Ve Tanrı kendinin bir otobiyografisini yazmaya karar verdi. Bir insan gibi hata yapan, hayal kırıklıkları yaşayan, canı sıkılan, unutkan, mizahi bir yönü olan ve hatta yapacaklarının sonunu düşünmeyen bir Tanrı ve onun ağzından yarattığı evrenin hikayesi. Yaratılış süreci bir yalnızlıkla…devamıVe Tanrı kendinin bir otobiyografisini yazmaya karar verdi. Bir insan gibi hata yapan, hayal kırıklıkları yaşayan, canı sıkılan, unutkan, mizahi bir yönü olan ve hatta yapacaklarının sonunu düşünmeyen bir Tanrı ve onun ağzından yarattığı evrenin hikayesi.
Yaratılış süreci bir yalnızlıkla başlar. Tanrı yalnızlık duygusunu gidermek için evreni yaratır ama bu duygu daha da derinleşir içinde. Tanrı yarattığı her şeyin mükemmel olduğuna inanır, ancak yarattığı evrende yalnız kalır. Bu yalnızlık hissi kendisini daha çok sorgulamasına sebep olur. O, kendisini yalnız hisseden, arayışta olan ve bir anlam arayan bir varlık olarak karşımıza çıkar. Bu, Tanrı’nın evreni yaratırken insanlara benzer bir içsel boşlukla karşılaştığını ve bu boşluğun zamanla büyüdüğünü gösterir. Tanrı’nın yalnızlık duygusu, onun insana olan derin bağlılığını da simgeler.
İnsanlarla iletişim kurmaya başladıkça aslında Tanrı'nın da insanı yönlerini daha çok kavramaya başlıyoruz. İnsanlara verilen özgür iradeyi, kötüye kullanmalarını izlerken uğradığı hayal kırıklığı onun insani yönünü ortaya çıkarmaktadır. Tanrı'nın bu karşıtlıkla yüzleşmesi, insanlığın varoluşsal sorularını gündeme getirir. İnsanlar kendi seçimlerini yapabilme özgürlüğüne sahipken, Tanrı'nın bu seçimlere nasıl tepki vereceği sorusu kitap boyunca işlenen bir tema olur.
İnsanlığın başlangıç noktasından itibaren dünyaya iz bırakmış insanları ziyaret eden Tanrı, onlarla beraber düşüncelerine ve yaptıklarına şahitlik eder. Bu kimi zaman bir peygamber kimi zaman bir düşünür kimi zaman bir sanatçı olur. Ziyaretlerinde tanıştığı bazı insanlar onun umutla hayata bakabilmesine ve dünyadaki gelişmelere şahitlik etmesine olanak sağlar. Tanrı, insanları yaratırken her birinin farklı yetenekleri, arzuları ve duygusal ihtiyaçları olduğunu kabul eder. Dolayısıyla, Tanrı'nın bu figürlere olan eşlik biçimi de onlara en uygun olan şekilde şekillenir. Tanrı, her birine kendi potansiyellerini en yüksek şekilde gerçekleştirmeleri için ilham ve rehberlik sağlar.
Tanrı'nın kötülükle olan mücadelesi, eserin bir diğer önemli temasıdır. İnsanlık tarihindeki kötülükler, Tanrı’nın yarattığı evrene ve insanlara dair derin bir sorgulama yaratır. Tanrı'nın kötülüğe karşı konumu, onu kabullenmesi ile sonuçlanır. Tanrı, yaratılışına zarar veren bu kötülükleri engelleyemez ve bu durum, Tanrı'nın evrendeki adaletin nasıl işlemesi gerektiğine dair sorulara yol açar.
Tanrı, yaratılışına karşı işlenen kötülüklere ne şekilde müdahale etmesi gerektiğini anlamaya çalışırken, adalet ve merhamet arasındaki dengeyi kurmaya çabalar. Bu, kitabın en çarpıcı felsefi tartışmalarından biridir. Tanrı'nın içsel çatışması, adaletin sınırlarını ve merhametin gücünü sorgulamak için bir araç olur.
Kitap, klasik dini anlayışlara karşı alternatif bir bakış açısı sunar. Tanrı’nın insanlarla olan ilişkisini, onların özgür iradeleri, seçimleri ve kötülükleriyle olan etkileşimlerini ele alırken, dini dogmaların ötesine geçer ve insanlık durumunu daha insancıl bir şekilde sunar.
Kitabın eksikliklerini yorumlamam gerekirse;
Batı merkezli bir bakış açısıyla Tanrı'nın insanlarla olan ilişkisini işlerken, İslam'ın Tanrı anlayışı, İslam kültürü ve Doğu felsefesinin sunduğu mistik ve ahlaki öğretileri dışarıda bırakmaktadır. Bu durum, eserin evrensel bir bakış açısı sunmasını engelleyebilir ve farklı kültürler arasındaki benzerlikleri veya farklılıkları göz ardı ederek dinler arası diyalog açısından eksik kalmasına neden olabilir.
Tanrı’nın hayatını anlatırken detaylı bir betimleme dili kullanıyor, ancak bu fazla detay bazen gereksiz bir şekilde tekrarlanıyor ve hikayenin ilerlemesini yavaşlatıyor. Özellikle bazı bölümlerde benzer ifadeler ve temalar sürekli olarak tekrar edilerek kitabın akışını monotonlaştırabiliyor.
Sonuç olarak;
Orjinal ismi "The Life of God (as Told by Himself)" olan kitap, Türkçeye "Evrenin Hikayesi (Tanrı'nın Ağzından)" şeklinde çevrilmiştir. Bu şekilde bir tercüme yapılmasının sebebi büyük olasılıkla "Tanrı'nın Hayatı" ifadesinin tepki çekebileceği düşüncesidir. Kitap, 1996 yılında yazılmış olmasına rağmen, zamanın çok ötesinde bir perspektife ve temaya sahip. Yazarın o tarihte yaptığı öngörülerin günümüze kadar ulaşması ise takdiri hak eden bir durumdur. Yaratılış sürecinden itibaren göz önüne aldığı tarihsel gelişmelere yer vermesi, eserin tarihsel bir yolculuğa çıkaran bir yönü olduğunu yadsınamaz şekilde bizlere kabul ettiriyor.
Okunması gereken bir kitap; dini ve felsefi boyutları ağır basan insani bir Tanrı'nın insani maceraları diyerek incelememi noktalıyorum. Ferrucci, Tanrı'nın bakış açısından evrenin ve insanlığın yaratılışını anlatırken, hem derin düşünsel bir yolculuk sunuyor hem de Tanrı'nın insani bir perspektiften yaşadığı maceraları betimliyor. Kitap, okuyucuyu sadece dini temalarla değil, aynı zamanda felsefi sorularla da karşı karşıya bırakıyor.