Aslında bakarsanız arşiv niyetli paylaşımlar yaptığım için eleştirilerim düşüncelerimin büyük ölçüde iz düşümü olacak.Bazı okurların faydalanmasını umuyorum. Woody Allen filmlerini şöyle tanımlarım: akdeniz havzasında bir açık hava sinemasında yalnız başına izlenilen film ve sonrasında eller cepte baş önde düşünüle düşünüle…devamıAslında bakarsanız arşiv niyetli paylaşımlar yaptığım için eleştirilerim düşüncelerimin büyük ölçüde iz düşümü olacak.Bazı okurların faydalanmasını umuyorum.
Woody Allen filmlerini şöyle tanımlarım: akdeniz havzasında bir açık hava sinemasında yalnız başına izlenilen film ve sonrasında eller cepte baş önde düşünüle düşünüle eve dönülen bir yaz gecesi…filmleri bana hitap etmiyor,işin magazin tarafında ise hiç değilim,yalnızca bize sunduğu bir buçuk saatlik yapımlarından genelde sanatsal haz ile düşünsel katarsis arasında bir yerlerde ayrılıyorum ve bu beni rahatsız ediyor.Kendisinin müzik seçimlerini de hiç beğenmem,yani bir pedofilinin filmini çekse onda da arkaya sanatına uyduracağı bir smooth jazz eksik etmez.Enteresan entel dantel bir kişiliktir kendisi.
İrrational man başrollerinde zengin isimler olan bir film.Lakin bu yapım için bir önemi kalmıyor çünkü zor roller yok,konu zor değil,arada Emma Stone birkaç öfke/şaşkınlık/hüzün üçlediği o yüz ifadelerini yapıyor o kadar.Ana fikir itibariyle ise film riskli bir işe bulaşıyor bence:Suç ve Ceza.Şimdi bu noktada filmi özet geçemem.İlgilileri bir zahmet girsin baksın internetten.Felsefi sorunlardan en önemlilerinden birisi olan şu soruna değinir: Bireyin fikri eylemsel atılımına uğradığı vakit mi ahlakı çiğner? Ben bu noktada ciddi şüpheler taşıyorum.
şüphe 1: Kant’tan alıntlar yapan Abe düşüncenin eylemsel boyutlarına çakmak yakmadan önce ahlakın bireyin kendi sınırları olduğunu bilmez,bilememiştir.Toplumsal bir yasa olan ahlakın salt varoluşsal sancılar çekmesine neden olduğunu yine toplumsal bir yasayı çiğnediğinde anlayacaktır,Raskolnikovun baltası devreye girecektir.Dinin tahakküm kurmadığı bir yer yoksa dünyada hemen hemen, üstelik bu konuda dinlerin de ahlakının elbette farklı olduğunu bilerek soruyorum,acaba dinsel ahlakın, kitabını ve tanrısını ilan etmemiş toplumlardan özünde ne farkı var? Filmin ılıman bir yerde geçtiği,insanların birbirlerini dedikodu “rizikosuna” rağmen rahatça aldatabildiği hatta sonra pişman olup geri dönebildiği bu toplumda elbette dini bir ahlak hiç görmedik lakin yeryüzüne zararı olan insanların yeryüzünden temizlenmesi fikri önce kafalarda “kesinlikle gebermeli” şeklinde yer edip sonra fiile döküldüğünde “go to jail motherfucker” dendiğinde, yarattığı etki bambaşka.Abe bu konuda felsefesini değiştiriyor ve hayatı iki anlamda güzelleşiyor:kötü bir adam hapse giriyor,iyi bir emel uğruna yaşam anlam kazanıyor.Abe karakteri hakkında notlar aldım filmi izlerken.bunlardan ilki bir anda Raskolnikov’a öykünmeye başlaması ki suç ve ceza kitabına not almıştı bir sahnede bunu.bir diğeri jean paul satre’dan alıntılar yapması;bu da bizi başka bir kitaba yöneltiyor şu alıntı ile “cehennem başkalarıdır”.Evet çok meşhurdur.Kendisine bu konuda ne demek istediniz diye sorulduğunda jean paul şunları