Spoiler içeriyor
“Tam seksen dört pare gemi ile. Hızır Reis'in adı artık herkesin dilinde Hayreddin Paşa veya Kaptan Paşa idi. Kaptanpaşa kadırgasının pruvasında da bunu teyit eden bir Osmanlı sancağı dalgalanıyordu. Bir alt gönderdeki yeşil Cezayir sancağımızın üzerinde ise bir nakış artmıştı.…devamı“Tam seksen dört pare gemi ile. Hızır Reis'in adı artık herkesin dilinde Hayreddin Paşa veya Kaptan Paşa idi. Kaptanpaşa kadırgasının pruvasında da bunu teyit eden bir Osmanlı sancağı dalgalanıyordu. Bir alt gönderdeki yeşil Cezayir sancağımızın üzerinde ise bir nakış artmıştı. Bu, Sultan Süleyman'ın adına izafeten Hz. Süleyman'ın mühründeki yıldız idi. İç içe geçmiş iki üçgenden ibaret olan bu altigen yıldız eskiden beri Müslümanlar tarafından kullanılan bir tılsım gibiydi. Hz. Süleyman Allah'tan cinlere ve rüzgâra hükmedebilme gücünü istediğinde, Allah ona yüzüncü adını öğretmiş. O da yüzük şeklinde bir mühür yaptırıp üzerine yüzüncü adın sembolü olarak bu mührü kazıtmış. Böylece cinlere ve rüzgâra karşı yüzüğünü tuttuğunda onları yönetebilir olmuş. Cinleri yöneterek Mescid-i Aksa'yı inşa ettirmiş; rüzgâra hükmederek de Melike Belkıs'ın tahtını getirtmiş. Hz. Süleyman bu yüzüğü yalnızca tuvalete giderken çıkarır ve eşine teslim eder, geri gelince hemen alırmış. Günlerden birinde cinlerin büyüklerinden bir dev Süleyman kılığına girip hile ile eşinden yüzüğü teslim almış. Sonra da cinlere ve rüzgâra hükmederek Süleyman Peygamber'in yerine geçmiş. Süleyman Peygamber de kendini ispat edemeyip sahtekârlıkla suçlanarak sarayından kovulmuş. Dev, bir daha bulunmasın diye yüzüğü derin denizlere atmış. Süleyman böyle imtihan olunacakmış. Aradan fakirlik ve çaresizlik içinde yıllar geçmiş. Bir sahil kasabasında bulunurken sıradan bir hizmetkâr gibi balıkçının tuttuğu balıkları taşımış. Balıkçı da hizmetine karşılık ona para yerine bir balık vermiş. Süleyman Peygamber akşam yemek için balığın karnını yarınca kendi yüzüğüybe karşılaşmış. Meğer denize atılan yüzüğü Allah'ın izni ile bir balık yutup sahibine getirmiş. Sonra Hz. Süleyman sarayına varıp o dev ile yüzleşmiş. Herkes, bir türlü işin içinden çıkamıyormuş. Nihayet, “Yüzük kimde ise Süleyman odur,” demişler. Hz. Süleyman da yüzüğü çıkarıp rüzgâra hükmederek devi oradan kovmuş. Hayreddin Reis sancağına bu mührü işleterek rüzgâra hükmedeceğine inanıyordu. Müslümanlar ondan önce de bu mühürdeki işaretin rüzgârı yönettiğine ve insanları kötü cinlerden koruyacağına inanırlarmış. Mimarların cami, tekke, mescit gibi dini mekânların kubbesindeki kilit taşını bu mühür şeklinde yontmaları bu yüzdenmiş. Hatta kapıların sövelerine karşılıklı bu yıldızı oydurup işleyenler bile olmuş; ta ki içeriye kötü niyetli cinler ve şeytanlar girmesin.”
"Bağlandığınız zincirin anahtarını ele geçiremiyorsanız zinciri suçlamaktan vazgeçin."
Elbette hepimiz için eşit, illa ki birileri altınların, birileri iyiliklerin sahibi olarak gidiyor gittiği yere. Filvaki insanda altın hırsı ile iyilik arzusu dengeli yaratılmıştır, yani kişioğlu madde ile mânâyı, müşahhas ile mücerredi eşit tuttuğu müddetçe insaniyetini korumaya devam ediyor. Bu dengeyi bozduğu vakit insanlığından çıkıyor ve mânâ lehine bozarsa melekliğe, madde lehine bozarsa iblisliğe meylediyor.