bi insanın hayattaki tüm seçimleri mi berbat olur demeyin oluyormuş demek ki. izlediğim filmden tutun hayatıma aldığım insana kadar iş seçiminden tutun arkadaşlıklara kadar hepsinde itinayla yanlışı seçiyorum ki size doğrular kalsın... böyle de yüce gönüllüyüm <3 diğer film…devamıbi insanın hayattaki tüm seçimleri mi berbat olur demeyin oluyormuş demek ki. izlediğim filmden tutun hayatıma aldığım insana kadar iş seçiminden tutun arkadaşlıklara kadar hepsinde itinayla yanlışı seçiyorum ki size doğrular kalsın... böyle de yüce gönüllüyüm <3
diğer film bittikten sonra önerilenler kısmından direkt tıkladım aynı şeyin lacivertini açtım ne komedi ne dram ne aşk hepsinden biraz hiçbirinden tam değil klasik sıkıcı türk yapımı bi film. yani ortaya bi şeyler çıkartmaya çalışmışlar da sadece çalışmışlar işte sorun orda icraat kısmı yok. sevmedim beğenmedim seveni varsa da saygı duymuyorum çünkü ona saygı duy bunu hoş gör derken amiyane tabirle bizim kendimize olan saygımız şey oldu kayboldu diyelim de amiyane olmasın bari hadi tabir...
her neyse filmin konusu filmin yorumu nerde diyecek olursanız eğer yok, kaybolmuş. pazartesi sendromu tutmuş pazardan o yüzden gelmemiş siz beni dinleyin filmi de izlemeyin üst üste 2 kötü film izlemiş insan gerginliğini de mazur görün.
günaydınlar! herrkesler övmüş övmüş övmüş galiba sorun yine bende arkadaşlar konu muazzam bak onda hemfikiriz tamam da konunun işlenişi ne bileyim biraz şey yani yavan mı diyim verimsiz mi diyim olmamış mı diyim ya da hepsini aynı anda mı…devamıgünaydınlar!
herrkesler övmüş övmüş övmüş galiba sorun yine bende
arkadaşlar konu muazzam bak onda hemfikiriz tamam da konunun işlenişi ne bileyim biraz şey yani yavan mı diyim verimsiz mi diyim olmamış mı diyim ya da hepsini aynı anda mı diyim bilemedim.
zaten benim bu filmi 4 günde bitirebilmiş olmam da cabası... yetişemiyorum çünkü hiçbir şeye evet film izlemek gibi basit bi eylem de buna dahil hıhım
her şey çok çabuk oldu bittiye gelmiş konu hızlı işlenmiş ondan sebeptir ki sevemedim diye düşünüyorum zaten ben romantik filmlere çok ısınabilen bi insan da değilimdir sadece başrol yakışıklı diye izlemeye devam ettim ha bi de iyi kötü bi akıcılığı vardı filmin hakkını yiyemem sadece basitti o kadar. üzerine düşünülmüş bi şey yoktu ama zaten bu tür filmlerde üzerine düşünülmez genelde her şey sonunda tatlıya bağlanır onlar erer muradına biz çıkamayız kerevetine... (biraz da gerçekler)
neyse işte vakit geçirmek için açın izleyin ama hayatta böyle tatlı anıların olmadığını da bilin burası gerçek dünya burada her şey her geçen gün daha kötüye gitmek için kurulmuş siz yine de umudunuzu diri tutun demeyi çok isterdim lakin ben polyanna değilim ondan sebeptir ki uzatmadan bitiriyorum hoşcakalın ben gidiyorum.
"hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum. bilseydim bu mutluluğu koruyabilir, her şey de bambaşka gelişebilir miydi? evet, bunun hayatımın en mutlu anı olduğunu anlayabilseydim, asla kaçırmazdım o mutluluğu. derin bir huzurla her yerimi saran o harika altın an, belki birkaç saniye…devamı"hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum. bilseydim bu mutluluğu koruyabilir, her şey de bambaşka gelişebilir miydi? evet, bunun hayatımın en mutlu anı olduğunu anlayabilseydim, asla kaçırmazdım o mutluluğu. derin bir huzurla her yerimi saran o harika altın an, belki birkaç saniye sürmüştü, ama mutluluk bana saatlerce, yıllarca gibi gelmişti."
