IMDb listesinde 10. sırada yer alan Inception (2010), Christopher Nolan’ın yazıp yönettiği, modern sinemanın en özgün ve etkileyici yapımlarından biridir. Bilinçaltı, rüya ve gerçeklik kavramlarını merkezine alan film, yakın geleceğe göz kırpan temalarıyla dikkat çeker. Filmin değerlendirmesine ve özetine geçmeden…devamıIMDb listesinde 10. sırada yer alan Inception (2010), Christopher Nolan’ın yazıp yönettiği, modern sinemanın en özgün ve etkileyici yapımlarından biridir. Bilinçaltı, rüya ve gerçeklik kavramlarını merkezine alan film, yakın geleceğe göz kırpan temalarıyla dikkat çeker.
Filmin değerlendirmesine ve özetine geçmeden önce Christopher Nolan hakkında kısaca değinmek istiyorum. Kendisiyle ''Memento'' filmi sayesinde tanışmıştım. Filmi ilk izlediğimde ne kadar karmaşık olduğunu düşünüp epey zorlandığımı hatırlıyorum. Hikayeyi tam anlamıyla kavrayabilmek için filmi iki-üç kez daha izlemem gerekmişti. Daha sonrasında diğer yapımlarını izledikçe, Nolan’ın kendine has bir anlatım dili olması ve neredeyse hiç kötü filminin bulunmaması ona hayran olmam için yeterli oldu.
Başlarda filmlerinde karmaşık anlatımı ön planda tutsa da, zamanla bu dili daha dengeli hâle getirdiğini söylemek mümkün. Filmlerinin bu denli başarılı olmasında Nolan’ın çok yönlü bir sinemacı olmasının da büyük payı vardır. Kendisi senaristlikten yapımcılığa, kurgu ve sinematografi süreçlerine kadar pek çok alanda söz sahibidir. Bu da ortaya çıkan işlerin kalitesini doğrudan etkiler. Nitekim Nolan’ın filmlerinin büyük bir kısmını IMDb’nin en iyi filmler listesinde görmek mümkündür.
Gelelim Inception filmine… Film, insanların rüyalara girebildiği bir zaman diliminde geçer; bunu yakın gelecek olarak değerlendirmek mümkündür. Bu konuda uzman kişiler, başkalarının rüyalarına girerek bilinçaltındaki fikirleri çalar ve bu fikirleri belirli amaçlar doğrultusunda kullanan kişi ya da kurumlar adına çalışırlar.
Bu alanda en yetenekli isimlerden biri Dom Cobb’dur(Leonardo Di Caprio). Cobb, rüyalar aracılığıyla yapılan bu çıkarma işinde son derece profesyonel olmasına rağmen, geçmişte yaşadığı travmalar ve suçluluk duygusu nedeniyle içsel bir mücadele içindedir. Eşinin ölümünden dolayı yaşadığı ülkeye gittiği an yakalanma durumu olacağı için bir arayış içindedir. Bu nedenle çocuklarına kavuşabilmesinin tek yolu, kendisine teklif edilen son ve en zor görevi kabul etmesidir.
Bu görev, şimdiye kadar yapılanlardan çok daha farklıdır. Amaç bir fikri çalmak değil, bir fikri bilinçaltına yerleştirmektir. Yani imkansız olduğu düşünülen “inception” fikrini gerçekleştirmek. Cobb, bu görev için topladığı ekibiyle, rüyalar içinde rüyalarla örülü çok katmanlı yapıda başarmak zorundadır.
Klasik bilim kurgu filmlerinin aksine Inception, gerçeklik algısını son derece güçlü bir biçimde ele alır. Film, yaşadığımız dünyanın ne kadarının gerçek, ne kadarının zihnimizin bir ürünü olabileceğini sorgulatır. Uyandığımızda etkisinden uzun süre çıkamadığımız rüyalar ve bu rüyaların başlangıç anlarını hatırlayamamamız gibi durumlar, rüya ile gerçek arasında sıkışıp kaldığımız anlara dikkat çeker. Bastırdığımız duygular ve hatıraların, bilinçaltında ne denli güçlü bir etkiye sahip olduğunu görmemiz filmin çarpıcı yönlerindendir. Ne kadar rüya da olsa bu duygular rüyamızda bile karşımıza cıkıp bize kaçmanın mümkün olmadığını gösterir.
Film aynı zamanda zaman kavramını ve fikirleri alışılmışın dışında ele alır. Rüya katmanları derinleştikçe zamanın farklı hızlarda akması, izleyiciye zamanın mutlak değil, algısal bir olgu olduğunu hissettirir. Fikirler ise en tehlikeli ve en güçlü virüsler olarak tanımlanır. Bir fikrin insan zihnine yerleştirilmesi, bireyin özgür iradesini ve kararlarının ne kadar kendisine ait olduğunu sorgulatır.