söyler”cehennem başkalarıdır hep yanlış anlaşıldı.Başkalarıyla olan ilişkilerimizin her zaman zehirli olduğunu, onların her zaman cehennemi ilişkiler olduğunu kastettiğim zannedildi. Oysa demek istediğim bambaşka bir şey. Demek istediğim, eğer başkalarıyla olan ilişkiler çarpık ve kirli ise o halde başkası ancak cehennem olabilir. Neden mi? Çünkü temelde diğer insanlar, kendi hakkımızdaki fikrimizin oluşum sürecinde en önemli yeri işgal ederler. Kendimizi düşünürken kendimizi tanımaya çalışırken temelde başkalarının bizimle ilgili halihazırda sahip olduğu bilgileri kullanırız. Kendimizi, başkalarının sahip olduğu, kendimizi yargılamamız için bize verdikleri araçlarla yargılarız. Kendimle ilgili ne söylersem söyleyeyim, her zaman başkalarının yargısı buna dahildir. Bu da demek oluyor ki eğer ilişkilerim kötüyse kendimi tamamen başkalarına bağımlı kılarım. Ve böylece gerçekten de cehennemde olurum.” Bu meşhur sözü Abe üniversitesinde öğrencilerine anlatırken gözleri ışıldar,yüzü gülümser ve o “benim fikirlerim evrenseldir” bakışı,”bakın daha önce meşru görülmüş” bakışları aslında bir günah çıkarmadır.kendisi neticede bir insan öldürdüğünü billir ama “felsefenin fazlası sözlü mastürbasyondur” diyerek ancak eylemsel düzlemde hayattan keyif alınabileceği sinyalini de seyircilere ve öğrencilerine verir.işte bu bütün şüphe irdelemimde demek istediğim,düşünce ve eylem özünde aynı şeyleri savunsalar da bedellerinin çok farklı olabilmesidir.Bu gerçekten ilgi çekici bir konu ve hayret verici bir seçimdir.
şüphe 2: aşk elbette… şimdi bu ihanet olayları beni çok sarsar öncelikle onu söylemeliyim.Kieslowski’nin meşhur üç renk üçlemesinde sarsılmıştım özellikle kırmızı’sında.aşk konusunda Abe rasyonellikten irrasyonelliğe çok sert bir geçiş yapar. Aslında çok basit bir yere işaret edilir: gri,rasyonel yaşamın aşk konusunda her şeyi cevabı varken;renkli irrasyonel hayatın aşka tutkunluğu vardır.Ancak çok dikkat:irrasyonel hayatın tatlı yaşama sevinci aşk tarafından sömürüldüğü ölçüde aşk yine yalandır,öldürülmelidir.Bakın biz insanlar çok ama çok karmaşık varlıklar asla olmadık.Salomé de olmadı Nietszche de olmadı…ama öyle var gibi çok anlaşıldı çünkü kimse arkadaki sebeplerin basitliğini düşünmedi.Abe kasabaya geldiğinde kendine aşık ettiği öğrencisi de akademisyen arkadaşı da onun bilen gören havalı erkek hallerinde,o puslu ruhunda kendilerini tatmin edecek bir şeyler bulmuşlardı.Aslında insanlar bu gizemi seviyor.O gizem güven dolu yaşamlarına dokunmayadursun “dost kalalım taam mı” diye attıkları geri adımlar…bunları biliyoruz çokça okuduk izledik gördük de zaten.Lakin ihanet denen olayda bir hinlik var ki o da “seni seviyorum ama onda tam benlik bir şeyler var anla iştee” laflarını en başta demek bu kadar mı zor? yahu sizin ben entellektüel birikimlerinize…bir de elbette asla hissetiği başka şeylere aşk denmeden durulamaması meselesi var ki bu da öğrenci öğretmen ilişkilerinde; zengin fakir ilişkilerinde; köylü kentli ilişkilerinde vs. çokça görülür.desene şuna hayranlık,konforlu yaşam,alışılagelmedik yaşam tecrübesi cart curt diye…film bu noktada çuvallıyor mu? aslında hem evet hem hayır.spoiler vermeyelim.