takıntının salaklığın aldatmanın ve aptallığın adı ne zamandır aşk ne zamandır masumiyet arkadaşlar? hayırdır konya ovası mısınız siz??galiba öylesiniz.
böyle sapığın bi kadınla sevgiliyken ve hatta nişanlıyken başka bi kıza meyletmesi hatta onunla birlikte olması AŞK DEĞİL bu konuda bi anlaşalım sonra devam edelim.
kitabını asla okumayacağımı biliyordum çünkü ben bu adamı okumam sevmem tercih etmem. dizisini de izlemek gafletine düşmüş bulundum maalesef
genelde bir şeyler yaparkan arkada ses olsun diye açtığım bi diziydi izlenir mi ona bir şey diyemem çünkü renkler zevkler ve yapılan çıkarımla alınan dersler bir değildir siz yine de izleyin yani vaktinizin o kadar kıymetli olduğunu sanmıyorum çünkü :"(
neyse yazmaktan yoruldum yoksa bişiler daha geveleyecektim ama şu an odamdaki gregor samsayı öldürüp başka bi gregor samsa olmadığından emin olmam lazım sonrasında da özel sektör kölesi olduğum için yarınki 12 saatlik mesaime hazırlanmam lazım... bi de acil 5 milyon lazım fonda ferdi özbeğen çalarken kafayı toplamak bile zor üstüne üstlük bunları yapmak ne kadar mümkün olacaksa bakalım.
selam merhaba nasılsınız falan fişman gibi rutin kısımları geçiyoruz yazmayalı upuzun zaman oldu çünkü izlemeyip okumayalı da upuzun zaman oldu. yetişkinlik hayatına atılan adımların boktanlığı hakkında nutuk atıp sıkmak istemem ama çok boktan olduğunu belirtmek isterim. dünyadaki tek izin günüm…devamıselam merhaba nasılsınız falan fişman gibi rutin kısımları geçiyoruz yazmayalı upuzun zaman oldu çünkü izlemeyip okumayalı da upuzun zaman oldu. yetişkinlik hayatına atılan adımların boktanlığı hakkında nutuk atıp sıkmak istemem ama çok boktan olduğunu belirtmek isterim.
dünyadaki tek izin günüm olan pazar günlerinde ne yapıp neye vakit ayıracağıma karar veremiyor bundan sebep hiçbir şeye vakit ayıramadan tüm günümü heba ediyordum. eminim olağanüstü psikoloji bilimi buna da saçma sapalak bi ad bulmuştur.
bugün o günlerden olmasın diye kendimi zorlaya zorlaya film açtım ve her saniyesinde sinirlerim bozuldu. james mcavoy karakterini öylesine güzel yansıtmış ki hem tetikledi hem midemi bulandırdı...
izlediğime pişman mıyım? hayır
tekrar olsa izler miyim? hayır
o zaman beni 2 hayırla eve uğurluyoruz ama ev neresi ben de hâlâ bulamadım
edebiyatımızı da yaptığımıza göre size iyi akşamlar
ha film hakkında konuştuğum kısım neresi diye soracak olursanız eğer hiçbir zaman öylesi bi kısım olmadığını bilmenizi isterim...
iş yeri ganimetlerinden olan bu diziye biz de boran kuzum oynuyor diye bi hevesle başladık ben gayet de beğendim bitirmeye çok da hazırdım ama diğer arkadaşlar sıkıldığı ve pek de beğenmediği için mecburen yarıda bırakmak zorunda kaldık. bugün de ruhum…devamıiş yeri ganimetlerinden olan bu diziye biz de boran kuzum oynuyor diye bi hevesle başladık ben gayet de beğendim bitirmeye çok da hazırdım ama diğer arkadaşlar sıkıldığı ve pek de beğenmediği için mecburen yarıda bırakmak zorunda kaldık.
bugün de ruhum bedenimden çıktığı için işe gidemedim (sadece dişimi çektirdim) ve hazır evdeyken oturup bitireyim dedim hem belki bi nebze de olsa acımı unutturur diye düşündüm işe yaradı mı? asla. ama ben izlerken eğlendim zaten bölümler aşağı yukarı 30 dakika kadar sürüyor. sitcom tarzında eğlenceli bi şekilde akıyor. sonu da acayip ters köşeli izlemeye değer bitiyor. kuvvetle muhtemel 2. sezonu gelir diye düşünüyorum boran kuzum'u daha çok göreceksek gelebilir hiç sorun yok.
