Uçurtma avcısı kitabını çok duymuştum. Özellikle Taliban'ın gündem olduğu zamanlarda adından çok söz ettirmişti. Kitabı okumayı çok istiyordum ama bir türlü fırsat bulamamıştım. Geçenlerde de filmi karşıma çıktı ve izleyeyim dedim. Ama şunu belirtmek istiyorum ki benim gibi yapıp filmini…devamıUçurtma avcısı kitabını çok duymuştum. Özellikle Taliban'ın gündem olduğu zamanlarda adından çok söz ettirmişti. Kitabı okumayı çok istiyordum ama bir türlü fırsat bulamamıştım. Geçenlerde de filmi karşıma çıktı ve izleyeyim dedim.
Ama şunu belirtmek istiyorum ki benim gibi yapıp filmini kitabı okumadan önce izlemeyin. Çünkü muhteşem bir kitap olduğunu düşündüğünüz için aynı şekilde muhteşem bir film bekliyorsunuz fakat filmi daha sönük kalıyor.
Zaten filme yorum yapan çoğu kişinin de belirttiği gibi kitapta önemli olan yerlerin üstünde durmamışlar. Bu yüzden etkilendiğim bir film oldu ama aman aman abartılacak bir film değil.
Bir tek bende mi böyle bilmiyorum, biyografi filmlerini veya uyarlama filmleri sevemiyorum. Bence her şey orijinalinde kalmalı. Kitaplar okunmalı ve filmler orijinalinden izlenmeli. (Biyografi filmleri için bir şey diyemiyorum ama onu da güzel yapsınlar yaa :) )
Neyse biraz söylendikten sonra filme geçiş yapabiliriz.
Amir ve Hassan birlikte büyümüş iki arkadaştır. Amir zengin bir adamın oğlu, Hassan da uşaklarının oğluydu. İlk başlarda birbirlerini çok seven iki arkadaş olduklarını düşünmüştüm fakat bu sevginin tek taraflı olduğunun farkına varmam çok sürmedi.
Çünkü bu arkadaşlıkta kıskançlık da vardı. Özelikle Amir, korkak bir çocuk olduğu için ve Hassan'ın ondan daha cesur davrandığını gördüğü için ufaktan Hassan'ı kıskanırdı. Hassan Hazara'ydı ve bu yüzden ona karışan bir grup vardı.
Yine bir gün uçurtmalar gökyüzünde şenlik oluştururken kim bilebilirdi ki gökyüzünün son kez o kadar neşeli oluğunu, masumiyetin son kez görevini yerine getirdiğini...
Kopan uçurtmayı yakalamaya çalışan Hassan, Hazara olduğu için yine bir grup tarafından darp edilecekti ve bu sefer arkadaşını mutlu edebilmek için bazı işkencelere maruz kalacaktı. O sahneyi tam aktaramamış olabilirim ama çok ağır bir sahneydi. Amir korkak olduğu için arkadaşını bile kurtaramamış bir çocuktu. Ben bile kırgındım Amir'e.
Film boyunca o kadar çok kızdım ki... Bir de hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam etti, vicdan azabı çekmesin diye ondan uzaklaştı. O çocuk orada ne yaşıyor diye hiç düşünmedi. Bence çocuklar bu kadar vicdansız değiller yaa. Olmamalılar.
Film boyunca hep Hassan'ın neler düşündüğünü merak ettim. Kitapta da öyle miydi bilmiyorum ama sürekli Amir'in hayatını gördük. Neler yaptığını, yazar olmak istediğini, sevdiği kızı...
Ben şahsen bunları görmek istemiyordum. Hikayeyi bir de Hassan'ın dilinden dinlemek istiyordum. Neyse çok bahsetmemden de belli olduğu üzere en çok etkilendiğim yer bu sahneydi.
Bir de evet Amir'in hayatını gördük ama hiçbir zaman vicdan azabı çektiğini görmedim. Acaba gerçekten bu kadar gaddar bir insan mıydı yoksa gerçekten arkadaşının başına gelenlere sevinmiş miydi?
Neyse neyse bu konuda çok düşündüm ve çok söylendim. Filmde bir de Talibanlardan bahsediyorlardı. Afganistan'ın İslam adı altında kadınlara yaptıkları zulümleri gösteriyorlardı.
Sadece kadınlara da değil çocuklara, kendini savunamayan tüm canlılara...
Sırf ailesini birkaç gün doyurabilmek için bacaklarını satan insanlarla dolu bir ülke Afganistan. İzleyince ülkemizin haline şükreder olmuştum ama maalesef bizim de gidişatımız iyi değil.
Genel olarak filmi çok beğenmedim, yani çok fazla etkilenmedim ama o kadar da kötü değil. İzlenir.