Baytown haydutları / 2012 ( eva longoria) don carlos (billy bob thornton): “tanrı'nın onaylayamayacağı o tüm pis işler için minnettarım; ama bazı şeyleri, başlamadan durdurmak lazım… ortaklığın hırsa kadar yolu vardır. hırsın da, artık pek kullanmadığım bir kelimeye kadar: 'isyan'.…devamıBaytown haydutları / 2012 ( eva longoria)
don carlos (billy bob thornton):
“tanrı'nın onaylayamayacağı o tüm pis işler için minnettarım; ama bazı şeyleri, başlamadan durdurmak lazım…
ortaklığın hırsa kadar yolu vardır.
hırsın da, artık pek kullanmadığım bir kelimeye kadar: 'isyan'.
o zaman beni hiç sevmezsin…”
bak, aklıma bir şey geldi: pide ve tuvalet kâğıdına ihtiyacım var.
bir de brad pitt'in lanet bir bebeğe dönüştüğü filmi istiyorum.
sür bitti, birkaç şey daha lazım… acaba bütün bunları tek bir yerde nasıl bulurum?
– walmart'ta.
+ laanettt walmart…
evet, kelimelerin arasına bunu sokuşturmayı seviyorum.
artık ben de kullanacağım.
şimdi bir film değil, bir kafa hâli.
biraz mafya tiradı, biraz market ironi, biraz bilinç akışı.
don carlos direkt suç dünyası tonu taşıyor.
“tanrının onaylayamayacağı işler” cümlesi klasik mafya meşruiyet arayışı.
ortaklık–hırs–isyan zinciri ise psikolojik kırılma.kafa açıyor işte..
ama sonra ne oluyor?
pide, tuvalet kağıdı ve film arıyorsun.
yüksek dramatik monolog, bir anda alışveriş listesine çöküyor.
benjamin button..lanet bebeğe dönüşen brett..
tersine yaşlanan adam.
zamanla mücadele.
insanın kontrol edemediği akış.
tarantino + günümüz tüketim ironisi.
çünkü en sert tiradın sonu şuna bağlanıyor:
“hepsini tek yerde nasıl bulurum?”
ve cevap tek kelime:
sistem.
sen “wolmart” kelimesini küfür gibi kullanıyorsun.
çünkü artık her duygu, her ihtiyaç, her film tek yerde.
isyan bile raf düzeninde.
tam olarak modern dünya özeti.
ben q.t tarzını seviyorum belki de.
not : q.t filmle alakası yok sadece monolog replikler o kafa ..
Spoiler içeriyor
Görünmeyen Misafir (2016) Bazı filmler katili aratır. Bu film gerçeği. Başarılı bir iş insanı, kapalı bir otel odası ve yerde yatan bir ceset. Senaryo klasik gibi başlar: kaçış yok, şüphe var, zaman daralıyor. Ama film ilerledikçe mesele “kim yaptı?”dan çıkar,…devamıGörünmeyen Misafir (2016)
Bazı filmler katili aratır.
Bu film gerçeği.
Başarılı bir iş insanı, kapalı bir otel odası ve yerde yatan bir ceset. Senaryo klasik gibi başlar: kaçış yok, şüphe var, zaman daralıyor. Ama film ilerledikçe mesele “kim yaptı?”dan çıkar, “hangi versiyon doğru?”ya dönüşür.
Adrián Doria konuşur.
Avukat Virginia Goodman dinler.
Ama asıl savaş delillerde değil, detaylardadır.
Film boyunca aynı hikâyeyi farklı şekillerde dinleriz. Her anlatımda küçük bir taş yerinden oynar. Bir kelime değişir, bir boşluk dolar, bir çelişki ortaya çıkar. Ve seyirci fark eder ki gerçek sabit bir şey değildir; anlatanın çıkarına göre şekil alabilir.
Bu film bir polisiye değil, bir ikna düellosudur.
Suçtan çok manipülasyonu anlatır.
Vicdandan çok korkuyu.
En sert tarafı ise şu:
Adrián’ın hikâyesine inanmak istiyoruz. Çünkü güçlü, başarılı ve kontrollü görünen insanlara inanmak kolaydır. Film bu zaafımızı kullanır.
Finalde yaşanan şey bir sürprizden fazlasıdır.