ben böylesi mükemmel bi filme eleştiri yazacak haddi kendime bulamadığım için boş konuşup çekileceğim. o sebepten ötürü gönderiyi okumadan geçmeniz sizin akıl benim de sabır sağlığım için en doğru seçenek olacaktır. anlaştıysak eğer başlıyorum... işe başlayalı aşağı yukarı 1 ay…devamıben böylesi mükemmel bi filme eleştiri yazacak haddi kendime bulamadığım için boş konuşup çekileceğim. o sebepten ötürü gönderiyi okumadan geçmeniz sizin akıl benim de sabır sağlığım için en doğru seçenek olacaktır. anlaştıysak eğer başlıyorum...
işe başlayalı aşağı yukarı 1 ay oldu ve bu süre zarfında gerçekten 1 aya sığmayacak saçmalıkta anılar yaşadım. günümün 11 saatini normal hayatta asla muhatap dahi olmayacağım insanlarla iç içe geçirmek hem korkutucu hem daha da korkutucu (diğer uygun kelimeler küfürlü olduğu için söyleyemiyorum maalesef) ama yetişkin olmanın hem en önemli hem de en boktan adımlarından birisi de tahammül etmek ve bazı mecburiyetlere katlanmak (en azından gariban ve çaresiz kesimde işler böyle ilerliyor) olduğundan mütevellit istifa edemiyor üstüne üstlük içinde bulunduğum hâl ve duruma ayak uydurmaya çalışıyorum. sinir sistemim ruh ve beden sağlığım için aynı şeyleri söyleyemeyeceğim tabi de. çünkü onlar yedikleri mobbinglerden dolayı berbat haldeler. her neyse hah ne diyorduk galiba tam olarak hiçbir şey demiyorduk ortaya karışık boş yapıyorduk. bu 1 aylık süre zarfında her ne kadar iş arkadaşlarımı sevmesem de orada vakit geçirebilmek adına birlikte yapılan aktivitelere uyum sağlamaya çalışıyorum film izlemek de onlardan birisi.
birlikte tam olarak 7 tanecik film bitirmiş olmanın haksız gururunu yaşıyorum (şikayet etseler muhtemelen hepimizi kovacaklar mesela) cesur yürek de benim kalbimde yer edinmiş ennnn mükemmel yapımlardan birisi oldu. normal şartlarda evde açıp kendim izlesem belki de başında sıkılıp kapatacağım filmi orada mecburiyetten sonuna kadar izledim ve favorim oldu... gerçek anlamda etkileyici ve unutulmayacak türden bi yapımdı.
bazen kötü anlar, kötü olaylar, kötü insanlar iyi anılar bırakabilir size tıpkı iyi anlar, iyi olaylar, iyi insanların kötü anılar bıraktığı gibi.
filme gelecek olursak eğer izlemeyenler çok şanslı çünkü böyle bi filmi sıfırdan izleyecek olmak mükemmel bi haz, izleyenler de çok şanslı çünkü böyle bi filmi izlediler...
keşke ben de bu kadar cesur olabilsem diye düşünmüyor değil insan ama şartlar imkanlar ve biraz da bahaneler diyelim. filmle uzaktan yakından alakası olmayan film yorumumuzun sonuna gelmiş bulunuyoruz özgürlük diye çığlık atarak bitirmeyi çok isterdim lakin ne ses ne de video özelliği olmayan bi platformdayız siz benim için o sahneyi açın tekrar izleyin ve hoşça kalın.
ruh beden akıl sağlığınıza mukayyet olun sonra benim gibi halka açık her mekanda durduk yere ağlamaya başlarsınız...
