Spoiler içeriyor
Merhabalar değerli kitapsever dostlarım. Bugün konusuyla sizleri etkileyecek bir kitapla karşınıza çıktım. Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş, Jose Saramago'nun 2005 yılında yayımladığı bir romandır. Jose Saramago'dan bahsedecek olursak daha önce hiçbir eserini okumadım ama "Körlük" kitabını çok duydum. Bu kitap…devamıMerhabalar değerli kitapsever dostlarım. Bugün konusuyla sizleri etkileyecek bir kitapla karşınıza çıktım. Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş, Jose Saramago'nun 2005 yılında yayımladığı bir romandır. Jose Saramago'dan bahsedecek olursak daha önce hiçbir eserini okumadım ama "Körlük" kitabını çok duydum. Bu kitap hakkında bir eleştiri yapamam ama yazarımızın Nobel edebiyat ödülünü almasına vesile olan bu kitabın güzel olduğunu düşünüyorum.
Neyse asıl meseleye gelecek olursak kitap, "Ertesi gün hiç kimse ölmedi..." cümlesiyle okurları karşılıyor ve bilinmeyen bir ülkenin bilinmeyen bir zamanında insanlık tarihinin daha önce görmediği bir olayı konu ediniyor.
Ölüm görevine son veriyor...
Düşünsenize artık ölüm yok ve bu dünyada kapana kısılmışsınız. İlk başta kulağa çok güzel geliyor değil mi ? Benim hoşuma gitmişti. Ne güzel kayıp duygusu yaşamayacağım diyordum, annem ve babam sonsuza kadar benimle birlikte olacak. Hele ki bu aralar bu düşüncelerle kafayı bozmuş biri olarak gerçekten bunu çok isterdim ama ne yazık ki her güzel şeyin bir dezavantajı oluyormuş. Kitapta da bize bunlardan bahsediliyor; asansör düşüyor ve paramparça olmuş o vücut yaşamaya devam ediyor, acısını derinlerden hissediyor keşke ölsem de kurtulsam diyor ama yaşamak zorunda çünkü ölüm artık yok. Aynı şekilde yaşlılar derilerinin ağırlığı altında ezilirken ve kolunu bile kaldıracak güçleri yokken yaşamaya devam etmek zorundalar çünkü ölüm yok. Hani ince hastalık geçiren insanların vefatının ardından en azından kurtuldu, artık acı çekmiyor denilir ya burada öyle bir şey de yok. Kurtulamıyor insanlar.
Romanımızda hayat bu şekilde devam ediyor. Yaşlılar çoğalıyor, nüfus artıyor, hastaneler tıklım tıklım... Artık hastanedeki insanları evlerine gönderiyorlar çünkü yapacakları bir şey yok bu yüzden evlerde mutsuzluk bulutları geziniyor. Devletin de mutlu olduğu pek sayılmaz çünkü emekli olan insanlar artıyor ve nüfus genel olarak artarken tüketim de artıyor böyle böyle dertler diz boyu iken aylar sonra bir gün eflatun renkli bir zarf ortaya çıkıyor.
Bu zarfın içinde de ölümün artık geri geldiği ve gelmeden sekiz gün önce de ölen kişiye haber verileceği yazıyor. Bu haber de eflatun renkli zarfla ölen kişiye iletileceği belirtiliyor. Amaç haberi alan kişinin bu sekiz gün içinde borçlarını ödemesi ve ailesiyle veda etmesi için bir süre tanımak.
Durum böyleyken eflatun renkli zarfı alan insanlar derin bir bir karamsarlığa bürünüyor bazıları borçları ödemek şöyle dursun kendini alkole veriyor ve daha önce yapmaktan çekindiği çoğu şeyi yapmaya başlıyor.
Aslında bu roman neredeyse her insanın istediği bir olayı konu ediniyor. Yani ölümün olmamasını hepimiz isteriz. Bu sadece kendimiz için de değil, sevdiğimiz insanların ölmemesini isteriz. Eğer ölümsüzlüğe ulaşamıyorsak da en azından öleceğimiz tarihi öğrenelim diye düşünürüz ama bu da bizi karamsar olmaktan öteye götürmez.
Ölüm görevine bu şekilde devam ederken bir gün eflatun renkli zarf yerine ulaşamadan geri geliyor bu durum da ölümün işini zorlaştırıyor.
Ve daha önce hiç yapmadığı bir şeyi yapıyor.
Sonunu da siz merak edin istedim. Zaten çoğu şeyi anlattım. Normalde böyle yapmayacaktım sizi meraklandıracaktım ama şu çenemi tutamadım. 😅
Kitabın genel hatlarına bakacak olursak yazarımız nokta ve virgülden başka noktalama işareti kullanmamış ve bu da biraz kafanızı karıştırabilir yani okurken diyaloglar bile virgülle ayrıldığından kimin konuştuğunu anlamak için tekrar tekrar okuyabilirsiniz ama ileriki sayfalarda normal bir durummuş gibi gelecek.
Şimdiden iyi okumalar sağlıcakla kalın. 🪷