Bir maskenin, ağır ağır ve acımasızca düşmesidir.
Ve film şunu fısıldar:
Gerçeği saklayan çoğu zaman zekâ değil; korkudur.
Filmden akılda kalanlar..
“Gerçek, ayrıntılarda gizlidir.”
“Her hikâyenin iki tarafı vardır. Ama doğru olan yalnızca biridir.”
“Mükemmel cinayet yoktur. Sadece yeterince iyi saklanan hatalar vardır.”
“Eğer bir detayı gizliyorsanız, hikâye zaten çökmeye başlamıştır.”
akp'den bıkmış olmak, kusursuz başlık ! 20 yılı aşan bir iktidarın insanda yarattığı kronik yorgunluk halidir. bir partiye oy verip vermemekten bağımsızdır mesele. mesele, aynı yüzleri, aynı cümleleri, aynı “beka” tonunu, aynı kriz anlarında aynı refleksleri izlemek zorunda kalma hissidir.…devamıakp'den bıkmış olmak, kusursuz başlık !
20 yılı aşan bir iktidarın insanda yarattığı kronik yorgunluk halidir.
bir partiye oy verip vermemekten bağımsızdır mesele.
mesele, aynı yüzleri, aynı cümleleri, aynı “beka” tonunu, aynı kriz anlarında aynı refleksleri izlemek zorunda kalma hissidir.
ekonomik sıkışma artarken anlatının hep parlak olması,
her eleştirinin “dış güç”,
her itirazın “hain”,
her seçimin “son seçim” atmosferinde sunulması insanı tüketir.
bıkmak bazen şuradan gelir:
sorunların kendisinden değil, sorunlarla kurulan dilden.
çünkü uzun süre iktidarda kalan her yapı devlete benzer.
devlete benzeyen her yapı da eleştiriyi kişisel algılar.
güç uzadıkça esneklik azalır, mizah kaybolur, özeleştiri lüks olur.
akp'den bıkmış olmak biraz da sürekli yüksek sesli bir televizyonda yaşamak gibidir.
kapatamazsın, kısamazsın, alıştığını sanırsın ama zihnin yorulur.
öte yandan işin ironik tarafı şudur:
bu bıkkınlık yıllardır sürmesine rağmen, sistem alternatif üretme kapasitesi konusunda da iç açıcı değildir.
yani bir yorgunluk var ama net bir çıkış yolu yok.
bıkmış olmak bir bilinç halidir belki.
ama tek başına yetmez.
çünkü siyaset sadece tepkiyle değil, tasarımla değişir.
13 (2010) – Risk, Gerilim ve Ölümcül Bir Oyun Jason Statham’ın kadrosunda yer aldığı “13”, ölümcül bir kumar oyununun içine sürüklenen sıradan bir adamın hikayesini anlatan, karanlık ve gerilim dolu bir film. Géla Babluani’nin 2005 yapımı “13 Tzameti” adlı Fransız…devamı13 (2010) – Risk, Gerilim ve Ölümcül Bir Oyun
Jason Statham’ın kadrosunda yer aldığı “13”, ölümcül bir kumar oyununun içine sürüklenen sıradan bir adamın hikayesini anlatan, karanlık ve gerilim dolu bir film. Géla Babluani’nin 2005 yapımı “13 Tzameti” adlı Fransız filminden uyarlanan bu versiyon, daha büyük bir oyuncu kadrosu ve Hollywood dokunuşuyla karşımıza çıkıyor. Ancak soru şu: Orijinal filmin çarpıcı atmosferini koruyabiliyor mu?
Filmin merkezinde, tesadüfen gizemli bir davetin eline geçmesiyle kendini tehlikeli bir dünyanın içinde bulan Vince (Sam Riley) karakteri var. Bu davet onu, dünyanın en acımasız kumar oyunlarından birine götürüyor: Rus ruleti turnuvası! Kurallar basit ama ölümcül: İnsanlar daire halinde diziliyor ve kafalarına silah dayayıp, birbirlerine ateş etmek zorunda kalıyorlar. Hayatta kalan kazanıyor, kaybeden… zaten ortada. Jason Statham, filmde zengin ve acımasız bir bahisçi olan Jasper karakterini canlandırıyor. O ve diğer zengin adamlar, bu ölümcül oyunda bahis oynayarak eğleniyorlar.