özgürlük!
filmi izlerken bir film izlediğimi unutup kendi zihnimin içinde dolaşıyormuşum gibi hissettim. sanki ekranın arkasında joel değil de ben vardım silinmeye çalışılan anılar, kaçmaya çalıştığım yüzler, üstünü örtmeye uğraştığım cümleler… hepsi bana aitti. bazı sahnelerde kalbim sıkıştı, çünkü insan kendini…devamıfilmi izlerken bir film izlediğimi unutup kendi zihnimin içinde dolaşıyormuşum gibi hissettim. sanki ekranın arkasında joel değil de ben vardım silinmeye çalışılan anılar, kaçmaya çalıştığım yüzler, üstünü örtmeye uğraştığım cümleler… hepsi bana aitti. bazı sahnelerde kalbim sıkıştı, çünkü insan kendini bu kadar açık görünce saklanacak yer bulamıyor. film beni izliyormuş gibi geldi, ben filmi değil. joel’un o sessizliği, içine atması, her şeyi tek başına taşıması çok tanıdık geldi. bazı insanlar bağırarak değil susarak yoruluyor ya, ben de öyleyim galiba. içimde kopan şeyleri kimse fark etmiyor ama ben her gün biraz daha eksiliyor gibi hissediyorum. belki bu yüzden onun hafızasının karanlık koridorlarında dolaşmak bana yabancı gelmedi. sanki yıllardır orada yaşıyormuşum gibi rahattı o yalnızlık. film bittiğinde içimde garip bir sızı kaldı, ne tam üzüntü ne de rahatlama. sadece geçmişime karşı daha yumuşak baktığımı fark ettim. silmek istemedim hiçbir şeyi. kötü anılar bile dursun istedim, çünkü onlar olmadan ben de eksik olurum gibi geldi. belki iyileşmek unutmak değildir diye düşündüm, belki sadece hatıralarla kavga etmeyi bırakmaktır. hepsi benim hikayem sonuçta; kırık dökük ama bana ait.
clem’i silmeye çalıştıkça joel'un aslında ona daha çok tutunması çok tanıdık geldi. ben de bazen “keşke hiç yaşanmasaydı” dediğim şeyleri geceleri tekrar tekrar düşünüyorum. demek ki insan unutmak istemiyor, sadece daha az acıtmasını istiyor.
en çok da şu his kaldı içimde: bazı insanlar hayatımıza zarar vermek için değil, iz bırakmak için geliyor. belki tekrar kırılacağımızı bile bile yine aynı kişiye yürümek, insan olmanın en saf hali. çünkü hatırlamak acıtıyor ama hiç yaşamamış olmak daha korkutucu.
tüm korkutuculuğa rağmen bazen hiç yaşamamış olmayı diliyorum.
babam ve oğlum. izlerim ağlarım belki sonra kapatır uyurum gibi düşünüyordum ama öyle olmadı. resmen ruh halimi aldı çalkaladı, geri bıraktı ya da bırakmadı bilmiyorum. daha başlarda bile içime bir sıkıntı oturdu. kötü bir şey olacak hissi hep tetikteydi. sahneler…devamıbabam ve oğlum. izlerim ağlarım belki sonra kapatır uyurum gibi düşünüyordum ama öyle olmadı. resmen ruh halimi aldı çalkaladı, geri bıraktı ya da bırakmadı bilmiyorum.
daha başlarda bile içime bir sıkıntı oturdu. kötü bir şey olacak hissi hep tetikteydi. sahneler ilerledikçe içim dışıma çıktı. gerçekten fiziksel bir şey gibi. midem düğümlendi, göğsüm daraldı. sanki ben de o evin içindeydim, onların yaşadıklarını uzaktan izlemiyordum da direkt yaşıyordum gibi.
bazı bakışlar var ya, tek kelime edilmeden insanı parçalayan… o sahnelerde koptum zaten. kimse bağırmıyor ama içim bağırıyor. boğazımda kocaman bir düğüm, yutkunuyorum geçmiyor.
ağlarım diyordum, evet. bu filmde ağlamamak mümkün değil zaten. ama bu kadarını hiç beklemiyordum. böyle iki damla yaş değil. resmen durduramadım. ağlarken nefesin kesilir ya, hıçkıra hıçkıra değil sessiz, derinden. gözyaşı kendi kendine akıyor. bir yerden sonra siliyorsun ama devam ediyor. ben tamam geçti sakinim dedikçe daha fena geldi. zaten ağlak bi insanım iyice zorladı beni.
