Dune: Part Two İlk filmi çıktığından beri beklediğim ve 3 yıllık bekleyişin ardından Dune: Part Two filmini izleyebildim. Detaylara girmeden önce filmi spoiler yemeden izlediğim için ayrıca çok mutluyum. Bu nedenle bu yazım uzun olmasına rağmen içinde spoiler olmamasına dikkat…devamıDune: Part Two
İlk filmi çıktığından beri beklediğim ve 3 yıllık bekleyişin ardından Dune: Part Two filmini izleyebildim. Detaylara girmeden önce filmi spoiler yemeden izlediğim için ayrıca çok mutluyum. Bu nedenle bu yazım uzun olmasına rağmen içinde spoiler olmamasına dikkat edeceğim. Denis Villeneuve’ün efsane film serisi olan Dune’a olan hayranlığımın katlanarak devam ediyor olması dışında filmi kötülemek bana düşmez. Hadi gelelim asıl yazıma.
Giriş sahnesi aslında her şeyin başlangıcı olarak tasarlanmıştı. Karakterlerin yansıtılmasıyla ilgili herhangi bir bozukluk yoktu ve kişisel olarak analizler güzel yapılıyordu. Renk uyumları ve yarattıkları atmosfer dışında yan karakterlerin Part One’dan daha anlaşılabilir ve net olması ve kusursuz bir anlatım biçimi ile birleştirmeleri daha sağlıklı olmuştu. Yer yer komik sahneleri bulunan ve oyunculuklar bakımından performansların yeterli olduğunu düşündüğüm bu filmin anlatımı Dune: Part One’dan daha akıcı ve güzel olmuştu.
TASARIM HARİKASI ve YARATTIKLARI DÜNYA EF-SA-NE olan filmin ses ve görüntü yönetmenliğini Greig Fraser üstlendiği ve her bir detayı ile adeta tasarım harikası bir dünya yaratmayı başarmak dışında anlatmak istediği uzun soluklu bir serinin başlangıcını harika tasarlamasına ben efsanevi derim. Bu filmin senaryo yapısına, efektlerine ve en önemlisi de ses ve müziklerine bakmak gerekiyor çünkü muhteşem müziklerini Hans Zimmer üstlenmişti. Sonrasında oyunculuk ve performans analizlerine bakmak en doğrusu diye düşünmekteyim.
Aşkında bulunduğu filmin içinden topladığım diğer önemli notlarımdan birisi de romantizmin yıllarda geçse on binlerce yılda geçse devam edeceği ve aşkın her zaman öyle kalmasına yönelik olmasıydı. İster koloni olalım ister olmayalım hangi dünyada olursak olalım aşkın insanın içinde olan en saf duygu olması düşüncesini bu şekilde not tutarak tamamlamışım. ‘Çölün ilkbaharı’ anlamı ile büyüyen aşkı Timothée Chalamet ve Zendaya ikilisi harika bir şekilde yansıtmışlardı ve ilk filminden daha heyecanlı ve akışkan oynamışlardı.
İlk bölüm aslında bir Mesih'in doğuşu niteliğindeydi. Yakınlaşan ana iki karakterimiz savaşın içindeki bahar taneleri kadar değerliydi. Siyah ve beyaz kısmı harikaydı ve yan karakterlerin hepsinin sevdiğim oyunculardan oluşması beni daha da mutlu etmişti. Florence Pugh, Christopher Walken, Léa Seydoux ve rahibe anne Rebecca Ferguson gibi. Bu ekibin bir arada her şeyi efsane yapabilme potansiyeli ve kapasitesi olması düşüncelerimi doğruladı.
Filmin ikinci yarısı ise efsane başladı. Konunun derinliği artarak devam etti. Bu sefer savaş ayrıntılarıyla birlikte efsane bir savaşa hazırlık hissi gösterdi. Savaşın hissi IMAX ile daha da detaylı olmuş ve bu detaylar 2021 filmine ait bir tarzda değil günümüz teknolojisi sayesinde yeşil perde ile yaratılmış olması filmi resmen ağzım açık izlememe neden oldu. Devam filmlerinde daha fazla yer verileceğini anladığımız Kutsal Savaş, bizleri uzun soluklu bir serinin başlangıcına götürüyor. Anlayacağınız Dune: Part One aslında ön gösteriydi. Şimdi ise Dune: Part Two ile bir başlangıç yapıldı ve bu başlangıç uzun soluklu olacağa benziyor. Kemerlerinizi takın çünkü savaş yeniden başlıyor. Keyifli izlemeler.