Film, umutsuzluk, hayatta kalma içgüdüsü ve ahlaki yozlaşma gibi konuları işliyor. İnsanların hayatta kalmak için ne kadar ileri gidebileceğini ve zenginlerin fakirler üzerindeki güç oyunlarını sorgulayan bir yapısı var. Gerilim seviyesi yüksek, özellikle turnuvanın geçtiği sahneler klostrofobik bir atmosfer yaratıyor. Ancak orijinal “13 Tzameti” filminin sunduğu minimalist ve rahatsız edici gerilim havası, bu uyarlamada biraz daha ticari bir forma bürünmüş diyebiliriz.
Jason Statham, filmde tipik aksiyon rollerinden biraz farklı bir karakterle karşımıza çıkıyor. Dövüş sahneleri yok, hızlı araba kovalamacaları yok; daha çok soğukkanlı, acımasız bir bahisçi olarak karşımıza çıkıyor. Ancak onun asıl parladığı roller düşünülünce, filmde fazla ön planda olmaması hayranları için biraz hayal kırıklığı yaratabilir. Mickey Rourke, Ray Winstone ve Alexander Skarsgård gibi güçlü isimlerin yer aldığı film, oyuncu kadrosu açısından oldukça sağlam, ama karakterlerin derinliği yeterince iyi işlenmemiş.
Sonuç olarak, “13”, gerilim ve psikolojik baskıyı sevenler için ilginç bir seçenek olabilir. Ölümcül bir oyunun içindeki çaresiz karakterler ve adrenalin yüklü sahneler, filmi izlenebilir kılıyor. Ancak orijinal “13 Tzameti” filmini izleyenler için, bu versiyon biraz fazla cilalanmış ve Hollywood’laşmış hissettirebilir. Eğer Jason Statham’ın aksiyon dolu sahnelerini izlemek için filme yöneliyorsan, bu film sana o beklentiyi tam olarak sunmayabilir. Ama karanlık ve klostrofobik bir gerilim filmi arıyorsan, şans verebilirsin.
abd adalet bakanlığı tarafından yayınlanan jeffrey epstein dosyalarında galatasaray'ın eski futbolcusu franck ribery'nin, epstein'den 14 yaşındaki bir kız çocuğu istediği görülüyor. çocuklar için çok üzgünüm. herkes bu pislikle beraber pisliğin içinde. kaynaklar: doj dosyaları, haber siteleri. sayfa 28 #epstein #jeffreyepstein…devamıabd adalet bakanlığı tarafından yayınlanan jeffrey epstein dosyalarında galatasaray'ın eski futbolcusu franck ribery'nin, epstein'den 14 yaşındaki bir kız çocuğu istediği görülüyor.
çocuklar için çok üzgünüm.
herkes bu pislikle beraber pisliğin içinde.
kaynaklar: doj dosyaları, haber siteleri. sayfa 28
#epstein #jeffreyepstein #franckribery
Jeffrey Epstein'ın yeğeni Kirstien Marshall: - Ben Jeff Epstein’ın yeğeniyim. - Bize 'BAAL Tarikatı'na ait olduğumuzu söylediler. - Babamın söylediğine göre, büyük büyükbabam "Walt Disney’di" - ABD'ye taşınmadan önceki adı Artur Bic’ti. - Benim de soyundan geldiğim, çocuk sahibi olduğu…devamıJeffrey Epstein'ın yeğeni Kirstien Marshall:
- Ben Jeff Epstein’ın yeğeniyim.
- Bize 'BAAL Tarikatı'na ait olduğumuzu söylediler.
- Babamın söylediğine göre, büyük büyükbabam "Walt Disney’di"
- ABD'ye taşınmadan önceki adı Artur Bic’ti.
- Benim de soyundan geldiğim, çocuk sahibi olduğu ikiz kız kardeşinin adı Minnie’ydi.
- Mickey ve Minnie Mouse isimlerini buradan alıyoruz.
- Çok sevimli geliyor, değil mi?
- Ancak eğlence sektörüne giren çocukların hâlâ maruz kaldığından şüphelendiğim istismarları düşündüğünüz anlar hariç.