film bitince de öylece kalakaldım. ekran karardı ama ben toparlanamadım. üstümde acayip bir ağırlık vardı. sanki bütün duygular üstüme çökmüş gibi. odada duramadım. kendime gelebilmek için gidip duş aldım. su aksın da biraz kendime geleyim istedim. gerçekten ayılayayım diye duş aldım. o kadar etkilemişti. sanki ağlamayı, o sıkışmışlığı üstümden yıkayıp atarım sandım olmadı.
bazı filmler vardır, izlersin ve unutursun. bazıları da gelir, kalbine yerleşir. babam ve oğlum kesinlikle ikinci tür. ben o filmi izlemedim, yaşadım. ve bittiğinde içimde bir şeyler eksilmiş gibiydi bir daha asla dolmayacak bir şeyler.
uzun süre kendime gelemedim muhtemelen de gelemem. her ağlamak istediğimde o malum sahneleri açacağım ve bu defa kendimi tutmadan hıçkıra hıçkıra ağlayacağım.
babası ile bir türlü dikiş tutturamayanlara gelsin bu film!
bi sonsuzluk misali gözüken izlenecekler listemi azaltıyorum #11 sonunda filmi izledim ama beklediğim etkiyi bırakmadı bende. kötü müydü, değil. ama bir türlü içine giremedim. bi ara ajanda doldurdum hatta izlerken:( sürekli “bak şimdi çok derin bir şey anlatıyorum” diye dürtüyormuş…devamıbi sonsuzluk misali gözüken izlenecekler listemi azaltıyorum #11
sonunda filmi izledim ama beklediğim etkiyi bırakmadı bende. kötü müydü, değil. ama bir türlü içine giremedim. bi ara ajanda doldurdum hatta izlerken:(
sürekli “bak şimdi çok derin bir şey anlatıyorum” diye dürtüyormuş gibi hissettirdi. o dönüşüm hikâyesi var ya, zengin ve sert bir adamın bir anda aydınlanıp vicdan yapması falan… bilmiyorum, bana biraz fazla hayalperest geldi. hayatta o kadar keskin değişimler pek olmuyor çünkü. insan bir günde pamuk gibi olmuyor. o geçişler çok masalsı geldi. emekçilerin tarafına geçmesi, fabrikadaki sahneler, “iyi insan olma” çabası… hepsi güzel fikir aslında ama fazla temizdi. fazla kusursuzdu. gerçek hayatta bu kadar pürüzsüz bir vicdan muhasebesi yok gibi. o yüzden duygulanmam gerekirken dışarıdan izledim sadece duygulanmadım (ilk defa)
şener şen’i izlemek yine keyifliydi tabii, adam bakışıyla bile oynuyor. film akmasa bile o izletiyor. ama tek başına oyunculuk da yetmedi bence.
belki de ben daha gri hikâyeleri seviyorum. daha kirli, daha gerçek, daha “insan gibi” olanları. bu film ise fazla umutlu, fazla iyi niyetliydi. sanki hayat değil de bir ders kitabı izliyormuşum gibi. bitince “eh işte” dedim. ne aklımda kaldı ne de içimde.
izlerken deli gibi üşümek ısınmak için 4 kupa çay içip sıcak su torbasına sarılmak... ama haftalar sonda evde olmak. mutluyum, buruk da olsa.
.
.
.
bir ormanda yol ikiye ayrıldı ve ben gittim az geçilmişinden,
ve bütün farkı yaratan bu oldu işte.
eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya,
ikincisinde, daha çok hata yapardım.
kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar,
çok az şeyi
ciddiyetle yapardım.
temizlik sorun bile olmazdı asla.
daha çok riske girerdim.
seyahat ederdim daha fazla.
daha çok güneş doğuşu izler,
daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim.
görmediğim bir çok yere giderdim.
dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.
gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.
yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben.
yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu.
farkında mısınız bilmem. yaşam budur zaten.
anlar, sadece anlar. siz de anı yaşayın.
hiçbir yere yanında termometre, su, şemsiye ve paraşüt almadan,
gitmeyen insanlardandım ben.
yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım.
eğer yeniden başlayabilseydim,
ilkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.
ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.
bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,
çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.
ama işte 85'indeyim ve biliyorum...
ölüyorum...