Ceset / El cuerpo (2012) morgdan bir kadın cesedi kayboluyor. evet, bildiğin ceset. kamera yok mu? var. güvenlik yok mu? var. ama ceset yok. işin güzel tarafı film daha ilk dakikadan sana şunu söylüyor: burada bir şeyler fena halde ters.…devamıCeset / El cuerpo (2012)
morgdan bir kadın cesedi kayboluyor.
evet, bildiğin ceset.
kamera yok mu?
var.
güvenlik yok mu?
var.
ama ceset yok.
işin güzel tarafı film daha ilk dakikadan sana şunu söylüyor: burada bir şeyler fena halde ters.
ölen kadın Mayka. zengin, güçlü, kontrolü seven ve etrafındaki herkesin hayatına bir şekilde dokunmuş bir kadın. kocası Álex ise soruşturmanın doğal olarak tam ortasına düşüyor.
başına da dedektif Jaime Peña geliyor.
ve film esas olarak bu ikisinin sorgulaması üzerinden ilerliyor.
ama mesele sadece “ceset nerede?” değil.
asıl soru şu:
bu insanların birbirlerinden sakladığı ne var?
Oriol Paulo burada seyirciyle güzel bir oyun oynuyor. sana parçaları veriyor, sonra parçaların yerini değiştiriyor.
bir karakter bir şey söylüyor.
sen inanıyorsun.
sonra başka bir ayrıntı geliyor.
“ulan, yoksa…”
derken başka bir ihtimal çıkıyor.
film boyunca birkaç kez kendi teorini kuruyorsun.
ve büyük ihtimalle birkaç kez yanılıyorsun.
özellikle José Coronado’nun dedektif performansı filmi ayakta tutuyor. Hugo Silva da sürekli şüphe altında duran koca olarak iyi. Belén Rueda ise fiziksel olarak filmin merkezinde olmasa bile karakterin gölgesini bütün hikâyeye yayıyor.
filmin en güzel taraflarından biri de atmosfer.
gece.
morg.
yağmur.
kapalı mekânlar.
soğuk koridorlar.
sürekli bir elektrik kesilecekmiş, biri kapının arkasından çıkacakmış hissi.
ama film klasik korkuya yaslanmıyor.
korkutmaktan çok şüphelendiriyor.
ve final yaklaşırken olay giderek polisiye olmaktan çıkıp psikolojik bir satranç oyununa dönüşüyor.
tabii kusursuz mu?
değil.
bazı tesadüfler fazla hesaplanmış.
bazı karakterlerin davranışları “senaryo böyle istedi” seviyesine yaklaşıyor.
ve finale geldiğinde film biraz fazla büyük bir numara yapmaya çalışıyor.
ama zaten Oriol Paulo sinemasının olayı da bu.
adam seyirciye güvenmekten çok seyircinin kafasını karıştırmayı seviyor.
Ceset, Prisoners kadar ağır değil, Gone Girl kadar karakter odaklı değil, Shutter Island kadar büyük bir dünya kurmuyor.
ama aynı damardan besleniyor:
gerçek sandığın şeyin aslında gerçek olmaması.
ve en önemlisi film sana sürekli aynı soruyu sorduruyor:
“ceset nerede?”
bir süre sonra fark ediyorsun ki yanlış soru bu.
asıl soru, ceset neden ortadan kayboldu?
işte film tam orada güzelleşiyor.
IMDb: 7.6/10. (JustWatch)
İspanyollar yine yapmış.
iki adam bir odada konuşuyor, ortada bir ceset var, 107 dakika sonra sen kendi akıl sağlığını sorguluyorsun.