maçın adamı “ ismail yüksek ve ernest muçi” maçın kazması “ halil umut meler” maçın kalitesi “ asansio” maçın karakteri “ trabzon spor taraftarı “ maç “ yağmurla “ güzelleşti maçın dinamosu fenerbahçeydi . trabzon 2 fenerbahçe 3
türkiye muhalefetinin en büyük problemi, seçimden önce umut satıp seçimden sonra analiz paketine geçmesidir. muhalefet kazanamadığında seçmen radikalleşir, kazandığında muhalefet ılımlılaşır. ortada kalan ise yine seçmendir.
Baytown haydutları / 2012 ( eva longoria) don carlos (billy bob thornton): “tanrı'nın onaylayamayacağı o tüm pis işler için minnettarım; ama bazı şeyleri, başlamadan durdurmak lazım… ortaklığın hırsa kadar yolu vardır. hırsın da, artık pek kullanmadığım bir kelimeye kadar: 'isyan'.…devamıBaytown haydutları / 2012 ( eva longoria)
don carlos (billy bob thornton):
“tanrı'nın onaylayamayacağı o tüm pis işler için minnettarım; ama bazı şeyleri, başlamadan durdurmak lazım…
ortaklığın hırsa kadar yolu vardır.
hırsın da, artık pek kullanmadığım bir kelimeye kadar: 'isyan'.
o zaman beni hiç sevmezsin…”
bak, aklıma bir şey geldi: pide ve tuvalet kâğıdına ihtiyacım var.
bir de brad pitt'in lanet bir bebeğe dönüştüğü filmi istiyorum.
sür bitti, birkaç şey daha lazım… acaba bütün bunları tek bir yerde nasıl bulurum?
– walmart'ta.
+ laanettt walmart…
evet, kelimelerin arasına bunu sokuşturmayı seviyorum.
artık ben de kullanacağım.
şimdi bir film değil, bir kafa hâli.
biraz mafya tiradı, biraz market ironi, biraz bilinç akışı.
don carlos direkt suç dünyası tonu taşıyor.
“tanrının onaylayamayacağı işler” cümlesi klasik mafya meşruiyet arayışı.
ortaklık–hırs–isyan zinciri ise psikolojik kırılma.kafa açıyor işte..
ama sonra ne oluyor?
pide, tuvalet kağıdı ve film arıyorsun.
yüksek dramatik monolog, bir anda alışveriş listesine çöküyor.
benjamin button..lanet bebeğe dönüşen brett..
tersine yaşlanan adam.
zamanla mücadele.
insanın kontrol edemediği akış.
tarantino + günümüz tüketim ironisi.
çünkü en sert tiradın sonu şuna bağlanıyor:
“hepsini tek yerde nasıl bulurum?”
ve cevap tek kelime:
sistem.
sen “wolmart” kelimesini küfür gibi kullanıyorsun.
çünkü artık her duygu, her ihtiyaç, her film tek yerde.
isyan bile raf düzeninde.
tam olarak modern dünya özeti.
ben q.t tarzını seviyorum belki de.
not : q.t filmle alakası yok sadece monolog replikler o kafa ..
Spoiler içeriyor
Görünmeyen Misafir (2016) Bazı filmler katili aratır. Bu film gerçeği. Başarılı bir iş insanı, kapalı bir otel odası ve yerde yatan bir ceset. Senaryo klasik gibi başlar: kaçış yok, şüphe var, zaman daralıyor. Ama film ilerledikçe mesele “kim yaptı?”dan çıkar,…devamıGörünmeyen Misafir (2016)
Bazı filmler katili aratır.
Bu film gerçeği.
Başarılı bir iş insanı, kapalı bir otel odası ve yerde yatan bir ceset. Senaryo klasik gibi başlar: kaçış yok, şüphe var, zaman daralıyor. Ama film ilerledikçe mesele “kim yaptı?”dan çıkar, “hangi versiyon doğru?”ya dönüşür.
Adrián Doria konuşur.
Avukat Virginia Goodman dinler.
Ama asıl savaş delillerde değil, detaylardadır.
Film boyunca aynı hikâyeyi farklı şekillerde dinleriz. Her anlatımda küçük bir taş yerinden oynar. Bir kelime değişir, bir boşluk dolar, bir çelişki ortaya çıkar. Ve seyirci fark eder ki gerçek sabit bir şey değildir; anlatanın çıkarına göre şekil alabilir.
Bu film bir polisiye değil, bir ikna düellosudur.
Suçtan çok manipülasyonu anlatır.
Vicdandan çok korkuyu.
En sert tarafı ise şu:
Adrián’ın hikâyesine inanmak istiyoruz. Çünkü güçlü, başarılı ve kontrollü görünen insanlara inanmak kolaydır. Film bu zaafımızı kullanır.
Finalde yaşanan şey bir sürprizden fazlasıdır.
Bir maskenin, ağır ağır ve acımasızca düşmesidir.
Ve film şunu fısıldar:
Gerçeği saklayan çoğu zaman zekâ değil; korkudur.
Filmden akılda kalanlar..
“Gerçek, ayrıntılarda gizlidir.”
“Her hikâyenin iki tarafı vardır. Ama doğru olan yalnızca biridir.”
“Mükemmel cinayet yoktur. Sadece yeterince iyi saklanan hatalar vardır.”