(BAAL şeytanın adıdır. Bu günkü Lübnan sınırları içindedir Baal tapınağı. Şeytana tapan ve Çocuk kurban eden binlerce yıllık bir tarikat. Hz İbrahim bu kavme çocuk kurban etmeyi bırakmaları ve koç kurban etmeleri emrini getirdiği rivayet edilir)
jeffrey epstein'ı parça parça değil, bağlantılarıyla anlamak isteyenler için: bu yazıyı mutlaka okuyun epstein dosyaları: karanlık perdenin arkasına bir bakış donald jeffries epstein dosyaları: karanlık perdenin arkasına bir bakış — rothschild grubuna bağlı bir yapı tarafından jeffrey epstein'a 25 milyon…devamıjeffrey epstein'ı parça parça değil, bağlantılarıyla anlamak isteyenler için: bu yazıyı mutlaka okuyun
epstein dosyaları: karanlık perdenin arkasına bir bakış
donald jeffries
epstein dosyaları: karanlık perdenin arkasına bir bakış
— rothschild grubuna bağlı bir yapı tarafından jeffrey epstein'a 25 milyon dolarlık bir ödeme yapıldığı anlatılıyor
- epstein, j.d. vance'in akıl hocası peter thiel'e, “muhtemelen bildiğiniz gibi, ben rothschildları temsil ediyorum” diye övünüyor
- epstein'ın dostu, eski israil cumhurbaşkanı ehud barak, vladimir putin'le bir görüşme ayarlayamayınca, bunu epstein ayarlıyor
—- başka bir e-posta, epstein'ın, küfürlü eseri piss christ'i yaratan “sanatçı” andres serrano ile papa arasında bir görüşme ayarlayabildiğini bildiriyor
—- peki jeffrey epstein tam olarak kimdi?
1/ epstein dosyaları: yaklaşık 6 milyon belge olduğu söylenen arşivin yalnızca küçük bir kısmı incelenebildi. ortaya çıkanlar, tekil suçlardan ziyade sistematik bir çürümeye işaret ediyor.
2/ belgelerin büyük bölümü, epstein ile isimleri çoğu zaman sansürlenmiş kişiler arasındaki e-posta yazışmalarından oluşuyor.
3/ dosyalarda, epstein'ın kimliğini ve aidiyetini açıkça vurguladığı, kullandığı dil ve referanslarla kendisini “ayrıcalıklı” bir sınıfa ait gördüğü iddia ediliyor.
4/ e-postalarda “goyim”, “seçilmişlik”, “üst ruhlar” gibi ifadelerin sıradan bir üslupla kullanıldığı aktarılıyor. bu dil, insanları sınıflayan bir zihniyete işaret ediyor.
5/ belgelerde dikkat çeken bir diğer unsur, donald trump'a yönelik çok sayıda ağır iddianın yer alması ve bu iddialarda trump adının sansürlenmemiş olması.
6/ iddialar arasında, reşit olmayan kızların bulunduğu partiler, tehditler ve tanıklık anlatımları bulunuyor. bunların tamamı belge içi anlatım olarak aktarılıyor.
7/ aynı dosyalarda başka güçlü isimler ya tamamen sansürlü ya da doğrudan suç isnadı olmadan geçiyor. bu durum, seçici bir ifşa sorusu doğuruyor.
8/ bazı tanıklık anlatımları, aşırı şiddet, ritüel ve yamyamlık gibi uç iddialar içeriyor. metin, bunların doğruluğuna dair kesin hüküm vermiyor.
9/ yüksek makamlardaki kişilerle ilişkilendirilen bu iddialar, “komplo” olarak geçiştirilen anlatıların neden tamamen yok sayılamadığını gösteriyor.
10/ dosyalarda rothschild isminin binlerce kez geçtiği, epstein'ın kendisini bu çevrelerin temsilcisi gibi sunduğu iddia ediliyor.
11/ e-postalarda ukrayna'daki 2014 gelişmelerinin “fırsat” olarak tanımlandığı ifadeler yer alıyor. bu da jeopolitik–finansal bağlara işaret ediyor.
12/ belgelerde “pizza”, “makarna”, “üzüm sodası” gibi kelimelerin olağanüstü sıklıkta geçmesi dikkat çekiyor. bunun masum mu, kod dili mi olduğu tartışmalı.
13/ benzer kelime yoğunlukları daha önce sızdırılan başka e-posta arşivlerinde de görülmüştü. o zaman da kamuoyuna “önemsiz” denmişti.
