Bacurau (2019) Bacurau, Brezilya’da bulunan küçük bir kasabadır. Genç bir kadın olan Teresa, Bacurau’da bulunan büyükannesinin cenaze törenine katılmak için kasabaya gider. Teresa’nın büyükannesi olan, kasabanın lideri Carmelita, hayatını kaybedince kasabada yas havası hakim olur olur. Teresa, cenaze için geldiği…devamıBacurau (2019)
Bacurau, Brezilya’da bulunan küçük bir kasabadır. Genç bir kadın olan Teresa, Bacurau’da bulunan büyükannesinin cenaze törenine katılmak için kasabaya gider. Teresa’nın büyükannesi olan, kasabanın lideri Carmelita, hayatını kaybedince kasabada yas havası hakim olur olur. Teresa, cenaze için geldiği Bacurau'nun birçok sorununun olduğunu gözlemler. Kasaba, temel olanaklardan yoksun, telefonunun çekmediği, temiz suyun bulunmadığı ve daha nice sorunların baş gösterdiği bir yer haline gelmiştir. Carmelita'nın ölümünün ardından geçen birkaç gün sonra kasaba sakinleri, bölgenin haritadan silindiğini ve art arda ölümlerin meydana geldiğini fark eder.
Bacurau, Brezilya kırsalında bir kasabada, dünyanın sadece “küçücük, sıradan bir yeri” olduğunu vurgulayan bir girişle açılıyor. Güney Brezilya’da, bağımsız olarak nitelenebilecek, bir tür komün hayatı yaşayan insanlardan oluşan Bacurau isimli bu yerleşke, büyükannesini kaybeden Teresa’nın (Bárbara Colen) kasabaya dönüşüyle başlıyor. Zaten daha en başında, film günümüzden birkaç yıl sonrasını tasavvur ettiğini belirterek bilim kurgu ceketini giyiyor ve absürt stilini de, bir arabanın devrilmesiyle yola saçılan boş tabutları toplayan insanların davranışları üzerinden kazanıyor. Teresa kasabaya geldiğinde ise büyükannesinin aslında bu komünün başındaki kişi olduğunu ve filmin, Brezilya’nın Jair Bolsonaro ile kaybettiği sosyalist düzenine atıf yaptığını fark ediyoruz. Hatta bu anaerkil komünün başındaki Carmelita’ya, ölümünden hemen sonra gösterilen tepki, Brezilya’nın ilk sol yönetimini kuran Lula de Silva’nın, yolsuzluk iddialarıyla suçlanması şeklinde okunabilir. Zira bende bu hissiyata yol açan düşünce, filmde bu tepkinin ardından gelen “Hırsız değiliz” açıklaması oldu.
Carmelita’nın ölümünden sonra ortaya çıkan durum filmin türünü bambaşka bir noktaya, siyasi kodlarını da salt Latin Amerika bağlamında değerlendirmenin de ötesine, “emperyal güçler ve sömürülen halklar” eksenine taşıdı ve milletler üstü bir boyut kazandı. Zira belli olmayan bir sebepten ötürü ortaya çıkan insan avcıları, Bacuraulu insanları avlamaya, hatta vahşi bir şekilde katletmeye başladı. İşte bu noktada acid-western ya da anti- western diye tanımlayabileceğimiz bir türe göz kırpmaya başlayan ve bazen slashera kayan film, Cinema Novo’nun en önemli isimlerinden Glauber Roch’un tarif ettiği bir şiddet estetiğiyle her iki tarafın da birbirini avlamaya başladığı, absürt fakat bir o kadar da devrimci bir kimliğe bürünüyor. Zaten Cinema Novo’nun da misyonu budur; şiddetin devrimci olduğunu söyler ve sömürülene, sömürüldüğünü fark ettirmek ister.