“Eğer bir detayı gizliyorsanız, hikâye zaten çökmeye başlamıştır.”
akp'den bıkmış olmak, kusursuz başlık ! 20 yılı aşan bir iktidarın insanda yarattığı kronik yorgunluk halidir. bir partiye oy verip vermemekten bağımsızdır mesele. mesele, aynı yüzleri, aynı cümleleri, aynı “beka” tonunu, aynı kriz anlarında aynı refleksleri izlemek zorunda kalma hissidir.…devamıakp'den bıkmış olmak, kusursuz başlık !
20 yılı aşan bir iktidarın insanda yarattığı kronik yorgunluk halidir.
bir partiye oy verip vermemekten bağımsızdır mesele.
mesele, aynı yüzleri, aynı cümleleri, aynı “beka” tonunu, aynı kriz anlarında aynı refleksleri izlemek zorunda kalma hissidir.
ekonomik sıkışma artarken anlatının hep parlak olması,
her eleştirinin “dış güç”,
her itirazın “hain”,
her seçimin “son seçim” atmosferinde sunulması insanı tüketir.
bıkmak bazen şuradan gelir:
sorunların kendisinden değil, sorunlarla kurulan dilden.
çünkü uzun süre iktidarda kalan her yapı devlete benzer.
devlete benzeyen her yapı da eleştiriyi kişisel algılar.
güç uzadıkça esneklik azalır, mizah kaybolur, özeleştiri lüks olur.
akp'den bıkmış olmak biraz da sürekli yüksek sesli bir televizyonda yaşamak gibidir.
kapatamazsın, kısamazsın, alıştığını sanırsın ama zihnin yorulur.
öte yandan işin ironik tarafı şudur:
bu bıkkınlık yıllardır sürmesine rağmen, sistem alternatif üretme kapasitesi konusunda da iç açıcı değildir.
yani bir yorgunluk var ama net bir çıkış yolu yok.
bıkmış olmak bir bilinç halidir belki.
ama tek başına yetmez.
çünkü siyaset sadece tepkiyle değil, tasarımla değişir.
13 (2010) – Risk, Gerilim ve Ölümcül Bir Oyun Jason Statham’ın kadrosunda yer aldığı “13”, ölümcül bir kumar oyununun içine sürüklenen sıradan bir adamın hikayesini anlatan, karanlık ve gerilim dolu bir film. Géla Babluani’nin 2005 yapımı “13 Tzameti” adlı Fransız…devamı13 (2010) – Risk, Gerilim ve Ölümcül Bir Oyun
Jason Statham’ın kadrosunda yer aldığı “13”, ölümcül bir kumar oyununun içine sürüklenen sıradan bir adamın hikayesini anlatan, karanlık ve gerilim dolu bir film. Géla Babluani’nin 2005 yapımı “13 Tzameti” adlı Fransız filminden uyarlanan bu versiyon, daha büyük bir oyuncu kadrosu ve Hollywood dokunuşuyla karşımıza çıkıyor. Ancak soru şu: Orijinal filmin çarpıcı atmosferini koruyabiliyor mu?
Filmin merkezinde, tesadüfen gizemli bir davetin eline geçmesiyle kendini tehlikeli bir dünyanın içinde bulan Vince (Sam Riley) karakteri var. Bu davet onu, dünyanın en acımasız kumar oyunlarından birine götürüyor: Rus ruleti turnuvası! Kurallar basit ama ölümcül: İnsanlar daire halinde diziliyor ve kafalarına silah dayayıp, birbirlerine ateş etmek zorunda kalıyorlar. Hayatta kalan kazanıyor, kaybeden… zaten ortada. Jason Statham, filmde zengin ve acımasız bir bahisçi olan Jasper karakterini canlandırıyor. O ve diğer zengin adamlar, bu ölümcül oyunda bahis oynayarak eğleniyorlar.
Film, umutsuzluk, hayatta kalma içgüdüsü ve ahlaki yozlaşma gibi konuları işliyor. İnsanların hayatta kalmak için ne kadar ileri gidebileceğini ve zenginlerin fakirler üzerindeki güç oyunlarını sorgulayan bir yapısı var. Gerilim seviyesi yüksek, özellikle turnuvanın geçtiği sahneler klostrofobik bir atmosfer yaratıyor. Ancak orijinal “13 Tzameti” filminin sunduğu minimalist ve rahatsız edici gerilim havası, bu uyarlamada biraz daha ticari bir forma bürünmüş diyebiliriz.
Jason Statham, filmde tipik aksiyon rollerinden biraz farklı bir karakterle karşımıza çıkıyor. Dövüş sahneleri yok, hızlı araba kovalamacaları yok; daha çok soğukkanlı, acımasız bir bahisçi olarak karşımıza çıkıyor. Ancak onun asıl parladığı roller düşünülünce, filmde fazla ön planda olmaması hayranları için biraz hayal kırıklığı yaratabilir. Mickey Rourke, Ray Winstone ve Alexander Skarsgård gibi güçlü isimlerin yer aldığı film, oyuncu kadrosu açısından oldukça sağlam, ama karakterlerin derinliği yeterince iyi işlenmemiş.
Sonuç olarak, “13”, gerilim ve psikolojik baskıyı sevenler için ilginç bir seçenek olabilir. Ölümcül bir oyunun içindeki çaresiz karakterler ve adrenalin yüklü sahneler, filmi izlenebilir kılıyor. Ancak orijinal “13 Tzameti” filmini izleyenler için, bu versiyon biraz fazla cilalanmış ve Hollywood’laşmış hissettirebilir. Eğer Jason Statham’ın aksiyon dolu sahnelerini izlemek için filme yöneliyorsan, bu film sana o beklentiyi tam olarak sunmayabilir. Ama karanlık ve klostrofobik bir gerilim filmi arıyorsan, şans verebilirsin.