14/ metin, medyanın bu tür detayları ya görmezden geldiğini ya da alay ederek etkisizleştirdiğini savunuyor.
15/ belgeler, tekil sapıklıklardan çok, elitler arasında normalleşmiş bir ahlaksızlık ağı tasviri sunuyor.
16/ bazı e-postalar, ölüm ve tehdit konularında “whoops” gibi ifadelerin kullanıldığını gösteriyor. bunun bir iç jargon olabileceği ima ediliyor.
17/ epstein'ın siyaset, medya, finans ve kültür dünyasındaki aktörlerle doğrudan temas kurabildiği çok sayıda yazışmada görülüyor.
18/ metin, epstein'ın bu gücü nasıl elde ettiğinin hâlâ net olmadığını; ne akademik ne mesleki geçmişinin bunu açıklamadığını vurguluyor.
19/ bazı mağdurların ifadeleri, yıllar geçmesine rağmen hiçbir ciddi yargı süreciyle sonuçlanmadı.
20/ yetkililer, “rahatsız edici belgelerin tek başına kovuşturma için yeterli olmadığını” söylüyor. bu, hukuk–adalet uçurumunu gösteriyor.
21/ aynı sistem, sıradan insanlar için çok daha zayıf delillerle ağır cezalar verebiliyor.
22/ metne göre epstein dosyaları, bir tür modern pentagon belgeleri niteliğinde: yöneten sınıfın ahlaki çöküşünü sergiliyor.
23/ bu yapıların büyük bölümünün cezasız kalacağı, hesaplaşmanın hukukta değil tarihte olacağı savunuluyor.
24/ sonuç: epstein dosyaları tek bir adamı değil, küresel elitlerin dokunulmazlık kültürünü ifşa ediyor. sorulması gereken soru şu:
gerçekten bilmemiz mi istenmiyor, yoksa artık umursamamamız mı?
Üç kişi giyotinle idama mahkûm olur. Bunlardan biri papaz, biri hâkim, biri de fizikçi... *İdam sehpasına ilk papaz çıkarılır. Başını giyotinin altına yerleştirir ve sorarlar: – Son sözün nedir? Der ki: – Ben Allah’a inanıyorum, O beni kurtaracaktır. Allah... Allah...…devamıÜç kişi giyotinle idama mahkûm olur.
Bunlardan biri papaz, biri hâkim, biri de fizikçi...
*İdam sehpasına ilk papaz çıkarılır. Başını giyotinin altına yerleştirir ve sorarlar:
– Son sözün nedir?
Der ki:
– Ben Allah’a inanıyorum, O beni kurtaracaktır. Allah... Allah... Allah...
Giyotini indirdiklerinde boynuna birkaç santim kala giyotin durur. Halk şaşırır ve hep bir ağızdan bağırır:
– Onu serbest bırakın; Allah sözünü söylemiş ve onu korumuştur.
Böylece papaz idam edilmekten kurtulur... *Sıra hâkime gelir, ona da sorarlar:
– Demek istediğin en son söz nedir?
Der ki:
– Ben papaz gibi Allah’a inanmıyorum. Ama adalete güveniyorum. Adalet... Adalet... Adalet...
Giyotini indirirler, giyotin hâkimin de boynuna birkaç santim kala durur...
Bunun üzerine insanlar tekrar şaşırır ve bağırırlar:
– Adalet sözünü söyledi, onu serbest bırakın.
Böylece hâkim de boynunun kesilmesinden kurtulur...
Sıra fizikçiye gelir. Ona da
– Son sözünü söyle derler
Der ki:
– Ben ne Allah’a inanan bir papazım, ne de adalete güvenen bir hâkim.. Bildiğim tek şey şudur: Giyotinin ipinde bir düğüm var ve o düğüm giyotinin tam inmesine engel oluyor.
Görevliler giyotini kontrol edince gerçekten de bir düğüm olduğunu görürler. Düğümü açıp tekrar bırakırlar, böylece fizikçinin başı bedeninden kopar..
Toplumdaki "düğümler" ve sorunlara işaret edip gerçekleri söylemenin acı sonuçları olabilir!..
Gerçeği söylemeye cesareti olanlar, bedel ödemeyi göze almalıdır..