Mihail Bulgakov'u ilk defa Köpek Kalbi ile tanımıştım. O günden beri bu kitap aklımın bir ucundaydı, fakat Köpek Kalbi'ndeki ağır ve aykırı dili beni biraz korkuttuğu için -bunun daha ağır olacağını düşündüm- beni okumaktan itmişti. En sonunda bu önyargımı kırıp…devamıMihail Bulgakov'u ilk defa Köpek Kalbi ile tanımıştım. O günden beri bu kitap aklımın bir ucundaydı, fakat Köpek Kalbi'ndeki ağır ve aykırı dili beni biraz korkuttuğu için -bunun daha ağır olacağını düşündüm- beni okumaktan itmişti. En sonunda bu önyargımı kırıp kitabı okudum ve işte buradayım.
Öncelikle, Usta ve Margarita oldukça kaotik bir ortamda geçen bir eser. Mihail Bulgakov dünyavi gerçekliğin içerisinde öylesine kaotik ve hayalci bir dünya yaratmış ki okurken kendinizi bu kargaşanın içerisinde bulmadan edemiyorsunuz. Karanlık havasını kitabın sonuna değin koruyor. Ben eseri okurken, sanki bir kabus -bazı kısımlarda uyanmak istemeyeceğim- bir düş görürcesine her anı gece olarak hayal ettim. Her zaman gece olmasa bile kitapta benim için her zaman hava karanlıktı ve güneş hiç doğmadı.
Her zaman karanlık olmasının sebebi kitapta kötülüğün sembolünün yani şeytanın hâkim olması olduğuna yoruyorum. Evet, eserde İsa ve Woland'ın (iyiliğin ve kötülüğün) bir denge halinde olup birbirlerini tamamladıklarını söylenir ama ben okurken kötülüğü baskın hissettim. Belki gerçekten öyleydi, belki de okurken negatif hissettiğim dönemde olduğum için de olabilir, bilemiyorum. Şu sıralar metal olarak pek iyi olduğum söylenemez. Her neyse.
Peki, Woland kötülüğün sembolü olarak kötülüğü var eden mi? Yoksa dışarı çıkaran mı? Bulgakov'a göre dışarı çıkaran. Doğrusunu isterseniz bana göre de öyle. İnsan şeytana uymaz, şeytan cesaret edilemeyeni yapmak için gazı verir sadece. Böylece insanın içerisindeki tüm ikiyüzlülük ve açgözlülük uyanmış olur.
Kötülüğün sembolü olan bana karanlık hissettiren, kitabın en önemli karakterinden söz ettim. Peki kitaba adını veren iki önemli karakterden ve onların ilişkilerinden bahsetmeye olur mu? Onlar çırılçıplak kalmışken, Bulgakov tüm çıplaklığıyla aykırı düşüncelerini gözler önüne sermişken ben de düşüncelerimi tüm çıplaklığıyla anlatmak isterim.
Usta, bu karanlığın içerisinde kaybolmuş ama kendini bulmak isteyen, bulmaya çalışan bir karakterdi. Bence onun bu diriliğini de -düşüncesel olarak- Margarita'nın ona olan sevgisi sağladı. Sanat, önemini yitirip Usta gerçek ve hayal arasında kalıp gücünü yitirirken Margarita onu canlı tuttu.
Margarita'ya gelince aşkı için her türlü fedakarlığa hazır olan bu kadar gözü kara ve güçlü bir karakteri nasıl anlatabilirim ki? Böylesi bir kitap olmasa Margarita'nın bir erkek için şeytanla anlaşmasını aptallık olarak nitelendirebilirdim. Lâkin kitabın derin tutkusu böyle düşünmeme bile izin vermiyor. Sadece Margarita'ya hayran kaldığımı söyleyebilirim. Fazlası çıkmaz... Aşk ve tutkunun bu kadar hiciv dolu, düşüncelere boğulmuş, kaotik sahneler ve kaoslarla bezenmiş bir esere bu denli yakışacağını düşünemezdim doğrusu.
Margarita, şeytanla anlaşma yaparak kendi ruhunu satmaz aslında. Tam aksine fedakarlığı onu özgürleştirir. Belki de tutsaklığı değil, özgürlüğünü hissettiğim onun uçtuğunu gördüğüm için yaptığı bu fedakarlığı takdir etmiş olabilirim.
Kitaptaki bir diğer önemli karakterden bahsedip yazımı toparlayıp bitireceğim: Behemot! Kitabın absürtlüğünü en çok gözler önüne seren karakter, bir kedi. Sahnelerini okumak, onun yarattığı kaosu ve mizahi dilini görmek -okumak- doğrusu beni Woland'ın sahnelerinden bile daha çok heyecanlandırdı. Bir kedi olduğu için yaptığı kötü şeylerde dahi ona kızamadım, aksine güldüğüm bile oldu. Bulgakov, Behemot gibi aykırı bir karakteri kitaba o kadar gerçekçi yedirmiş ki bir kedinin konuşması, avizeye çıkıp insanlara ateş etmesi, birinin kafasını koparması falan ilginç gelmiyor. Güldürüp, heyecanlandırıyor. Evet, o avize sahnesi ölüler balosuyla birlikte kitabın en güzel bölümlerinden biriydi.
Mihail Bulgakov, insanlığın gerçek yüzünü gözler önüne serip az önce de bahsettiğim gibi hayal dünyasını gerçekliğe yedirdiği bu eserinde düşünceleri ve kitap oradan oraya savruluyormuş gibi hissettirse de bütününe baktığımda muazzam bir okuma deneyimi sundu. Adalet, iyilik ve kötülük dengesi, kaos, karanlık, mizah, kara mizah, aşk ve tutku, en sonunda da huzur hepsi dağınıktı ama sonunda bir bütünde toplandılar.
Usta ve Margarita, kendi huzurlarına kavuştu, ben de kitaptaki ışığı buldum.