10/10 Açılışı Kayıp Rıhtım'ın çok beğendiğim incelemesinden bir alıntıyla yapmak istiyorum:''O bir prelüd; çünkü bu müzikalin en başı, ilk cildi. O bir noktürn; çünkü kendi içinde gerçekten duygusal ve bir o kadar özgür, dizginlenemeyen, müthiş bir esin kaynağıyla fışkırmış bir…devamı10/10
Açılışı Kayıp Rıhtım'ın çok beğendiğim incelemesinden bir alıntıyla yapmak istiyorum:''O bir prelüd; çünkü bu müzikalin en başı, ilk cildi. O bir noktürn; çünkü kendi içinde gerçekten duygusal ve bir o kadar özgür, dizginlenemeyen, müthiş bir esin kaynağıyla fışkırmış bir yapıda.''
Bu çok sevdiğim serinin ilk cildine ''Çizgi romandır, dövüşürler savaşırlar!'' diye düşünerek, hiç ne olduğuna bakmadan başladım. Gayet edebi ve gayet şairane bir eserle karşılaştım. Mitolojilerin kurgularla karıştığı müthiş bir şölen olmuş Sandman. Hem bilinen mitolojilerden parçalar varken hem de dillere destan mitolojik eserlerden de parçalar taşıyor: Homeros'un boynuz ve fildişi kapıları, Dante'nin cehennemi İnferno'dan İntihar ağaçlığı... Bu parçalar gerek cehennemi gerekse Düşlem'i dolduruyor, evreni destekliyor.
Açılışta bir tarikat ölümsüzlük için Sonsuzlar'dan Ölüm'ü hapsetmek ister fakat kardeşi Rüya'yı hapsederler. Rüya'nın eşyaları çalınır ve Dünya'ya dağılır. 70 yıl süren esaretten sonra kurtulur ve başlar aramaya eşyalarını. Önce kum kesesi, sonra maskesi, en sonda ise kendi gücüyle doldurduğu yakutunu bulur. Eşyalarını araması ve bulması hiç de basit bir süreç değil tabii. Cehenneme bile düşer yolu Düş Lordu'nun ve yıkıntılarına döner Düşlem'in - kendi evinin. Cilt boyunca bu süreci okuyoruz; biraz evrenle, biraz sonsuzlarla ve bizzat Sandman'le tanışıyoruz.
Beni bu cilde bağlayan asıl kısım cehennem'e yolculuktu. İntihar ağaçlığı ile dönemsel bir gönderme hedeflenmişse de günümüzde de hala geçerli bir göndermeydi: “Cehenneme son ziyaretimden beri intihar ağaçlığı değişmiş. Ufak bir koruydu eskiden. Şimdiyse orman gibi. Cehennem değişiyor.” Yine de bu beni Rüya'nın meşhur sözü kadar etkilemedi: “Ne gücü kalırdı CEHENNEMİN, buraya hapsolanlar CENNETİ DÜŞLEYEMESE?” Bu sözler beni seriye bağladı diyebilirim.
Hiç mi olumsuz bir kısım yok? Var ama bu puanlamada ufak bir torpil yapmayacağım ya da serinin en beğendiğim ciltlerinden olmayacağı anlamına gelmiyor. Seri, başta Gaiman'a bir köşeye atılmış DC karakteri Sandman'i (uyku gazı atan, maskeli, enteresan bir tip) geri getirmesi için sunulmuş. Gaiman kendi kafasına göre takılmış ve ortaya çıkan işi kabul etmişler. Bu yüzden ara ara DC evrenine bağlamak için yazılmış sahneler de var: Bir takım karakterlerin rüyalarına gelmesi, eşyalarını ararken Adalet Birliği'nden yolunun geçmesi gibi. E bunlar başarısız ve sönük sahnelerdi. Sonraki ciltlerde de yoklar zaten çünkü seri DC'den Vertigo'ya geçmiş. Zoraki bağlmalara da gerek kalmamış.
Ciltler sürekli bir bağlantı içinde değil (ilk 5 cilde hakimim şimdilik). Bazen Sandman'i, bazen Sonsuzlar'ı, bazen rüyalardaki bazen de rüyaların sebep olduğu hikayeleri okuyoruz. Bazen geçmişi, bazen şimdiyi görüyoruz. Fakat sonuçta şahit olduklarımız Düş Lordu ve düşlerden başka bir şey değil.
Bazı yerlerde Gaiman'ın en iyi yapıtı dediklerini de gördüm. Gaiman, düşlerin ve gerçekliğin sınırında gezinen bu hikayeyle, insan ruhunun derinliklerine iniyor. Düşlerin insanlar için anlamını vurguluyor, felsefi dokunuşlar da yapıyor. Fantastik edebiyat ve mitoloji seviyorsanız mutlaka bir bakın derim.