Spoiler içeriyor
Albert Camus’un felsefi görüşlerine aşina olmayan bir okur, Veba başlığını gördüğünde kitabı yalnızca tıbbi ya da tarihsel bir salgın öyküsü olarak algılayabilir. Ancak roman, hastalığın yalnızca bir arka plan olduğunu ve eserin aslında insan doğası, etik sorumluluk, inanç, umut gibi…devamıAlbert Camus’un felsefi görüşlerine aşina olmayan bir okur, Veba başlığını gördüğünde kitabı yalnızca tıbbi ya da tarihsel bir salgın öyküsü olarak algılayabilir. Ancak roman, hastalığın yalnızca bir arka plan olduğunu ve eserin aslında insan doğası, etik sorumluluk, inanç, umut gibi evrensel temaları işleyerek insanlığın ortak yazgısını alegorik bir dille aktaran bir başyapıt olduğunu gösterir.
Kitabın başında Oran şehri anlatılırken, hiçbir şeyden kaygılanmayan, hiçbir şeyin farkında olmayan ve gününü sıradanlıkla geçirmeye çalışan insanlar tasvir edilir. Bu nedenle Oran’da patlak veren veba, yalnızca kente değil, insanlara yöneliktir. Şehirde yaşayan insanların bu görünmez ve yıkıcı tehdide karşı verdikleri tepkiler, insanlığın ahlaki ve varoluşsal duruşunu sorgulamak için bir araç haline gelir.
Albert Camus’nun absürd felsefesine göre, dünya anlamdan yoksundur; ancak insan, bu anlamsızlığa rağmen bir anlam üretme sorumluluğu taşır. Yok olacağının bilincinde olan insan, yaşamın beyhudeliğine karşı savaşmaktan kaçmamalıdır. Camus bu savaşa en iyi örnek olarak Yunan mitolojisinden Sisifos efsanesini gösterir. Sisifos, tanrılar tarafından bir kayayı tepenin en yüksek noktasına kadar yuvarlamaya mahkûm edilmiştir. Kayayı tepeye ulaştırdığında, kaya her defasında aşağıya geri düşer. Buna rağmen Sisifos bu işi yapmaktan vazgeçmez. Belki de yaptığı saçma bir iştir; fakat Sisifos bunun farkındadır ve bu farkındalıkla tanrılara karşı direnişini sürdürür. Veba, işte bu direnişin romanıdır.
Kitaptaki karakterlerin her biri farklı bir durumu temsil eder. Bu farklılık çok yönlü bir biçimde sunulur. Veba karşısında kimileri mücadele eder, kimileri korkuya kapılır, kimileri ise durumu görmezden gelmeye çalışır. Kitabın ana karakteri Dr. Rieux, salgın boyunca soğukkanlı bir şekilde hareket eder. Tanrı’ya inanmaz; ancak insanlara yardım etmeyi görev bilen, hastalıkla mücadele ederken “bir insan gibi davranmak” gerektiğini savunan bir hekimdir. Bu, Camus’nun saçma karşısında başkaldırı düşüncesiyle örtüşür. Ayrıca romanın sonunda anlatıcının Dr. Rieux olduğu ortaya çıkar. Bu da doktorun, Albert Camus’nun dünya görüşünü yansıttığını açıkça gösterir.
Felaketler sona erdiğinde insanlar normal hayatlarına dönmeye çalışır. Ancak yaşanan trajediler, kayıplar ve çıkarılması gereken dersler çok çabuk unutulur. Bu durum, toplumların felaketlerden gereken dersleri almadığını; tarihsel hafızanın kısa ömürlü olduğunu ve aynı hataların yeniden tekrarlanabileceğini ima eder. Bu açıdan Veba, yalnızca bireysel değil, kolektif hafızayı da sorgulayan bir yapıta dönüşür.
Kitap o kadar güzel ve akıcı ilerliyor ki içine dalıp gidiyorsunuz. Dili yalın ve oldukça sade. Olaylar dramatize edilmeden –son sayfalarda birinin ve bir çocuğun ölüm anı hariç– duygusal abartıya başvurulmadan anlatılıyor. Felsefi ağırlığı olmasına rağmen bu sadelik, okuru kitabın içine çeken güçlü bir etki yaratıyor.
Sonuç olarak, bu kitap insanı o kadar çok soruyla baş başa bırakıyor ki, ne hemen cevaplamak mümkün ne de düşünmemek. Çaresizlik ve karanlıkla örtülü bir dünyada bir şeylere tutunarak yaşıyoruz. Hayatın sıradanlığı içinde kötülük, hep bir şekilde tekrar edebilir. Ancak tüm bunlara karşın karamsar olmamalı; direnmeliyiz. Çünkü direnişe devam edersek, bir anlam oluşabilir.