Salt şu karanlık zamanlardan olmasa gerek,buluştuğum her yapıtın beraberinde ölümle düşünüyor,ölümle yatıyor,ölümle kalkıyorum.Bir zaman çizelgesi çıkarsam hayatımda,bunun başlangıç anı olarak okuduğum ilk felsefi eseri;okuldan kaçıp kendimi okuduklarımı düşünmek üzere yollara verdiğimde yağmurun altında birbaşınalığın yalınlığını tattığım zamanları işaretlerdim,oraya bir nokta…devamıSalt şu karanlık zamanlardan olmasa gerek,buluştuğum her yapıtın beraberinde ölümle düşünüyor,ölümle yatıyor,ölümle kalkıyorum.Bir zaman çizelgesi çıkarsam hayatımda,bunun başlangıç anı olarak okuduğum ilk felsefi eseri;okuldan kaçıp kendimi okuduklarımı düşünmek üzere yollara verdiğimde yağmurun altında birbaşınalığın yalınlığını tattığım zamanları işaretlerdim,oraya bir nokta koyardım.Bakıyorum da,geçenlerde okuduğum kitapta dendiği gibi tıpkı,felsefe mutsuz olacağını bile bile o yola çıkmasıymış insanın.Hayatındaki değişebilir şeylere ölüm karşısında anlam katma çabasıymış,yani değişmez olan o şeyle…ironik değil,mantıklı bir bakıma.
Evet,cehennem başkalarıdır.nereden geldim buraya,woody allen’dan geldim.böyle genişliyor ufuklar,bir film izledim,notlar aldım,onlar üzerine araştırdım ve bu yapıta ulaştım,alıntı etkiledi beni,filmin tabiyetiyle de hayli özet geçici bir cümle oluyordu:cehennem başkalarıdır…
kısa bir tiyatro eseridir öncelikle buradan başlayalım.imgelem dolu bir eser olsa da aslında bir çırpıda anlaşılacağını düşünüyorum varoluşun bilinceki insanlar tarafından.mavi yeşil ve bordo…ferdinand bardedienne heykeli…kağıt bıçağı…otel odası…üç insan,biri erkek diğerleri kadın…tek mekan oyunu…bütün bu kavramlar Beckett’i hatırlattı bana,çok sevdiğim tiyatrosunu…tek mekan eserlerde her zaman kitabın bitmemesini istemişimdir.diplerde gezmeyi severim,o birkaç kişinin bataklıklarında…bu yapımda da öyle oldu.insanların birbirini nasıl yediğini,birbirine cehennemi nasıl yaşattığını,cehennemin üçüncü kişiden sonra kaçınılmaz olduğunu,olacağını,gayet tabii olacak…cehennem başkalarıdır zira öz diye bir şey yoktur,insan özünde iyi olsa uzlaşı uzak olmaz,kötü olsa da uzlaşı beklentisi olmaz.bu böyledir sartre’a göre.dolayısıyla her ne kadar insansız bir yaşam tasviri bizleri mest etse de bu bizim küçük yalanımızdır.sartre’a göre insan varlığını başkası aracılığı ile ortaya koyabilen bir canlıdır.eğer ki distopyanız insansız bir evren tahayyülü ise bu saçmalık ütopyaya dönüşecektir.kitap bunu akıllıca kullanır ve ölmüş üç kişinin ölüm sonrası cehennemini içinden çıkılamaz bir odada baş başa kalmaları ile eğretiler.bundan sonrası ise bizi bize anlatır.
okuyucu şunu okurken hemen soruyor kendine:hayatımda bana acı çektiren insanların kendimi birey kılmamda etkisi var mı? bunu asla bizi öldürmeyen güçlü kılar; insan insanın kurdudur diye yormayın,bu şudur ki: eleştirildiğin,yorumlandığın,aşağılandığın şeyin zıttında olduğun için aşağılanman sana acı veriyor ve senin kendini görme biçimini oluşturuyor.oyunda kendisinin korkak olmadığını düşünen Garcin bunu diğerlerinden duymadığı için cehennemi yaşar.cehennemin başkalarına nasıl yansıdığımız sorusunda gizli olduğunu bilir.aşkta dostlukta diğer her türlü insani ilişkide,toplumun(ikinin karşısında teksen toplumu karşına almışsındır) yargıları,değerlere karşı nasıl durduğunla şekillenir,karşı durmak bireyselliğine,özgürlüğüne ket vurur,cehennemi yaşarsın,topluma adaptasyon ise yargıların acı vermeyen yönden rüzgar almış olmasıdır.hayat başkalarıdır,cehennem başkaladır…
sartre salt bu yüzyıla değil özgürlük hareketinden bu yana tüm insanlığa özgürlüğün belki de en doğru tanımını yapıyor.
“INES: Haydi! Haydi! Cesaretini yitirme. Beni ikna etmek senin için kolay olmalı. Kanıt ara, bir çaba göster. (Garcin omuzlarını silker.) Gördün mü, gördün mü? Sana dayanıksız olduğunu söylemiştim. Ah! Şimdi bedelini nasıl da ödeyeceksin. Sen bir korkaksın Garcin, bir korkaksın, çünkü ben öyle istiyorum. Ben öyle istiyorum, duyuyor musun, ben öyle istiyorum! Oysa bak ne kadar zayıfım, bir nefeslik canım var; seni gören bir bakıştan, seni düşünen şu renksiz düşünceden başka bir şey değilim. (Garcin ellerini açıp üzerine yürür.) Hah! O kocaman erkek elleri açılıyor, iyi ama ne umuyorsun? Düşünceler elle yakalanmaz. Haydi bakalım, başka çaren yok! Beni inandırmak zorundasın. Benim elimdesin artık.
ek:oyunun radyo tiyatrosu mevcuttur.akabinde Semra Yücel Ötgün’ün konu hakkındaki makalesi okunup Semra Yücel’in oyunu tuvale taşıdığı muazzam eser incelenmelidir.Makalenin içinde oyunun kopyası mevcuttur.