Şimdi sizinle dün gece izlediğim çok önemli, muazzam bir film hakkında konuşmak istiyorum. Lütfen zaman ayırıp okuyun. * Öncelikle filme puanım 10/10 * (10 puanı da çok çok az filme veririm) Hayat değiştirecek filmler ve kitaplar gerçekten vardır ve onlar…devamıŞimdi sizinle dün gece izlediğim çok önemli, muazzam bir film hakkında konuşmak istiyorum. Lütfen zaman ayırıp okuyun.
* Öncelikle filme puanım 10/10 *
(10 puanı da çok çok az filme veririm)
Hayat değiştirecek filmler ve kitaplar gerçekten vardır ve onlar çok nadirdir ve onlar sizin onlara yaklaşımınıza bakar. Hayatınızı değilse bile bakış açınızı değiştirebilir ve bu da hayat demektir.
Ben artık insanlara bakmaya değil, onları görmeye, hikayeleri okumaya değil anlamaya, bomboş oturmaya değil elimden gelen her şeyi yapmaya karar verdim.
Albert Camus çok sevdiğim yazarlardan ve film Camus alıntısı ile başladı, üstelik bir tahtaya bu alıntı yazılarak;
- "And never have I felt so deeply at one and the same time so detached from myself and so present in the world" -
- "Ve hayatımda aynı anda hiç böylesine kendimden kopmuş ve bir o kadar da kendimde hissetmemiştim."
Muazzam bir alıntı, muazzam bir başlangıç.
Film baştan sona muazzam. Öncelikle içinde gerçekten inanılmaz güzel monologlar, replikler, kitap alıntıları var. Vermek istedikleri mesajlar ve verme şekilleri eksiksiz.
Adrien Brody bakışlarıyla, gözleriyle, yürüyüşüyle, yavaş sesle konuşurkenki sakinliğiyle, öfkelenirkenki o bağıran sesiyle oynuyor.
Öğretmenin ders dediği sınıf, okul, diğer öğretmenler, hepsinin hikayeleri, "hepimizin sorunlarımız var"ın canlı kanıtları, aşırıya kaçmış bir cümlenin insan hayatındaki etkisini, çocukların becerilerini görmezden gelmenin onlara nasıl tesir ettiğini, insanların iç dünyalarına uzanan eller ve bu ellerin onlara ne kadar acımasızca dokunduğunu, insanları yargılayarak dışlayarak ne içlerinde, ne dışlarında onlara yaşayacak bir alanı nasıl bırakmadığımızı, insanların gündelik sorunlarını nasıl bir eve, nasıl bir işe, nasıl bütün bir topluma taşıdığını ve bunların bir toplumu ne kadar körelttiğini, ne kadar duyarsızlaştırdığını, çocukken yaşadıklarımızın bütün bir hayatımıza nasıl yayıldığını, birini sadece anlayarak ve sadece elimizden gelen küçücük şeyleri yaparak nasıl hayata kazandırdığımızı veya anlamayarak, ya da anlamakla hiçbir şeyi değiştiremeyerek nasıl hayattan mahrum bıraktığımızı, elimizden gelen her şeyi yapmamız gerektiğini ya da yapsak bile bir şeylerin asla değişemeyeceyini yüzümüze çarpan, bütün bu mesajları ve dahasını sadece 1.5 saate sığdıran bir başyapıt bu.
Yaşanacak bir hikaye kalmamışsa, yeni bir anı biriktiremiyorsak yazacak bir şeyimiz kalmaz, buna dair bir sahne vardı ve çok vurucuydu.
Öğretmenin yazılarında kullandığı cümleler, sınıfta anlattıkları çok etkileyiciydi. O kadar çok ekran görüntüsü aldım ki gerçekten kitap okuyormuşsunuz da altını çiziyormuşunuz gibi bir film bu. Sanat dediğimiz şeyin kanıtı.
Ayrıca Ray LaMontagne - Empty çok sevdiğim bir şarkıdır ve tam zamanında bir anda çalmaya başladı. Harikaydı.
İnsan hayatı ucuza alınmamalıdır, sadece etten ve kemikten ibaret değilizdir, okumalıyız, öğrenmeliyiz, birine küçük bir yardımımız dokunabilecekse eğer bunu yapmalıyız çünkü yaptığımız ve yapmadığımız en küçük şeylerin bile bir hayatı kurtardığını ve mahvettiğini bilmeliyiz. Bunları duyuyoruz ama film gözümüze sokuyor, ruhumuza kazıyor.
İzlerken ağlamadım, bittikten sonra ağladım, bir saat oturup düşündüm, sonrasında hiçbir şey yapamadım sadece Edgar Allan Poe okudum, filmdeki sahneleri, özellikle son sahneyi defalarca izledim. Çok fena sarsıldım hala da kendime gelemiyorum..
Biraz ayrıntılardan bahsetmek istiyorum, bundan sonrasında hafif spoiler var, bence tat kaçıracak şeyler değil ama yine de izlemeyenler nasıl uygun görürlerse öyle yapsınlar okuyup okumama konusunda.
Edgar Allan Poe en sevdiğim yazar ve şairlerdendir. Son sahnedeki Usher Evinin Çöküşü hikayesinden alıntı gerçekten tüylerimi diken diken etti, gözümde yaşlar bıraktı. 5 kez izledim sahneyi. Bazı cümlelerin kısaltılması, ilave edilmiş 1-2 cümle, Adrien Brody'nin okurkenki ses tonu, yavaş yavaş okuması, cümlelerin zaten anlatılamayacak kadar kusursuz oluşu, okulun yıkılışı eşliğinde bir çöküş öyküsünü dinlememiz... her şey eksiksizdi. İzlediyim en güzel son sahneydi.
Elimde olsa her sahneyi ayrı ayrı yorumlardım. Öğretmen Henry ile yolda bulduğu hayatı mahvolmuş kızın baba kız ilişkisi de harikuladeydi.
Henry ile dedesinin anıları, şimdi yaşananlar ve onu affettiğine/ affetmediğine dair verilen mesajlar beni o kadar etkiledi ki.
Bu filmin her sahnesi üzerinde bir kitap yazılır, bir film çekilir. Her filmin bir ya da birkaç güzel sahnesi olur ama bence bunun her sahnesi muazzamdı.
Camus ile başlayıp Poe ile bitti...
Sevmediğim tek şey çekim olabilir. Bazen birinin peşinde koşuyormuş gibi az kalsın titreyen kamera, mekanı tam yansıtamamak, bir anda zoom yapmak filan filmin büyüsünü bozar gibiydi ama belki de bunlar da bir teknikdir ve "Kopma" bunu gerektiriyordur. Kim bilir.
Eğer sonuna kadar okuyan olursa lütfen yorum bıraksın. Burada yeniyim ve 1-2 kişiden fazlasına ulaşacağını sanmıyorum bu gönderinin ama içimden yazmak geldi, engel olamadım, umarım boş yapmadım :)