Stoa Felsefesinin reformist öncülerinden olan Romalı düşünür; ele aldığımız kitabının adından da anlaşılacağı üzere; ilk bölümde mutlu yaşamın yollarına, ikinci bölümde ise yaşamın kısalığına dem vuruyor. İlk bölümden başlayacak olursak, yazarımız mutluluğun yolunun çoğunluğun sandığının aksine hazdan geçmediğini, gerçek iyinin…devamıStoa Felsefesinin reformist öncülerinden olan Romalı düşünür; ele aldığımız kitabının adından da anlaşılacağı üzere; ilk bölümde mutlu yaşamın yollarına, ikinci bölümde ise yaşamın kısalığına dem vuruyor.
İlk bölümden başlayacak olursak, yazarımız mutluluğun yolunun çoğunluğun sandığının aksine hazdan geçmediğini, gerçek iyinin erdem ve iyi ahlak olduğunu ve tıpkı "ekin için" biçilen bir tarlada bazı çiçeklerin filizlenmesi gibi hazzın da iyi ahlakı peşi sıra takip edeceğini söylüyor. Ne var ki bahsi geçen haz, bedensel dürtülerin peşinden koştuğu haz değil; ahlakın getirdiği ruhsal tatminlik duygusudur. Fakat bununla birlikte erdemin asıl meyvesi haz olmamakla beraber; gerçek amacı yılmaz bir zihnin sertliği, özgürlüğü, haşmeti, esenliği, özgürlüğü, uyumu ve güzelliğidir. O yalnızca alınan ekinin yanında gelen bir hediyedir.
İkinci bölümde ise yaşamın kısalığının değiştirilemeyeceğini, bu kısa ömrün "doğru meşguliyetler ile" doldurulduğu halde anlam kazanacağını söylüyor. İlk bölümde de sık sık vurguladığı hazzın yalnızca anı tüketen bir alışkanlık ve zaman kaybı olduğuna dikkat çekiyor. Bu şekilde yaşayarak ömrün sonuna gelindiğinde geçmişe duyulan pişmanlıkla birlikte korkudan titreye titreye ölmek yerine; yaşamı bilgeliğe adayarak, yalnızca hayatına anlam ve amaç kazandıracak bilgiyi arayarak "ölmeyi öğrenmeyi" tavsiye ediyor. Bu kavramlar kulağa her ne kadar rahatsız edici ve can sıkıcı gelse de bu bölümü soluksuz bir şekilde bitirdim. Hayatın gerçekleri genelde yüz güldürmüyor maalesef.
Kitapta en çok dikkatimi çeken noktalardan biri; Seneca'nın kendini savunmak amacıyla yapmış olduğunu düşündüğüm, kendi sözleriyle ve Stoacılık ile ters düşen yaşamının savunmasını yapıyor olması. Bu savunma da kendisine bu yönü ile alakalı eleştiriler geldiğini gösteriyor. Fakat zannımca değinmemiz gereken, Seneca'nın şahsi hayatı değil, düşünceleriyle değinmeye çalıştığı formül olmalıdır. Çünkü şahsi yaşantısı kendisini bağlarken, ileri sürdüğü formülün okları şayet bizi gösteriyorsa odaklanmamız gereken nokta bu formülün doğruluğu ve yanlışlığıdır. Sonuçta savunduğu Kinik Felsefe ile paralel bir yaşantı süren Diyojen'in öğretisi bile yaşadığı toplumda gerektiği kadar benimsenmemişti.
Özetleyecek olursak Seneca'nın, erdem ve haz konusunda "dediğimi yap, yaptığımı yapma" mottosuna sahip olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Mutlak iyiyi ve ahlakı savunurken, savunduğunun aksine bir yaşam sürmesi ve öğretisinde bunun da ayrıca savunmasını yapıyor olması kendi içinde bir tutarsızlığa sebep olmuş. Asıl anlamlandıramadığım ise, Stoa Felsefesini kendi çıkarlarına göre şekillendirmiş ve bu felsefenin Yeni Stoa adı altında günümüze kadar ulaşmış olması. Belki de kaçırdığım bazı şeyler vardır, zamanda yolculuk ile milat yıllarına gidip gözlemleme veya kendisine sorma şansımız yok ne de olsa...
Her ne kadar katılmadığım ve tutarsız bulduğum önermeleri olsa bile daha da uzatarak bu güzel eserin incelemesini bir kitap haline bile getirebilirdim belki fakat uzunluğuna bakınca "gelecekteki benliğimin" zahmet edip de bu kadarını bile okuyacağını zannetmiyorum. O yüzden burada noktalıyorum.
İyi okumalar.