istismar itiraflarından sonra şovlarda pek de güçlülermiş gibi hissettirmiyor.
İlk sezonda Villanelle'in hala nasıl yakalanamadığı, ikinci sezonla beraber Eve'nin ikizler burcu olduğunu düşünüp duruyorsunuz yoksa bir insan bu kadar tutarsız olamaz. Dizideki karakterlerin duygularını tam olarak tanımlayamıyorsunuz ve Niko'nun suçu neydi diye tüm sezon boyunca beyninizi meşgul ediyorsunuz.
Jonas aslında bir döngüde sıkışıp kalmaktan çok bu döngüyü tekrarlatıp bıkmayan birisi oluyor gözünüzde. İnsanların hayatlarının birbirine karışması sizi oldukça şaşırtıyor, yok artık diyorsunuz ve olayların garip gizemliğine karşı koyamayıp heyecanla diziyi 'gizemli' bir şekilde bitiriyorsunuz.
Diziyi bitirene kadar düşündüğünüz tek şey 'Derhal bu kız birisiyle sevişsin' oluyor. Rachel klasik ergen, libidosu tavan olan bir kızımız ve gerçekten hayal gücü çok fantastik. Bazı bölümlerde gerçekten sizi davranışlarıyla kanser ediyor.
Filmin başlarında ve sonlarında Carrie kızımıza karşı hissettikleriniz kesinlikle değişecek. Sonlarında dediğiniz tek şey "Carrie aptal mısın?" oluyor.